Enteresan günler yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta garip bir kalkışmaya şahit olduk hep beraber. Ülkedeki bir takım “muhalif” kesimlerin, mevzuunun ağaç -çiçek- böcek kısmına kapılıp gaza gelmiş “masum” kesim bir tarafa, sağdan soldan orta yoldan ne kadar “hak” düşmanı varsa tüm takım taklavatlarıyla bir araya geliverdiklerine ve bu kesimlerin kaç paralık ağırlıklarının kalmış olduğuna… Mevzunun ağaç-çiçek-böcek kısmı üzerinde pek durmadığımı fark etmişsinizdir, mühim değil zaten kalkışmanın öncüleri de işin o kısmıyla pek ilgili değillerdi… Eğer ilgili olmuş olsalardı tespitlerimiz keskin çizgiler üzerinden olmaz hükumetin “yanlışlarından” onlarınsa “doğrularından” filan bahsetmek ihtiyacı duyar yahut hiç bizleri ilgilendiren bir husus değil der üzerinde durmak lüzumu hissetmezdik…
Neticesini sonra alakalıları takip eder ama “talepleri olanlar için” geride bir ton ders bırakarak bittiğini söylemeliyim… Bu bir yönü ile de hükümeti alakadar eder dersler olacaktır elbet…
Bunlar, “gezi parkı” eylemcileri şeklinde tanımlanmış olan kesim genelde, hükumete onların İslamcılıkları temeli üzerinden karşı gelen ama bu hakikatin direk ifade edilmesini hareketin halka mal olması aşamasında yanlış gören bu yüzdende kullanacakları dile azami dikkat gösteren, öncülerini “ birikimi olan fosillerin”, 28 Şubat’çı hainlerin oluşturduğunu düşündüğüm, “anti- emperyalistliklerinden -çevreciliklerine kadar her türlü argümanları esas mevzuu- İslâm düşmanlıklarını- örten bir perde olarak kullanan, ne istediklerini temelde kendilerinin de, işin aslı, pek bilmediklerini düşündüğüm, artık insana ve insanın sorunlarının çözümüne dair söyleyecek sözü kalmamış, ama psikolojiler çerçevesinde varlıklarını devam ettiren, tedavülden kalkmak zorunda olan bir çevre…
Faşist/İslâm ve Halk düşmanı/tepeden bakmacı/halkta ortaya çıkan- çıkacak her türlü ahlaksızlığa çanak tutan methiyeler düzen ama iş halkın İslam ve Müslümanlık taleplerine gelince onlardaki bir takım yanlışlar bahanesiyle -temelde aziz İslâm’ı aşağılamak kastına matuf- halkı aşağılayan bu yapının artık son demlerini yaşadığının ilanı olan bu son kalkışmanın hakkını vermeli bu gün yerleşik düzene hükmeden cenah… Bu zihniyetin bu toplum içerisinde tamamen izole edilmesi ve ibretlik bir numune halinde müze şartlarında ve fanus içerisinde, misal olsun diye yaşatılmasına müsaade edilmelidir…
Bunlar bittiler, bunlar bitmiş olanlar, bunlar zaten bitmiş olması gerekenler… Hepi topu yapabileceklerinin tamamı bu olan bu güruhu muhatap alırken işin bu yönü es geçilmemesi gerekenler… Avutabilirsin ama fazla dikkate alırsan onlarda kendilerinde bir ciddiyet kesbedebilirler… Bunlar profesyonelliklerini de konuştururlarsa elbette uzun vadeli değil ama bir miktar kafa ağrıtabilirler… Ama o kadar… İyi ki yaptılar böylece ne istedikleri, kim oldukları cibilliyetleri soyları sopları ve nihayet çapları çıkmış oldu ortaya… Hükumet elbette bu “çapı” görecek ideal olana yönelik atmayı düşündükleri adımlarda kendilerini daha bir rahat hissedeceklerdir, etmelidirler, artık mazeretlerinin hemen hemen tamamen ortadan kalktığını gördük, onlarda görmelidirler…
Hükumet eleştirilerimiz hep daha iyiyi gözleyen bir duruşla bâkî kalsın elbette, kokuşmalarına savrulmalarına müsaade edilmeyeceğinin, ideale doğru olması gereken yürüyüşün savsatılmasına izin verilmeyeceğinin, onlar olmasa da yola devam edilebilecek iradeye ve imkânlara sahip olunduğunun, anlaşılmasını temin edecek şekilde hep baki kalsın muhalifliğin… Üzüm yemek niyetin… Amenna lakin güya hükümet karşıtlığı bahanenle bunların yanında yer almış “bizden” olan bir takım zevatında anlamaları gerekenler var muhakkak… Güya bu kalkışmayı fırsat bilip bunların safında görüntü verenler oldu… İnanılmaz görüntüler… Adamların safında ne işin olur Allah aşkına, onlarla senin hükümet karşıtlığın taban tabana zıt, senin karşı geldiğin sebebin bizzat kendisi için karşı onlar, yani onlar hükumet İslâmcı diye karşı geliyorlar oysa sen düzgün İslâmcı değil diye karşı geliyorsun anlamıyor musun kasten mi yapıyorsun…
