Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Mezhepsiz Kuşatmayı Kır

Nevzat Şipleme
Nevzat Şipleme
  • 28.11.2016

Osmanlı’nın tasfiyesi ile yetinmemiş olan dünya küfür odakları genlerine yerleşmiş İslam korkusunu Osmanlı’nın tasfiyesi ile gideremediler tabii… Osmanlı’dan sonra aziz İslâm’ında top yekûn tasfiyesi adına ellerinde ne varsa sürdüler masaya ve devam ediyorlar… Genlerine işlemiş Osmanlı korkusunun bizzat Osmanlıdan değil de onu “”Osmanlı” yapan temel saiğin, aziz İslâm ve Osmanlı’nın aziz İslâm’a “doğru kanaldan” ve “doğru şekilde” olan bağlılığı olduğunu elbette biliyorlardı.

Osmanlı’nın kendi döneminde bile birçok İslâmî devlet var olmasına rağmen Osmanlı’yı onlardan ayıran, Osmanlı’yı Osmanlı yapan en büyük husus dikkate alınmayacak olursa bu yeni döneme bizden çok önceden buyana hazır olan küfür odaklarının oyununa gelmekten kendimizi kurtaramayız.

İslâm’a İslâm’ın muradına uygun şekilde sahip çıkmak? Hazreti peygamberin muradına en uygun şekilde Müslümanlığı anlamak ve gereği üzerinde olmaya çabalamak… Olursun olamazsın ayrı lakin doğru yol üzerinde, doğru usulle, doğru anlayışla olmak; gereken bu…


Kemalizm’in miadını doldurduğunu çoktan biliyor dost, düşman ve tarihi sürecin yeni bir dönemi dayattığını da… Yeni dönemin ne olması gerektiğine dair farklı kesimlerin farklı planları var… Ve ülkemizde uzun zamandır bir değişim süreci yaşanıyor… Yeni dönemin temelde “İslamî bir şey” olacağı açık olmasına rağmen bu İslâmîlik nasıl bir şey olacak? Esas soru budur aslında. Mevcut şartlarda esas kavganın yapıldığı nokta burasıdır. Halkın her geçen gün artan “İslâm” talebine mani olamayanlar tek çözüm yollarının bu gerçek talebin yerine sahtesini ikame etmenin yollarına baktılar, bakıyorlar…


Bir değişim süreci yaşadığımız izahtan vareste olmasına nazaran her geçen gün sahaya başka oyuncuların sürüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Küresel iktidar sahiplerinin en büyük projeleri olan FETÖ ellerinde patlamış olsa da oyundan çekilmeyi kabul etmedikleri aşikâr…

Yaşanmakta olan genel hatlarıyla bizce hep daha iyiye doğru ilerleyen bir süreç şeklinde görülse de… Sistemin derinlerine yerli ve doğru bir anlayışın kök salmaya başladığını söyleyebilmek ne kadar mümkün?

Sistemin derinlerine yerli ve doğru bir anlayışın kök salabilmesi-süreci sistem değişimine ne kadar gerçek entelektüel katkı verebildiğinle alakalı bir husus… Ve bu politik hayhuyların arasında kaybolanların dikkat edebilecekleri bir durum değil. Gerçek bir Dünya Görüşü etrafında sistem değişikliğini arzulayanların elinde gerçekleşmesi gereken… Bu anlamda satıhtaki bir takım değişiklikler de her ne kadar nefs okşayıcı olsa da teferruat kalmaya mahkûm olacaktır… Yüzyıldır devletin derininden -gerçek halinden- kasıtla uzak tutulmuş halkımız için sistemin yularını eline alabilmesinin zor bir süreç olacağı açık…

Mevcut gidişatı kontrol etmek isteyen bir takım etki çevreleri Müslümanların can pahası-kan pahası taleplerini, başörtüsü sorununu çözdükleri gibi bir usulle, sistem talebi sorununu da aynen o şekilde talebin ve kavramların içini boşalttıktan sonra çözmeyi düşünüyor olmalılar. İçi boşaltılmış bir başörtüsü gibi içi boşaltılmış bir muhafazakâr sistem…

Mezhepsiz kuşatma dediğimiz mevzuda tam burada başlıyor… Mezhepsiz muhafazakâr bir İslamlaşma tam da bu durumu izah ediyor. Başörtüsü sorununu çözdüğü gibi rejim sorununu da çözmek.

