İyi Bilirdik!
Günün birinde ola ki emr-i hak vaki oldu ve Fethullah Gülen Hoca efendi musalla taşına kondu. Arkasında saf tutan bir kısım mümin hocanın her fani için sorduğu o meşhur soruya muhatap oldu. “Merhumu nasıl bilirsiniz?” “İyi bilirdik” mi diyeceğiz? Böz öyle bilirdik inanırdık amma velakin bir şeyler oldu da dünya tersine döndü sanki. Hoca mı şaştı biz mi şaştık yanıldık anlayamadık. Hocanın Pensilvanya aşkı vatan aşkına baskın mı geldi desek, gurbette vuslat mı yaşıyor mu desek ne desek bilemedik. Nevrimiz döndü. Zaman gazetesi isimli bir mevkute yayınlıyorlardı. Hep hoşgörüden bahsediyor, ipsiz soysuz, bizden olmayanlarla nasıl bir arada yaşayacağımızın formüllerini yayınlayıp duruyorlardı. Nede olsa hoşgörülü adamların çıkardığı bir mevkuteydi. Fakat ne olduysa oldu bunlar hoşgörüyü filan bir kenara attılar SALDIRIYA geçtiler. Olmayan hırsızları kovalama yarışmasının neredeyse birincisi ilan edilecekler. Cumhuriyet, Hürriyet, Sözcü, Aydınlık, Karşı, Yurt ne kadar muhalif çapulcu sözcüsü basın yayın organı varsa hemen hemen hepsi geride kaldı. Onlar nal toplamakla meşgulken Zaman’ın atakları devam ediyor… Öbür yandan Zaman ’sız saman olmaz hesabı SAMANYOLU TELEVİZYONU devreye giriyor. Onda da gördüklerimize inanamayacağımız evrim mi desek devrim mi desek bir haller yaşanıyor. Konukları birisi var ki ağzından bal damlıyor sanki. Bu ANTALYA Büyükşehir Belediye başkanım Mustafa Akaydın değil mi? Evet evet o. Adam ne hizmetler yapmış mışı mış da milletin haberi yokmuş meğer. Almanların bira festivalini Antalya’da düzenlemek gibi bir icraata imza atan Akaydın, festival esnasında fazla içkiden bir gencin ölümüne sebebiyet vermekle suçlanınca tarihe geçecek meşhur… “Adam içmesini bilmiyorsa ben ne yapayım kardeşim!” cevabını vermişti. Bu haberi televizyon programını seyredince Zaman gazetesinde okumamış mıydık acaba? Demekten de kendini alamıyor insan. Eee zaman bu… Köprülerin altından çok sular katı. Belli. At izi ile it izi birbirine karıştı. …Ve birdenbire yağmurlar yağdı şimşekler çaktı… Pensilvanya taraflarından gök gürlemesini andıran beddualar yükseldi. “Evlerine ateş düşsünnn, ocakları sönsünnnn” İyi tamam da Hocaya bir haller oldu. Bu feryat bu figan pek hayra alamet değildi. Mavi Marmara sulara gömülse, Gazze, Filistin çatlasa, yerle yeksan olsa kılını kıpırdatmayan bu adam neden böyle celallenmişti? Onu harekete geçiren şey neydi acaba? Hâlbuki yüreği İsrail’de öldürülen masum çocuklar için bile atacak kadar saf bir adamdı. Muhabbet tellalıydı. Etrafında halkalananlarda muhabbet fedaileriydi. Ne oldu? Muhabbet bağının bostanını mı soymuştu hırsızlar. Bütün mesele bostan kavgası mıydı neydi? Bediüzzaman Tarihçe-i Hayat’ında “…Bizi ezmek isteyen gizli kuvvete DALKAVUKLUK ETMEK gibi tedbirleri yapanların zarardan başka hiçbir menfaatleri yoktur… (Sh.431) diyor. Zarardan başka menfaati olmayacağı beli bu yapının hala koçlar ve sol ile kol kola ortalığı kasıp kavurması, kendi kendine harakiri yapması manasına gelmez mi? Oturup bunların kendilerini tüketen anlayışlarını izlemek insana azap veriyor dersem bana inanır mısınız? Zira biz bu adamı iyi bilirdik… Şimdi daha iyi bildik. KİM BU? Pensilvanya borazanı diye bir alet duymamıştık ama bu saatten sonra YAKIŞIR mı diyelim?