Hak adına halkla ideale doğru yürümesi gerekenlerin halkı okumak gibi bir zaruretlerinin olduğunu kavramaları gerekmektedir… Buradan anlaşılması gereken hususlardan birsi şu dur ki; hak adına halkla ideale doğru derken, faşistleşmek, sollaşmak, komünistleşmek onlara benzeşmek senin hiç bir zaman, fikrinde izahını bulamayacağın gibi, fiilen de fayda devşirebileceğin bir duruş olarak görülemez…
Bizler, 28 Şubat şartlarında her gün evlerimiz aranırken, ülkenin dört bir yanında her gün coplanırken, kafalarına estiğinde tutuklanır olmadık işkencelere tabii tutulurken, her gün aşağılanır, horlanır ve o şartlarda “dik durmaya” çalışırken bu tayfa neredeydi ki şimdi biz üzülelim… Bu adamların hakikat tasası yok ki… Bunlar neticede, bu gün tamamen bitmiş ideolojilerine nazaran, geçmişten gelen psikolojileri ile dinozorlarına kendilerini ispatlamak ve torunlarına anlatacak hikâye temini derdinde olan birkaç berduş… Beraber çay içmeye bile değmez, selam vermeye… Bunların karelerine girip fotoğraf çektirene de yuh olsun…
Ne işimiz olur bu tayfa ile biz, Ümmet-i Muhammed’in parça bölük peşine düştüğü ve idraki irfanı imkânı elverdiğince hakkını vermeye çalıştıkları hakikatlerin zaman şartlarında “topluluk hakikatini” fikirleştirmiş ve imanına nispetle ideal olanı aslından hiçbir taviz vermeden resmetmiş bir fikre” Büyük Doğu”, nispeti olanlarız… Dolayısı ile biz tek başına savrulmak ve liberal dünya içerisinde yolunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan o parça bölük çabaları aslına kavuşturabilecek olan, idealin faydasına sunabilmenin diyalektiğini kuşanmış olması gerekenleriz…
Sen bütün Ümmet-i Muhammet ile ortak hareket edebilmenin Müslümanlık ahlak ve erdemini kuşanmış bir keyfiyetle o kitleyi o ahlak ve erdemin fiili tezahürü halinde ideale doğru “kendinin-aslının” zuhuru şeklinde harekete geçirebilmenin zoruna yatmazsan, aklınla ve güya mücadele eden çevrelerden gördüklerin -komünisti-faşisti vs- den misaller kaparak varlık ispatına kalkışırsan “dal sarkar kartal kalkar…” Misali tekerlemelerden medeniyet kurmaya çalıştığını görme imkânını da kaybedersin… Bizde eşya ve hadiselere tavır koymak mevzuu ihmal edilemez bir zorunluluk halinde, vakti gelmiş bir gebeliğin doğumunun engellenemezliği tabiiliğinde olmak zarureti vardır… Tam yerine rast geldi manzara koydum misali akıl yönlendirmeleri ile yürümeyiz biz, biz, kendinden zuhurun, İslâm ahlak ve irfanının vasatında engellenemez tezahürlerine “eylem” diyeniz…
Bu “eylem”in dikkat çeken, ders alınması gereken yönlerinden birisi de tüm dağınıklıklarına rağmen bir “hedefte birlik” havası oluşturabilmiş olmalarıdır…
Bu “gezi parkı eylemcilerinin” bir dayanışma platformu gibi şekillendiğini belli bir legal-illegal örgüt işi olmaktan çok “potansiyeli” olan kesimlerin temel ortak bir siyasi bilinç etrafında dayanışma tarzında, kendilerine yakın halk çevrelerinin de katılımını sağlayacak bir istismar alanı üzerinden mevzuu götürmeye çalıştıklarını tahlil edebiliyoruz…
Şimdi bu tarz “itiraz”ların illegal-gayri kanuni- de olsalar yine de meşruiyete çalan bir tarafları var ve neredeyse didiklenmeyen tarafı kalmamış hayatımızda daha öte illegal yapılanmaların esprisinin kalmadığını düşünüyorum…
