Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

“Ey İman Edenler, İman Edin!”

Hatice Kübra Tavacı
Hatice Kübra Tavacı
  • 06.08.2013

“Ey İman Edenler, İman Edin!”

Her yıl gelen Ramazan ayıyla beraber hayatımız değişiyor. Kendimizi otuz günlük bir kampa almış gibi namazları camide kılıyor, mukabeleler yapıyor, hatimler kaldırıyor, hayır hasenat işleriyle uğraşıyoruz. Günün çoğu vaktini sakin köşelerde yahut evde geçiriyor, uhrevi şeylerle meşgul oluyoruz. Manzarası güzel bu Ramazan hallerinin, gittikçe sakatlaşan zikrimizle beraber yalnız seyirlik kalması üzücü maalesef…

Ramazan’ı aç kalmadan ibaret görüp iftar saatini büyük bir sabırsızlıkla beklemek Peygamber’in orucuna benzemiyor sanki. Cami çıkışı cepten çıkarılan beş, on lirayla komşuya gönderilen bir tabak yemek de Ramazan’ı anlatmıyor sanki. Verilen iftar davetlerinin menülerdeki yarışımızı gözler önüne sermesiyle beraber o sofra başlarında ezanı beklerken Suriye’den, Filistin’den başlayıp Afrika’ya uzanan mazlum kardeşlerimiz için dua etmeyi de unutmuyoruz. Yalnızca Ramazan’a mahsus hatırladığımız miskinlerin sıkıntılarının parasını verdiğimiz bir kumanyayla biteceğini düşünüp kendimizi salih kullardan sanma cüretini gösteriyoruz bir de.

Tüm bu yaptıklarıyla tatmin olan bizlerin, unuttuğumuz bazı şeyler var oysa. Mesela ezanı beklerken duasını ettiğimiz mazlum kardeşlerimizle alakalı kötü haberler Ramazan ayının gelişiyle vuku bulmuyor. Mesela iki gün önce Suriye’de öldürülen 191 kişi için üzülürken biz; yıl içinde farklı zamanlarda da bundan üç yıl önce de aynı rakamlarla seslerini duyurmaya çalışıyordu onlar. Mesela her gün anlamını bilmeden namazlarımızda okuduğumuz Duha Suresi’nde geçen yetimlerin UNİCEF’in 2009 tahminlerine göre dünyanın en büyük 7. nüfusunu oluşturduğunu ve toplam sayılarının 165 milyon civarında olduğunu da bilmiyoruz elbette. Parasını verdiğimiz kumanyaların bu milyonlara “yetip de artacağı” düşüncesi “yetip de artıyor” bize. Mesela Ramazan için rafından indirdiğimiz Kuran’ı, Peygamber’in hiç rafa kaldırmadığını ya da Ramazan’a özel çekilirken evlerimize, kendimizi dünyalık şeylerden (!) alıkoyarken Peygamber’in bu ayda Mekke’yi fethe çıktığını da bilmiyoruz.

Peygamber’in dünyalık algısının dışında bir dünyalık algısıyla, Peygamber’in orucuna benzemeyen bir oruçla ve Peygamber’in sadakasıyla ilişiği olmayan bir sadakayla Ramazan açılımı yapıyoruz yani. Yani hangimizin daha Müslüman olduğunu, hangimizin daha güçlü olduğunu göstermek için “Sen mi hilali görürsün, ben mi iyi hesap yaparım?” diyoruz birbirimize.

Evet. Hem de pek bir acınacak haldeyiz. Kendimize karşı kendimizi kandırmaya çalışıyoruz. Zalimden, zulümden, hakiki Ramazan’dan bihaber olmak kanımıza dokunmuyor. Bilakis bilmemeyi yeğliyoruz. Bilip de sorumlu olmaktansa “Bu devran böyle gelmiş, böyle gider” diyoruz. Yanlışı fark etmek onu düzeltmekle uğraştıracak diye “Doğrudur” demeyi tercih ediyoruz. Kendimizi “adam” etmezsek eğer, ne hakiki Ramazan’ı yaşarız ne de daha iyi bir Müslüman oluruz. Yalnız Kuran’ı rehber edinmeyi salık veriyor bizi Yaratan. Ne diyor Nisa 136’da: “Ey iman edenler, Allah’a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin.”

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.