Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Biz

Hatice Kübra Tavacı
Hatice Kübra Tavacı
  • 01.09.2013

Biz

Kendi ölülerimize ağlıyoruz yalnız. Vicdanımızın kotası var. İnsan olmak değil asıl faktör. Fikrimizin birlikteliğine bağlı her şey. Çıkarlarımızın “aynılığı” bizi “aynı” yolda kılar ancak. Haksızlık bize yapılırsa haksızlıktır. Canımız yanarsa eğer sesimizi yükseltiriz. Müslüman olmanın farklı olmak demek olduğunu anlayamayız. Kitleleri onlar ve biz diye ikiye bölüp “Onlar bizim ölülerimize susuyorlar.” deriz. Bunu derken de onlar dediğimiz kitlenin ölülerini görmeyiz. İyi ve kötünün bir anlamı yoktur artık. “İyi nedir? Kötü nedir?” soruları anlamsızdır. Neye göre iyi, kime göre kötüdür artık. Biz yani kitleler, kavramları dahi bozduk. Biz yani kitleler, kendimizi bile ifade edemeyiz. Biz yani kitleler, günlük hayatta ne kadar iyi anlaşıyorsak birbirimizle; fikirlerimizle bir o kadar savaştayızdır.

“Neden biz zulme uğradık? Neden bizim bacılarımızın başlarındaki örtüye dokunuldu? Neden 28 Şubat Müslümanları sindirme operasyonuydu?” diye bas bas bağırırken biz; onların çığlıklarını duymayız. Diyarbakır zindanlarından yükselen ses bizi ilgilendirmezdi. Ya da Mamak’ta yalnızca bizimkiler vardı işkence gören. Dersim, Madımak, Başbağlar, Uludere vb. isimler biz ve onlar ayrımının ta kendisiydi işte. Ölen/öldürülen kişilerin kimlikleri, hangi etnik gruba dâhil oldukları, hangi dine mensuplukları veya mezhepleri mazlum olmanın kriterleriydi.

İran’da Şah gitmiş ve İslam devrimi olmuştu. Memleket ne ala! Emperyalizme uşaklık etmeyen, ABD’ye ve Siyonist İsrail’e başkaldıran bir devlet vardı karşımızda. Humeyni’yi hepimiz çok severdik, Ahmedinejad pek mübarek adamdı. Hemen akabinde Lübnan Hizbullah’ı İsrail’e posta koymuştu. Nasrallah bizim zaferimizdi.

Sonra bir gün her şey değişti ve biz ne yapacağımızı bilemedik. Artık biz de yani kendi içimizde de farklı konuşmaya başladık. Bir kısmımız “Libya sömürü haline gelmesin. Uyanık ol!” derken diğer bir kısmımız “Bu bir özgürlük savaşıdır” dedik. Ama Mısır’a devrim lazımdı. Hem fikirdik bu konuda. Tunus’u uzaktan duyduk. Net olmaya gerek yoktu. Devrimler bahardı neticede.

Bir gün baktık ki Suriye de girmiş bu bahara. Ne demek! Nesi vardı Suriye’nin? Tam da aramız düzelmişken… Nasıl olur? 1982 Hama katliamı yeniden sahneleniyor işte. Olmaz efendi olmaz! Amerika’nın eli var bu işte. İran, Esed’e destek veriyormuş. Bak Nasrallah da yardım ediyor. Burada özgürlük yok, düpedüz iç savaş var. Resmî rakamlar ölü sayısı 100 binin üzerinde diyor, ama geç hele sen bunları…

Biz bunları düşünürken kocaman bir 3 yıl geçmiş. Mısır’ın taze devrimine darbe yapılmış. Devrimin simgesi Tahrir, darbenin simgesi olmuş. Sıkıntılı geçen 3 yılın ardından gelen darbe bizi “R4BIA” hareketiyle kenetlemiş birbirimize. Var gücümüzle her meydanı Adeviyye yaptık. Ancak Suriye’nin baharını unuttuk. Ötekileştirdiğimiz dünyada “bizin” bölünmesindense varsın duymayalım bu sesi dedik. Ablalar, ağabeyler… Mevzuumuz derin, mevzuumuz büyük… Biz pasif iyileri, biz yanlı iyileri Allah ıslah etsin.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.