Reis’in diyelim tek başına mevzuya ne kadar asıldığının çok fazla da önemi yok esasen… Ehl-i Sünnet taban yalnızca günlük politikaya destek vermek ile yetinmemeli, sistemin köklerini de sağlam anlayışlar üzerine inşa etmek adına süreci sahiplenmeli ve gereken müdahaleyi ortaya koymaya bakmalıdır. Üzerimize üzerimize gelen hain ve sapık fikir tanklarının da önüne geçebilmek ve aynı kararlılık ve pervasızlıkla bu sapık fikir ve anlayış tanklarını da püskürtebilmek gerekir. Aynı başarıyı bu noktada da gösteremezsek savaşı kaybettiğimizin resmidir.


Mesela bugün güya değişimi destekleyen medya çevrelerinin büyük bir İslâmî sistem taleplisi olduğu söylenebilir mi? Fakat göründüğü kadarıyla canla başla değişimi savunuyorlar? Tam olarak neyi istiyor olabilirler?

Onlarda bir şekilde batının kilise dindarlığı/protestan dindarlık şeklinde seküler bir dindarlık peşinde olan kesimdir diye nitelenebilir kanaatindeyiz. Okuluna, müfredatına, evlenmene, boşanmana, alış verişine, ahlakına, adliyene kamu tasarrufuna karışmayan, hâsılı muamelattan muaf şahsi dünyasında bir takım dînî ritüellerine-ibadet odaklı- dört elle sarılmış insanların dindarlıklarını hedefleyen bir anlayış… Ki zaten bu dindarlığında iç mezhepsiz ulema tarafından boşaltılmak için her türlü faaliyet tam gaz devam ediyor… Bu sürecin böyle devam etmesiyle varacağı menzilin folklorik bir din, afedersiniz, vaktiyle inşa’Allah, maşa’Allah, selamün aleyküm gibi bir takım ifadeleri ağzından eksik etmeyen bir ateistin ifade ettiği şekliyle “ben kültürel Müslümanım” dediği noktaya…

Fetullah bunu istiyordu, diyalogcular bunu istiyordu.

Her gün televizyonlardan İslâm’ın bir uygulamasını eleştiren hoca müsveddeleri bunu istiyor.

1400 yıllık İslâm tarihine uydurulmuş din demek küstahlığını gösteren p.ç bunu istiyor.

Mealciler de haricilerde farklı karakter ve usul üzerinden bunu istiyor bunların hepsi de görünürde birbirleri ile kanlı bıçaklı olsalar da birbirlerinin aynısıdır ve bilinçli –bilinçsiz aynı maksada hizmet ediyorlar.

Bugün değişimin önemli bir ayağını oluşturan havuz medyası ile harici, IŞİD mantığının ve mealci haspalarımızın aynı şeyin peşinde olduklarını düşünmek biraz aklı zorlamak gibi görünse de İslâm’ı aslında uzaklaştırmak konusunda ki ortak noktaları neticede varacakları yer açısından birbirlerinin destekleyicileri olarak görülebilirler.

Neticede güya radikal olmakla beraber icma-sahabe- bilmez haricilerde, ne peygamber ne icma ne mezhep bilmez kafalarına göre takılan mealcilerde, Protestan bir dindarlığı savunan havuz medyası da… Ve güya muhalif medyada… İslamoğlu ile Bağdadi arasında bu açıdan fark yoktur. Hepsi din tahripçisi hain…

Kimisi Amerika’nın, kimisi İran’ın, kimisi İngiltere’nin kimisi İsrail’in palazlandırdığı kullanıma elverişli manipülasyon aletleri… Mezhepsizliğinde, reformistliğinde, hariciliğinde mealciliğinde, Ehl-i Sünnetin içini boşaltıp folklorik bir değer haline getirmeye çalışan çevrelerinde temelde birbirlerinden farkı olmadığı bilinmelidir.

Bu ifadeler basit bir genelleme gibi görünmesin… Mezhepsiz kuşatmanın iyi anlaşılabilmesi açısından değerlendirilsin.

“Kur’ân Müslümanlığı” ne lan? Diğerleri ne Müslümanı oluyor? 1400 yıllık Ehl-i Sünneti, bütün İslâm tarihini kâfir diye nitelemekten başka… Hazreti Peygambere,  Sahabi efendilerimize, mezhep imamlarımıza, Evliyaullaha, tarihimizin tüm kahramanlarına savaş açmaktır… Bu İngiliz’in yapamadığını yapmaya azmetmektir. Bize aziz İslâm’ı getirmiş olan her şeye, herkese savaş açmaktır bu laf. İçimizdenmiş gibi görünenlerin elinden açılmış olan bu savaş bütün savaşlardan mühimdir.

