Hakikatimize Engel Olan Perdeler Ve Eğitimin Rolü

Yayınlama: 03.02.2014
Düzenleme: 22.04.2015 17:06
1.146
A+
A-

Hakikatimize Engel Olan Perdeler Ve Eğitimin Rolü – Mustafa Kumru

Her çocuk, şahsiyet sahibi olmaya yetenekli bir aday olarak dünyaya gelir. Üç yaşında ana dilini konuşabilen çocuk, sadece kelime ezberlemekte ve onları tekrar etmekte kalmaz, o kelimeleri değişik cümleler içinde de kullanabilir. Bu çocuğun ana dilinin sistemini, yaratılıştan gelen ruhî bir güçle öğrendiğini gösterir. Sonra araya giren perdeler, onun bu ruhî gücünü pasifleştirecek, sıradan insan konumuna indirgeyecek, esersiz bir insan olarak toprak seviyesinde bırakacaktır.

Hz. Mevlânâ; “İnsan büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır; fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki insan içindeki o ilmi okuyabilsin. Bu perdeler ve karanlıklar; bu dünyada ki türlü türlü meşguliyetler, insanın dünya işlerinde aldığı çeşitli tedbirleri ve gönlün sonsuz arzularıdır. İnsan bu perdeler rağmen yine bir şeyler okuyabiliyor ve o bilgiden haberli olabiliyor. İnsandan bu perdeler kalksa kendiliğinden ne türlü bilgiler ortaya çıkarmaz? Bu terzilik, mimarlık, marangozluk, doktorluk ve daha başka sanatlar, sayısız işler hep insanın içinden meydana gelmiştir, taştan ve kesekten hâsıl olmamıştır.”

Çocuğun etrafında yer alan küçükten büyüğe doğru sıralanan üç daire; aile, toplum ve hâkim zihniyet. Bu dairelerin kesin çizgilerle birbirinden ayrılamaz oluşu, birbirinden etkilenişi ya çocuğun dünyasını küçültür, onu bir cendere gibi sıkar veya her daire bir diğerine köprü olarak onun dünyasını genişletir. Bu üç dairenin birbiriyle uyumsuzluğu kaos ortamını meydana getirir ki, orada çocuk lehine bir eğitimden söz edilemez.

Çocuğun içinde doğduğu en dar daire olan aile; çocuğu etkilemesi yönünden belki de en önemlisidir. Alfred Adler, Bireysel Psikoloji çerçevesinde şu tesbiti yapıyor: “Bütünün bir parçası olarak, çocuğu ortak hayata katılmaya ve dış dünya ile yerinde ilişkiler kurmaya zorlayan ilk iç tepkiler, sosyal gelişmenin eşiğinde ilk yakın gibi düşünülen anneden hareket eder. Beceriksiz bir anne çocuğun başkalarıyla ilişkiler kurmasını zorlaştırır. Sürekli olarak çocuğunun yerine hareket eden, düşünen, konuşan anne bütün gelişme imkânlarını felce uğratır. Çocuğunu tamamiyle farklı hayali bir dünyaya alıştırır. Çocuk bu dünyasında her şeyin başka kimseler tarafından yapıldığını görür. Oldukça kısa bir zamanda kendisini olayların merkezi gibi görmeye başlar. Bu görüşüne uymayan bütün hallerde kötü maksatlar arar. Düşüncesine uygun hareket etmeyen herkesi düşman sayar. Çocuğun ihmâl edilmesi de, dikkat ve ilgisini topluluktan uzaklaştırıcı etkendir. Diğer bir problem de, çocuğun hastalık karşısında durumudur. Hastalıkta anne ve babasının davranışı çocuk tarafından dikkatle izlenir. Hastalık süresince anne ve babanın ihtiyatsızca gösterdiği üzüntülü davranışlar, hastalığı, olduğundan daha da fazla göstermekle kalmaz, şımartılmak alışkanlığını da oluşturur. Böylelikle çocuğu hastalıklı yapabilirler. Bu çocuklar hastalık hatıralarını ömürleri boyunca devam ettirebilirler.”

Yaşanmaya değer hayatın özlemini duymak, kendini aşma arzusu, öğrenme isteği, anlama, faydalı olma, eseriyle ölümsüzlüğü arama gibi insanı şahsiyet yapan özellikler, ilk çocukluk yıllarında aile ortamında kazanılır veya kaybedilir. “Olağanüstü ve mucizevî olan, derinlere, kendi özüne çocuklukta yerleşmedikçe, sonradan çaba gösterilmeyecektir” der Paul Valeri.

