Zekâ Hayata Dokunabildiğin Kadardır

Yayınlama: 03.03.2014
Düzenleme: 22.04.2015 17:06
918
A+
A-

Zekâ Hayata Dokunabildiğin Kadardır

Kişi birkaç saat süren bir imtihana alınır. Bilgi seviyesini, kelime dağarcığını, matematik becerisini, iki şey arasında ilişki kurabilme kabiliyetini ölçen sorular yöneltilir. İmtihanı uygulayanlar cevabları değerlendirir ve bir rakam verir. Derler ki senin zekân -IQ- bu kadar. İnsanları geri, normal, ileri zekalı diye sınıflandırılan bu sistem dünyada ait olduğu yer olan çöpe gönderilmeye hazırlanılıyor.

Bazı istisnalar hariç her insana Allah tarafından bahşedilmiş yetenektir zekâ. Veriliş bakımından artmaz ve eksilmez. Her insana verilen saatte 300 km hız yapan araba gibidir. Kullanabilme kabiliyetine göre 60 km hızla sürebildiğin gibi 300 km de sürebilirsin. 301 km mümkün değil.

Zeka sahibinin kabiliyetine göre şekillenir. Sporcunun, siyasetçinin, ressamın, mimarın, yazarın zekaları, sahiplerinin kabiliyetlerine göre çeşitlendiği gibi.

Zeka hayattan uzak kaldıkça garajda kullanılmayı bekleyen araba gibi boş bir cevherden başka bir şey değildir.

Hayata nasıl baktığın, işini nasıl yaptığın, problemleri nasıl çozdüğün ve olayları nasıl yorumladığınla alâkalıdır zekanı iyi kullanıp kullanmadığın.

Kainatın Efendisi olan Allah’ın Resûlü: “İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar” buyuruyor. Demek ki etrafımızda ki olaylar uyanık gördüğümüz bir rüya gibi. Nasıl rüyada gördüğümüz şeyleri uyanınca yorumlarsak, hayatta karşılaştığımız şeylerin de yorumu gerekiyor.

Hayatı yorumlayamayanlar uykuda gibidir ve ummadıkları bir sürprizle uyanırlar.

Hayatın gerçeklerine dokunabildiğimiz kadar zekiyiz. Zekamız hayatın gerçeklerine dokunamıyor ve hayatın gidişatını yorumlayamıyorsa aldatılmaya, aptal yerine konmaya hazırız demektir.

Meselâ gezi parkındaki olayların çıkış maksadının ağaç sevgisi olmadığını ne zaman farkedebildik? Ya Fethullah hocaefendinin hizmet için vatanını bile feda edebileceğini?

Etrafımızda bulunan masonik vakıfların yardımsever görünüşlerinin arkaplanını görebiliyormuyuz? Menderes’in, Özal’ın, Muhsin Yazıcıoğlunun ölümlerinin arkasında yatan gerçeklere ne kadar dokunabiliyor zekamız.

Yakın tarihimiz niçin gizleniyor bizden, okullarımızda çocuklarımız bizim istediğimiz gibi mi eğitiliyor?

İhsan Eliaçık gibi antiemperyalist müslüman olarak ortaya çıkanların Kur’an-ı Kerim’in kutsal kitap olmadığı sözünden sonra mı farkedebildik ehl-i sünnet islama olan düşmanlığını?

Mısırda halkın yoğun desteğiyle iktidara gelen Mursi’nin küresel güçlerce bir anda indiriliverdiğini yerine halkın desteğini almamış hristiyan Sisi’nin getirildiğini gördüğümüz halde hâlâ demokrasiye inananlardansak zekâmızı kullandığımızı nasıl iddia edebiliriz?

Halkın oyuyla iktidara gelen başbakanın, bir vekil savcı tarafından yerinden edilebileceğini son anda farketmesiyle kurtulduğuna şahit olduk. Tüm bu olaylardan sonra artık demokrasinin 2. ve 3. dünya ülkelerini yönetmenin masalı olduğunu farkedebiliyorsak zekamız hayatın gerçeklerine dokunuyor demektir.

Problemleri kendiniz çözebilirsek zekamız işlev kazanır. Başkalarının yardımıyla çözdüğünüz proplemler zekamızı köreltir. Çözüm yollarını, bilgi eksikliklerinizi tespit edip kendimiz çözmeliyiz kendi proplemimizi.

Usta bir şöförün, usta bir ressamın yanında nekadar oturursanız oturun ustalaşamazsınız. Direksiyonu alıp yola, fırçayı alıp tuvale dokunmak zorundasınız.

Mütefekkir, Damlaya Damlaya isimli eserinde şöyle diyor: “Konuşmasını bilmiyoruz çünkü düşünemiyoruz, düşünemiyoruz çünkü düşünecek malzememiz yok, malzememiz yok çünkü umurumuzda değil, umurumuzda değil çünkü imanımız zaaf içinde.”

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.