İstisnalar bir tarafa ana hatlarıyla söylemek gerekirse: Ehl-i Sünnet’e karşı durmak İslâm’a karşı durmaktır.

Bu sapkın ve hain tayfanın unutmaması gereken şudur: Dün nasıl ki masum Anadolu’nun pazarlıksız evlatlarına tepeden tepeden bakarken kendilerine olan aşırı güvenle her türlü pisliği ve şirretliği pervasızca icra etmekten haya etmeyen Ehl-i Sünnet’e karşı her türlü ihaneti ve saptırmayı Müslümanların gözlerinin içine bakarak kendilerini kurnaz zannederek ortaya koyabilen FETÖ’cüler gibi bu günde hem bu pervasız sapkın taifeler hem de bu taifelerin güya gücüne ve etkisine inanıp onların yanında saf tutan onlara göz yuman destek veren parsacı-mamacı bürokrasi- etki unsurları da kendilerine sıranın gelmeyeceğini zannetmesinler. Bilsinler ki ağababaları FETÖ alaşağı edilebildiyse onlar haydi haydi fosseptik çukuruna gönderilebilecekleridir. Allah (C.C.)dan korkan ve  Hazreti Peygambere  inanan safını doğru seçer ve pervasız ve istikamet üzere tavır almaktan kaçınmaz. Dün en güçlü oldukları dönemde FETÖ’cülere söylemiş olduklarımızı bu günde bu sapkın tayfaya ve onlara taraf olan, onları görmezden gelen, göz yumarak zımnen destekleyen parsacı mamacı bürokrasiye söylemiş olalım. Boşuna Yeni Türkiye’nin şehit kanlarıyla yıkanmış temiz kulvarlarını kirletmeye kalkmayın. Bedeli ağır olacaktır. Koltuklarınızın, eki çevrenizin, sağlam ilişkinizin yarınlarına pek güvenmeyin, bakın dün kendisini yenilemez görenlerin haline… Çok değil beş altı yıl önce rüyalarında görseler abdestsiz uyudum herhâlde derlerdi…

Çağın Osmanlı’sını inşa derdi olan herkesin birinci görevi Ehl-i Sünnete karşı içerden ve dışardan düşmanlık yapan ahmak münafık ve kâfir soyuna karşı uyanık olmak ve bu pis saldırıları gereğince püskürtmektir. Aksi halde o hayal, hayal olarak bile kalamaz.

Bugün hükümet inanılmaz şekilde mezhepsiz-mealci çevre tarafından tesir altına alınmaya çalışıyor görünüyor. İşin vahim tarafı hükümet kadrolarında etkili çevrelerin bu durumu anlayabildiklerinden emin değiliz.

Biz hükümeti itham etmiyoruz lakin mezhepsiz kuşatmaya karşı “savunmasız” açık bir pozisyonda olduğunu söylüyoruz… Birilerinin önlerini açtıkları, ellerine imkânlar verdikleri ve böylece güçlülermiş gibi görünen halk üzerinde tesir sahaları varmış gibi görünen çevrelerin hükümeti maniple etmek için aktif faaliyet içerisinde olduklarını söylüyoruz. Ve politika esnafının bu aldatmacayı fark edebildiğinden emin değiliz.

Reis yapar- eder merak etmeyin, kafanıza takmayın demekle, her işi “Reis’e” yıkmakla, bu anlayışla yürümez bu işler… Reis’in nelerle kimlerle uğraştığı, uğraşmak zorunda kaldığı hakkında yeterli malumatımız olmadığını da dikkate almalı ve sırtındaki yükü azaltacak şekilde gidişatta daha fazla rol almaya bakmalı, müdahaleci olmalı istismarcı parsacı tiplere fırsat vermemeliyiz… 15 Temmuzun gerçek kahramanları bu manada da gidişata müdahil olmalıdır… Reis fırsat bulduğu her yerde “Büyük Doğu’yu inşa edeceğiz” diye haykırmasına rağmen çevresinin bu hassasiyeti kavradığından emin değiliz. Zira Reis dışında bu mânâda sesini yükselteni pek göremiyoruz. Reis’in bu hassasiyetini öncelemeyen yerel yahut mülki idari kadro yarınından emin olmasa iyi olur. Reis fırsat buldukça dillendiriyor lakin tabanı hazırlama hassasiyeti babından ne tür çalışmalar var?