Çocuğun okula attığı ilk hâkim bir eğitim sisteminin giriştir. Bu sistem çocuğun oluşumunu ya perdeleyecek veya onun hedefine ulaşmasına yardımcı olacaktır. Geçmişten günümüze batılı eğitim düşünürlerinin, çocuk eğitimi hakkında ortaya koydukla görüşleri iki ana görüş olarak ortaya koymak mümkündür. Birinci görüşte olanlar şöyle diyor; “Eğitimden maksat çocuğun hayatı yorumlaması değil, geçmişin bir birikimi olan sosyal mirası elde ederek hayata hazırlanmasıdır.” İkinci görüşte olanlar ise şöyle diyor; “Eğitim hayatın kendisidir ve çocuk eğitimle hayata uyumlu hale gelmelidir”

Teori ve pratik, madde ve ruhu temsil eden bu iki görüş, birbirine olan ihtiyacı hissederek fakat ayrı olmakta inatlaşarak 20. yüzyıla kadar gelmişler. Teodor Brameld’in, ortaya koyduğu “yeniden yapılanma” adlı eğitim teorisi bu ayrılığa son vermiş gibi gözüküyor. Gibi gözüküyor diyoruz çünkü bu görüşün önde gelen temsilcilerinden John Dewey’in başarısızlıkla sonuçlanan uygulamaları bu izdivacın neresinde yanlış yapıldı sorusunu sorduruyor. Şöyle bir misalle durumu açıklayalım

Bir eğitim gemisinde çocuğa denize dalmanın tüm hünerleri ezberletilir ve bu konuda ki tüm sosyal miras aktarılır. Yetiştiğine inanıldığında suya bırakılır. Dalgıç çocuk kendi gelişimini tamamlamak için suya dalar, diplere indikçe teoride olmayan hayat kendini göstermeye başlar; köpekbalığının dişleri gerçek ve parçalayıcıdır, girdaplar bilinmeyene sürükler ve yukarıya doğru hızlı kaçışı ise vurgun beklemektedir. İşte çocuğu hayata hazırlamanın yeteceğine inananların hayatı ıskalamaları ve hayatın teorilerin boyunduruğu altına girmemesi…

Başka bir gemide çocuğa davranış bilimlerinin ışığında, denizin altında yaşamanın hareketleri, tecrübeleri öğretilmiş ve bu yetenekler kazandırılmıştır. Çocuk dalgıç kıyafetleri içinde suya bırakılır. Dalgıç maharetle derinlere dalar, tehlik_eleri atlatarak derinlere doğru gider ve gider. Yukarıda ki eğitimciler geri dönüşü boşuna beklerler. Çünkü dalgıca ne gidişin ne de dönüşün izahı yapılmamıştır. “eğitim hayata hazırlıktır” diyenleri bekleyen akıbet; zamanın maksatlılığını kavrayamayanları ve hayatta gayesi olmayanları, hayatın kurumuş bir yaprak gibi oradan oraya savurması.Üçüncü gemidekiler diğerlerinin zaafını görmüştür. Çocuğa bir hedef gösterilmiş ve gerî dönüşün gerekliliği izah edilmiştir. Çerçeve programlar dâhilinde doğru fikir öğretilmiş ve buna uygun davranış şekilleri kazandırılmıştır. Çocuklar denize dalar. Her iki tarafta bu sefer başarıya kesin gözüyle bakar. Fakat denizin altında ki hayat, teorilerin çerçevesine sığmayacak kadar esrarengizdir ve çerçeve programlar müşahhas çocuğu kuşatamamaktadır. İşte şu çocuğa ilerdeki mağaraların gizemi anlatılmamıştır ve çocuk bu gizeme meraklıdır, mağaraya girer ve kaybolur. Şu çocuk batan bir gemideki hazine peşindedir, şu çocuk ise hiç bilinmeyen bir balık görmüştür ve zaten meraklıydı böyle şeylere. Çocuklardan pek azı çerçeve programa uymuştur ve geminin bulunduğu ilk dalış noktasına çıkar. Fakat gemiyi bulamaz. Çünkü hayat denizin altında değil üstünde de sürmekte ve teorilerin oluşturduğu sistem gemisini bulunduğu noktadan çok uzaklara sürüklemektedir. Dalgıç daldığı noktadan çıkmış hayretle yerinde olmayan gemisini ararken, sürüklenip yer değiştirdiğinin farkına varmayan gemidekiler dalgıçlarının çıkmasını beklemekteler.
“Bütün Fikrin Gerekliliği” isimli eserde, Müslüman olmuş bir Amerikalı hanım bilginin şu ifadesi yer alır; “Batı medeniyetinin kötülüğü tesadüfi değildir; yahut ASİL PRENSİPLERİNE göre yaşamakta kusur eden, sırf BEŞER ZAAFINDAN DA ileri gelmiş değildir… Eksik olan, bizzat ASIL PRENSİPLERİDİR; Batı medeniyeti, teoride de pratikte de kötüdür.”

Her şeyini ve tabi ki eğitim sistemini batıdan alan bizlerin nasıl bir çıkmazda olduğumuzu, bu eğitim sisteminden yetişmiş adam sandıklarımızın, ulaşmamız gereken İslâm hakikatlerine nasıl perde olduklarını ibretle seyrediyoruz. Hâlâ ne olduğunu kavrayamadıysanız, gözünüzdeki perdeyi biraz olsun aralamak ve kurtuluşumuzun kaybettiklerimizi yeniden bulmak ve ihya etmekte olduğunu göstermek adına Filozof Louis Massignon’un şu sözleri üzerine düşünün derim:

“Müslümanların her şeyini bozduk, yok ettik. Dinleri inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu. Onların milli ve manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik.
İslâmiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kuran öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyor. 14 asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik! Onları derin boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolay oldu! Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışı imkanı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları Hıristiyan yapınız.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.