Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Türkiye Kuşatması – I Ekonomi

Doların TL karşısındaki değer kazanımı her ne kadar (devletin müdahalesiyle) hız kesmişe benzese de tehlike henüz geçmiş değil. Dikkatimizi çeken, soysal medya aracılığıyla başlatılan dolar bozdurma kampanyası ise gerçekçilikten çok uzak. FED’in (Amerikan Merkez Bankası) faizleri artıracağını bildirmesi ve Türkiye’nin yüksek cari açık veren bir ülke olarak sürekli USD girişine ihtiyaç duyması bunu iyi niyetten öteye taşıyamaz. Bugünkü durumda siyasi ve jeopolitik risklerin bu kadar büyümüş olduğu bir ortamda doğrudan yatırım girişi sağlamakta ise zaten zorlanıyoruz. Konuya hâkim olmayanlar için tüm bunların sebebini ve etkenlerini daha iyi kavrayabilmek adına önce paranın ortaya çıkışı, banka ve faiz gibi kavramları tahlil etmemiz gerekiyor.

Mesela sanılanın aksine Banknot paraları devletler basmaz, bu işi genellikle Anonim Şirket olarak kurulan merkez bankaları yapar.

7066f7c7-5fc1-4185-b8e0-5936d837911aCebinizdeki herhangi bir kâğıt banknota baktığınızda TÜRKİYE CUMHURİYET BANKASI yazısını görürsünüz. Yani Türk Lirası yarı özel konumunda olan bir şirket tarafından basılmıştır, piyasadaki madeni paraların üzerinde ise TÜRKİYE CUMHURİYET(İ) MERKEZ BANKASI yazar yani devlet tekelindedir, lakin piyasadaki paranın toplamı göz önüne alındığında bu para ancak çerez mahiyetindedir. Diyelim ki devlet 1 milyar TL’lik para basmak istedi. ‘Ne var canım basıversin’ diyeceksiniz. Hayır! Öyle kolay değil. Koca Devlet Baba aynı sizin gibi bir konumda. Borç verecek kurum aramaya başlar. Bu amaçla adına hazine bonosu veya devlet tahvili denen kâğıtlar üretir. Ne olarak isimlendirildiğine ve küçük farklara bakmayın. Devlet tahvili denen şey işlevsel olarak borçlanma senedinden başka bir şey değil. Sonra o ülkedeki çeşitli düzenlemelere göre Merkez Bankası, diğer bankalar veya dış ülkeler bu cicili bicili kâğıtları belli faiz geliri elde etme karşılığı satın alırlar. Yani devlete bu faiz yüzdesiyle borç verirler. Devlet, borçlanabildiği miktardaki tahviller karşılığında Merkez Bankasından para basmasını talep eder. Merkez Bankası da bu parayı havadan borca dayalı olarak yaratır. Sistemin en büyük açığı ise çarkın faizli borçlanmayla dönmesidir yani ne kadar borç eşittir o kadar para. Yani Devlet resmen bankaların boyunduruğu altındadır. Sanırım Cumhurbaşkanımızın geçtiğimiz aylardaki Merkez Bankasına faizleri düşürün çağrısı şu anda aklınızda anlam kazanmaya başlamıştır.

Şimdi ise tüm bunları bir kenara alalım ve küresel anlamda siyasetin, manipülasyonun Dolar ve Türk Lirası üzerindeki etkisini ve hepsinden önemlisi konu başlığımız naçizane gözlemimiz olan EKONOMİK KUŞATMA’ya gelelim. Neden kuşatma dediğimizi ise örnek vereceğimiz manipülasyon ve hamlelerle anlatmaya çalışalım. Doların tırmanışında rekoru gördüğümüz günlerde geriye doğru çıkarım yapmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. Zira tam Doların rekor seviye olan 3.53 gördüğü saatlerde Enerji Bakanı Berat ALBAYRAK’ın sansasyonel mahiyetteki mailleri Wikileaks tarafından yayınlanmış[1], birkaç gün sonrasında sanki Türk Lirası’nın değer kazanmasını engellemek istercesine Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Fitch Türk Bankaları’nın 2017 görünümünü durağandan negatife çevirmişti[2]. Dolar düşürmek için birileri tarafından yapılan Amerika’dan Türkiye’ye yönelik para trafiğinin önünün kesilmesi.[3] Kuveyt Türk gibi Türkiye’nin en büyük Katılım Bankası’na uydurma delillerle Nusra, Işid gibi terör örgütlerine destek verdiği iddiasıyla dava açılarak itibarsızlaştırmaya zora sokmaya çalışılması gibi etkenler. Yani FED’in faiz artımını duyurmasıyla[4] Doların değer kazanacağını belli etmesi yetmezmiş gibi bir de Türk Lirası değersizleştirilmeye çalışıldı. Aslında bu kuşatma yıllardır resmi ve gayri resmi şekillerde sürdürülmekte, bazen işbirlikçileri ile bazense dışarıdan…

Son olarak John PERKİNS[5] isimli bir kişiden bahsedeceğim size, kendisini bir Ekonomik Tetikçi olarak adlandırıyor. Dünya Bankası ve IMF’nin gelişmekte olan ülkeleri kıskaçlarına almak için kurulan düzenden bahsediyor. IMF’nin söz konusu ülkelerin ekonomilerini ele geçirebilmek için verdiği savaşı anlatıyor, üstelik zamanında kendisinin de bu yapıya dahil olduğunu not ederek. Buna hem şahıslarıyla hem de ülkeleriyle birkaç örnekte veriyor; İran, Panama, Guatemala ve Ekvador gibi…  Peki, bu iş nasıl oluyor? Tetikçiler önce Devlet Başkanlarına, Bürokrasiye ve hatta Orduya nüfuz etmeye çalışıyorlar, mesela düşünün bir Devlet Başkanı herhangi bir durum ya da yerde başka bir Devlet Büyüğüne Anayasa kitapçığı fırlatsa ne olur? Yahut (ithal!) Bakan bir çözüm müdür yoksa dayatma mı? Eğer Tetikçi burada başarısız olursa, devreye ‘’ÇAKAL’’ diye tabir ettikleri operasyonel ekip giriyor. Sonrasında ne hikmetse hikâye bizimkiyle biraz benzer Gezi Parkı olayları (gibi!) tabir edebileceğimiz halkın küçük bir kısmının katıldığı, ama uluslararası medyada sanki ‘bütün ülke katıldı’ algısıyla yaygara kopartılan eylemler, Devlet Başkanlarına suikastlar, hatta darbeler! Sonrasında güya kalkınması için ülkeye yüksek faizli paralar veriliyor, üstelik parayı kullanabileceğin alanlar onlar tarafından belirlenip ve yine onların şirketleri tarafından üstleniliyor. Yani para aynı elde kalırken yüksek faizlerle devlet boyunduruk altına alınıyor. Kısacası ana hatlarıyla çizmeye çalıştığımız bu olaylar örgüsünün merkezi Türkiye’dir.

[1] https://wikileaks.org/berats-box/makale

[2] http://www.bigpara.com/haberler/ekonomi-haberleri/fitchten-kritik-turk-bankalari-degerlendirmesi_ID1436060/

[3] http://washingtonusapoint.blogspot.com.tr/2016/12/new-york-mellon-bankasnn-turkiyeye.html?m=1

[4] http://www.fortuneturkey.com/fed-baskanlarindan-faiz-artirimina-yesil-isik-41090

[5] https://en.wikipedia.org/wiki/John_Perkins_(author)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.