Anadolu insanı değişim sürecine destekte yaşadığı heyecanı itikadını korumada da göstermelidir. Aksi halde 28 Şubat zulüm ve sapıklığına karşı gösterdiği pasif tavır neticesinde hepçi ve bütüncül tepki göstermemesinin sonucu olarak nasıl başörtüsü adeta bir bez parçası haline getirildikten sonra eline tutuşturuluvermişse, müzmin rejim sorunu da aslından koparılmış seküler-demokrat muhafazakâr bir dindarlık sürümünün eline tutuşturuluvermesi sonucu ile karşı karşıya kalabilecektir. Bunların hepsi gerçeğin, gerçek Müslüman ideal dünyasının ortaya çıkmaması adına sahaya düşman tarafından sürülen sahteliklerdir. Gerçek Osmanlı gibi, Osmanlı’nın Osmanlı olduğu zamanlardaki gibi bir yarın hayali kuruyorsan bu hainlikleri bu sahtelikleri ezip geçmelisin. Aslını ikame ve tahkim etmelisin.

Hayaller Osmanlı ama gerçeklerin bir çeşit Müslümanlık soslu Avrupa bataklığı olmasını istemiyorsan “Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas” bütünlüğündeki dini anlayışına sahip çık, küfür ve işgal kuşatmasını kırdığın gibi mezhepsizlik, kuşatmasına karşı uyanık ol, Peygambersiz-Hadis’siz, Sahabesiz, Mezhepsiz, Mealci-Harici sapkınlığa karşı mücadeleni yükselt. Ehl-i Sünneti savun. Ehl-i Sünnetin iktidarını savun. Cemaat kılıklı ihanet odaklarının yahut tarikat kılıklı arka sokak yapılanmalarının hayat bulmasının sebebinin Ehl-i Sünnetin okullar başta olmak üzere her yerde iktidar olmamasından kaynaklandığını anla… Sapıklığın, istismarın, sahtenin hayat bulmasının-itibar görmesinin hakikatin iktidar olmamasından kaynaklandığını gör…

Hala yaşanan onca şeyden sonra tüm kötülüğün, ihanetin salaklığın ve sapıklığın beslendiği demokrasi yanlışında debelenmeyi bırak… Tüm bunları anlayıp gereğini yapamayan 15 Temmuz’u anlayamaz. 15 Temmuz’u anlayamayan 15 Temmuz’un ruhunu iktidar yapamaz. 15 Temmuzun ruhu iktidar yapılamaz ise verilen onca mücadelenin, dökülen onca kanın tamamı boşa gidecektir.

15 Temmuz “Tekbir”in devrimidir. Ve Tekbir; inançta itikatta, ibadette ahlakta ve siyasette, hâsılı Ehl-i Sünnette tam manasını bulan “Tekbir”dir… Ve bu halk her ne kadar zaman tanısa sabretmesini bilse de o devrimin birileri tarafından harcanmasına talan edilmesine göz yummayacaktır. Kanı ile elde ettiğinin masada kaybedilmesini kabul etmeyecektir. Bugünkü güdücülerin dikkat etmesi gereken en mühim birinci husus budur.

Sahih kaynakların aktardığı Ehl-i Sünnet’e nispeti merkeze almak ve ona uygun siyaseti inşa etmek gerekir. Ehl-i Sünnet’e nispetli dünya siyaseti ise biraz ondan biraz bundan anlayışı ile ikame edilemez. Tutarlı bütüncül bir anlayış temelli siyaset ihtiyacı ortadadır. Ve Ehl-i Sünnet mezheplerden bir mezhep değil Aziz İslâm’ı bütün saflığı ile dünden bu güne taşıyan ve tüm sapıklıklardan tenzih eden ana omurganın adıdır.

Politikanın gizli dehlizlerinde herkesin kendince üzerine hesap yaptığı Yeni Türkiye kapanın elinde kalmasın istiyorsan… Reis’in inşa’Allah hep beraber inşa edeceğiz dediği Anadolu’nun üst aklı “Büyük Doğu”nun sistem teklifi olan Başyücelik Sistem teklifi ehl-i sünnete nisbetli bütüncül dünya siyasetinin tek nizam ifadesidir. Anlaşılması, anlatılması ve sahip çıkılması gereken budur.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.