İflasının İlanı 80 Yıl Gecikmiş Eğitimimiz

Yayınlama: 31.08.2013
Düzenleme: 22.04.2015 17:07
1.132
A+
A-

İflasının İlanı 80 Yıl Gecikmiş Eğitimimiz

Nasreddin Hoca fıkrasındaki bindiği dalı kesen adamın işin sonunda daldan düşeceğini daha dalı kesmeden biliriz. Kessin bakalım canım belki düşmez demek, apaçık cahillik değilse bindiği dalı kesen adama hainlik etmektir.

1924-26 yıllarından bu güne kadar eğitim sistemimiz şöyle bir süreç takip ettiğini bindiği dalı kesen adam fıkrasına geri dönerek izah edelim. Adam sonunda daldan düşmüştür, etrafına bilmediğini bilmeyen türden cahiller ve düşeceğini bildiği halde kesmeye teşvik eden hainler toplanmıştır. Dal çürüktü, zaten inecekti ama inmesini bilemedi hem baksana daha ölmedi gibi sudan bahaneler uydurup, adamı tedavi ettikten sonra daha sağlam bir ağaca çıkarıp tekrar bindiği dalı kestirdiklerini ve tekrar düştüğünü gördükleri halde inatla buna devam ettiklerini düşünün. Her düşüşte; kesici aleti değiştirelim, kesme pozisyonunu değiştirelim, başka birini çıkaralım gibi değişiklerle cahilane ve hainlikle devam ettirilen bu işlem, başlangıçtan günümüze kadar devam eden bir strateji olmuştur.

Daha başlangıçta iflas bayrağını çeken eğitimimiz, her 20-25 yılda yapılan değişikliklerle günümüze kadar gelmiş, ne başlangıcında ne aralarda ne de günümüzde bu eğitim iflas etmiştir diyen ve bunun izahını derinlemesine ortaya koyan bir eğitim düşünürü çıkmamıştır. Daldan düşme olayının özü-sebebi “bindiği dalı kesmek” olduğu gibi, eğitimimizin iflasının özü-sebebi apaçıkken, bilenler konuş-a-mamış bilmiyenler ise susturulamamıştır. Başlangıca dönerek izah edelim iflasın sebebini.

Maarif Vekilliği’nin daveti üzerine 1924’te memleketimize gelerek incelemelerde bulunan Colombiya Üniversitesi Profesörlerinden John Dewey’in eğitim sistemimize etkisi büyük olmuştur. Uzun incelemelerden sonra hazırladığı yüz sayfalık rapor eğitim sistemimizin temelini teşkil etmiş, köy enstitüleri bu sistem ölçü alınarak kurulmuş, öğretmenler bu tarzda yetiştirilmiş ve görev yapmışlardır.

Şimdi ne var bunda diyeceksiniz, adam Pragmatizmin aletçilik ekolünün kurucusu büyük bir düşünür. Size katılıyorum aynen öyle. Garip olan olaylar bundan sonra gelişiyor. ABD bu düşünürü ilkokulları organize etmeyle görevlendiriyor ve önüne her türlü imkanı sunuyor. Sonuçta bir müddet devam eden eğitim sistemi çöküyor. Pragmatist (Faydalıysa doğrudur) bir dünya görüşüne bağlı olan ABD, faydasını görmediği John Dewey’in eğitim organizasyonundan hemen vazgeçmiş, iflasını vermiştir. Bu iflasın sebeplerini enine boyuna inceleyerek izahını da yapmışlardır. Kitaplık çaptaki bu izahları Amerikalı bir düşünür olan Alexi Carel bir cümleyle şöyle özetleyivermiş: “Müşahhas çocuk çerçeve programa sığmadı.”

ABD pragmatist bir dünya görüşüne (ahlâkına) bağlı olduğundan bu görüşe bağlı olan düşünürlerinin düşüncelerine önem vererek bu iflastan kurtulmuş, zararlarını telafi ederek eğitimde kendi kültürüne uygun önemli atılımlar gerçekleştirmiştir.

Bu sebeple nasıl daha başlangıçta iflas ettiği değil de, ne gibi aksaklıklar sonuca götürmüyor tarzında açıklamalar yapılarak bu haince tutum günümüze kadar sürdürülmüştür. Bu açıklamaları bile (üretip müşterisine pazarladığı malın bozuk çıktığı şikayeti üzerine, kullanım hatasından dolayı bozmuşsunuz diyerek kendi malını savunan ve müşteriyi ihmalle suçlayan imalatçı firma gibi) batılılara yaptırmışız. Meselâ 1933-34 yılları arasında Türkiye’ye gelen Amerikalı bir grup uzman incelemelerinin sonucunda bir rapor yazarak (Kemerrer Raporu) eğitimdeki aksaklıkları ekonomiye bağlayıvermiş. Yani ‘dal çürük ondan düştünüz, dalı sağlamlaştırın’ tavsiyesi.

