Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Dengelerde Kayboldu mu Ümmet?

Hatice Kübra Tavacı
Hatice Kübra Tavacı
  • 01.07.2013

Dünya’nın çeşitli yerlerinde bulunan Müslüman ülkelerden yükselen çığlıklar hiç durmuyor. Öyle ki katlanarak artırıyor acımız. Geçen zaman bir şeylerin çaresi değil sanki bu defa. “Sanki bu defa” daha çok kaybediyoruz. Kaybetmek deyince de sızlıyor içimiz. Zira “bu defa” İslamlığımızdan kaybediyoruz. Dengeler var mesela hayatımızda. Mesela hesabını veremeyeceğimiz halleri yaşam tarzı belleyip rahatın ve paranın tadını çıkarmayı planlıyoruz. Yalancı cennet gibi önümüze konulan, gözümüzün gördüğü birkaç güzellik komik bir şekilde mücahitliğimizi alıp götürmeye ve bizi susturmaya yetti. Üstelik bu işte ne ayıp, ne abes kaldı.
Arakan’da bir Müslüman’ın nefes almaya hakkı yokken, bir Budist’e çarptı diye öldürülürken, hacca gitmek, kurban kesmek, toplu namaz kılmak ve Müslüman bir gencin evlenmesi yasakken, genç kızlar namuslarına halel gelmesin diye kendilerini denize atarken bizler; ekonomiden payımıza ne düştüğünü hesaplayıp hangimizin açtığı vakıf binası, yurt daha göz alıcı olacak yarışındayız…
Doğu Türkistan’da namaz kılan öğrencilere, sakal bırakan erkeklere ve mütesettir hanımlara fiziki ve parasal cezalar uygulanırken, dini yayınlar neşretme ve dağıtma hapis cezasıyla karşılık bulurken, Müslümanlara karşı “Komünist Partinin dini siyaset teorisini öğrenelim” adıyla eğitim kampanyaları başlatılırken, “Radikal, dini akımlara karşı koyalım ve yasadışı dini faaliyetlerin yasaklanmasını hep birlikte gerçekleştirelim” sloganları havada uçuşurken ikiyüzlü kahramanlıkların peşine düşüyoruz.
Çeçenistan’da mücadele hala devam ederken, hakkında söylenen pek çok şeyle beraber alenen Rus hükümetiyle işbirliği yapan Ramazan Kadirov’un mücahit ölüm listesi hayata geçirilirken biz; Türkiye’ye sığınan ve cuma namazı çıkışı şehit edilen Bang-Khazh Musaev, Rustam Altemirov, Zanurbek Amriev isimli çeçen mücahitleri koruyamamanın utancını hissetmemekteyiz. Bunun da ötesinde Çeçen sığınmacılara mülteci statüsü vermekten aciziz.
Tüm Müslümanlar adına Kudüs’ü koruyan, bu yükü taşımak uğruna dünya hayatına dair her şeyden vazgeçen, İsrail’e boyun eğmeyen Filistinlilere şahit olmamıza ve Mavi Marmara hadisesini yaşamamıza rağmen hala yürürlükte olan askeri anlaşmalarımızı ne ile açıklayabiliriz ki?
Suriye’de üç yıldır süregelen direnişi olması gereken noktada değerlendirmeyip bir gözü kapalı seyrettiğimiz, devlet politikasında kınamalardan, şiddete son çağrılarından öteye gidemediğimiz ve Suriye’de işlerin bu noktaya gelmesinde öyle ya da böyle etkimizin olması ayan beyan ortadadır. Nihayetinde en son Suriye için Obama’ya selam çakmamızı da ne kendimize ne de bir başkasına açıklayabiliriz.
Ümmetlik konusunda beceriksizliğimiz örnekleriyle aşikârdır. Müslüman kimliğimiz muhtelif anlaşmalarda ve görüşmelerde kaybolup gitmiştir. Adalete sevgimiz ise bir yanı öksüz halk bazında ve sivil toplum örgütlerinin çalışmalarıyla varlığını sürdürmekte. Ümitli olmalı mıyız kendimizden? Müslümanca bir dünya görüşünü hayatımızda hâkim kılabilir miyiz? Yahut “van minüt”ün ötesine geçip somut adımlar atar hale gelir miyiz? Elbette, neden mümkün olmasın ki? Biz de bir gün kendimize geliriz. Biz de bir gün denge sözcüğünü lügatlarımızdan sileriz.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.