İşin daha garip olan tarafı, kendi ülkesi olan ABD’de kurduğu eğitim sistemi çöken John Dewey Türkiye’yi ziyarete geldiğinde kendisini hayretler içinde bırakan bir durumla karşılaşır. Kendi ülkesinde üstelik her türlü imkan verildiği halde çöken eğitim sisteminin, her türlü imkansızlıklar içindeki Türkiye’de tıkır tıkır işlediğine şahit olur. Ülkesinde ve dünyanın birçok yerinde verdiği konferanslarda Türkiye’deki eğitimi model olarak gösterir. Dünyada bugüne kadar hiçbir devletin eğitim sistemimizi model olarak aldığını görmediğimizden numunelik olarak tarihe geçtiğini de belirtelim. İşin özü şudur ki, Türkiye’nin o zamandaki olağanüstü şartları sebebiyle batıdaki hangi düşünürün eğitim sistemini alırsanız alın tıkır tıkır işlemek zorundadır.
Atların yarıştığı bir hipodrom düşünelim. Atlar belli bir fasit dairede birbirini geçmek için olanca güçleriyle koştururlar. Başlangıcından günümüze kadar tüm öğrenciler, adına IQ denilen (çoklu zeka çıktıktan sona rafa kaldırılan) ölçüye uygun olarak sorulan soruları cevaplayabilmek için yarış atları gibi koşturulur, öne geçenler üniversiteye yerleştirilirken, başarısız olanlar yeniden yarıştırılmak üzere eğitim hipodromunda yerlerini alır. Hipodromun dışına çıkılmayan fasit bir koşuşturmacadır ki bu, dünya görüşüne sahip olamayanların usulüdür. Yarış atlarının koşması üzerine bina edilen eğitim sistemimizde sadece John Devey’in değil, Batılı hangi düşünürün modelini uygularsanız uygulayın iflas etmez. Nitekim daha sonra Alman eğitim düşünürü Alfred Kühne (1925), Fransa’dan Bay ve Bayan Ruatelet (1927), Belçikalı uzman Omar Buyse (1927) gibi burada isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz yabancı düşünürlerin akımına uğramış, hemen hemen hepsi atların daha iyi koşabilmesi mantığıyla hareket ederek tavsiyelerde bulunmuşlardır.

Her dünya görüşü maksatlıdır ve kendine uygun bir gidiş yönü vardır. Yapılan yanlışlıklar, uygunsuz faydasız gidişat bu ölçüye göre tespit edilir ve zararı telâfi edilir. Hayatın ve zamanın maksatlılığı, hipotram mantığıyla hareket eden yani çizilen çerçeve programların dışına çıkamayan fasit dönüşleri hemen çağın gerisine iter. Köy enstitüleri çağın gerisinde denilerek tarihin çöplüğünde yerini alırken, “Tevhidi Tedrisat Kanunu” deline deline kevgire döndürülmüş, adı var kendi yok hesabı raflarda tozlanmaya terk edilmiştir.

Bir ilmin, insanın ve sistemin hakikati sonunda belli olur gerçeğini ölçü alarak konuşursak, zamanında iflası verilip kökten kazınması gereken eğitim sistemimiz, bu iflas veril-e-mediğinden restore edile edile, günümüzde insanı ikibüklüm eden sırttaki kambura dönmüştür. Devletin özel okullar söylemi ve gayreti artık taşınmakta zorlanılan bu yükten kurtulma gayretidir.

AKP’nin dillendirdiği, bazı kesimlerin tepki verdiği özel okullar kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu zaten uygulama imkanı kalmamış, adı var kendi yok “tevhid-i tedrisat” kanununun bitişinin resmi ifadesidir. Hakem düdüğü eline almış saatine bakarak uzatmaları oynatıyor. Esas mesele bizim bundan sonra çocuklarımızın geleceği için ne yapacağımızdır.

Adaletin boşluğundan çek-senet mafyalarının ortaya çıkması ve ters yönden adaletin bu boşluğunu doldurur gibi durmalarına benzer bir durum da Milli Eğitim sistemimizin boşluğundan ortaya çıkan dersane gerçeğidir. Bu sistemde dersaneler işin olmazsa olmazı gibi duruyor. Kambur insan görünümündeki eğitimimizin elindeki baston gibi faydalı bir duruş sergileyen dersaneler gerçeği ve bu dersanelerin özel okullara dönüştürülme çabası bastonun biraz daha sağlamlaştırılmasından başka bir şey ifade etmez.

Devlet bu kamburdan kurtulup doğrulmak ve dik bir duruş sergilemek istiyorsa daha radikal kararlar almak zorundadır. Sırtına batılılar tarafından sonradan bindirilmiş, birkaç kabloyla vücutla teknolojik bağlantısı yapılmış, düzenekli bir bomba olan bu kamburdan kurtulmak kolay bir iş değildir. Bastonu sağlamlaştırarak batı karşısında iki büklüm durmaya devam etmek istemiyorsak hayati bir operasyon şart gibi duruyor. Mesele hangi kablonun kesilip kesilmeyeceğini bulmaktan önce bu kamburdan kurtulmak istenip istenmemesidir. Çünkü hastalığın iyileştirilmesi, her şeyden önce hastanın hastalıktan kurtulma isteğine bağlıdır.

Şimdi çocuklarının geleceğini düşünen veliler olarak, yapılacak şey, her kesimin içlerinden en samimi ve ileri görüşlülerini öne çıkarmaları, eğitim projelerini hükümete sunmalarıdır.

Bir dünya görüşünüz (bağlanılan ahlâkî) ve bu dünya görüşüne uygun okul modeliniz var mı? İşte kaçırılmaz bir fırsatla karşı karşıyasınız, tren kaçtıktan sonra ah vah etmenin faydası yok.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.