Bunun yerine aktif katılımcı net tavır alabilecek “sivil” bir taban birçok konuda sonuç alıcı tutumlar sergileyebilir, o tabanı temin yoluna gitmek…
Dinamik –militer bir taban ihtiyacın elbette tüm Müslümanlık tarihi boyunca takip edebileceğin bir “Ordu –Millet” duruşuna bakılarak gözlenebilir… Bunun olması gereken bir ihtiyaç olduğu tespitinden hareketle fiili durumlara net tepki koyabilecek bir alt yapı oluşturma yoluna gidebilirsin ama bunu içselleştirilmiş, bünyeye sindirilmiş, hazmedilmiş bir siyasi bilinç etrafında yapabilirsin… Hey hât ki bu ihtiyacı, mevzuu kavramamış, halkı anlamak gibi bir derdi olmamış zıp çıktıların ham ruhların elinden yapmaya kalkarsan, kimlere benzeşeceğin hiç belli olmayabilir… Savrulur gider böylece ortaya çıkan patırtıyı da sözüm ona “mücadele” sayarsın…
Bize gelince bizim elbette istediği yerde istediği eylemi koyabilecek sağlam bir tabanımız var… Bunu özellikle son yirmi yılda birçok kez gördük cümle âlem gördü… Bunun yanında mevzu bahis tepkilerin insiyaki olmaktan çok ideali olan bir ideolocya temeli üzerinden daha bir belirginleşmiş siyasi bilinç temelli olabilmesini temin edecek yapılanmaya doğru olması gerekir… Farkındalık seviyesini bu minvalde artırmak camianın parça bölük yapılarına bu ruhu üfleyebilmenin yoluna bakmak gerektiği açık olmuş oluyor böylece… Zira belli bir ideali olan ideolocya –ideal nizama doğru- olmadığında daha çok günü birlik psikolojiler çerçevesinde gelişen tavırlar –hareketler hem fayda devşirmekten uzak hem de kalıcı sürdürülebilir olmaktan uzak oluyorlar…
Öyle bir taban ki mevcut hükümetten yahut yerleşik sistemin herhangi bir biriminden bağımsız… Her konuda kendi öz gücüne dayanarak hareket edebilecek bir taban… Zira ister hükümetin olsun ister yerleşik sistemin olsun öncelikleri her an değişebilir ve neye uğradığını şaşırıverebilirsin… İşin bir bu yönü var tabii bir de hükümetin mevcut hali kanıksama ve ileriye doğru yürüme hevesi kırılabilir ve mevcut hali korumaktan başka maksat tanımaz duruma düşebilir ki o zaman o polisin copları senin de başına inmekten asla imtina etmeyecektir… Dolayısı ile sürdürülebilir bir dik duruşu temin edebilecek sivil bir güç ihtiyacının açık olduğunu da görebilmiş oluyoruz böylece.
Bu süreçte “İllegal” yapıların pek bir esprisinin kalmadığını –olmadığını- düşünüyor olmamıza nazaran içselleştirilmiş bir dünya görüşünün idealize ettiği dünya ya doğru yürürken toplumda karşılığı olan bir dille ve parçası olduğumuz tabanla ortak hedefler tayini, mevzuu kotarabilmenin imkân yolunu açabilir kanaatindeyiz: Bunlar İslâm düşmanlıklarını “bir ağacın” ardına gizleyebilmenin, böylece tüm muhalefeti kendi potaları etrafında toplayabilmenin diyalektiğine ermiş olanlar…
Şimdi mesela Ayasofya için mesela “Medreselerimiz” için, nelerin nasıl yapılırsa netice alınabileceğine dair dersler bu derslerden bazıları olmuş oluyor… Nelerin nasıl yapılabileceğine dair dersler, hangi donanımlara ihtiyaç duyulduğuna ve nasıl bir “taban” gerektirdiğine dair de dersleri kapsıyor…
Sayın Cumhurbaşkanı buyurmuşlar “Demokrasi sadece seçim değildir …”
Yahut mesela hükumet halktan gelecek taleplerin hangi şartlarda gelirse dikkate alınacağına dair bir standart yayınlayabilir, bu da hükümet cenahına düşen ders olsun da Millet ihtiyacını nasıl karşılayacağını bilsin… Lüzumsuz “gürültüye” gerek kalmasın… Ve biz çıkınca “gezi parkına” çıkmayız zira “Mevla’ya çıkar yollarımız var”
Hedefte birlik Müslümana düşen, nasıl mı bak ve gör nasılda kucak kucağa geliveriyorlar güya ezeli düşmanlar;
“ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Gezi Parkı protestolarına müdahale eden polislerin aşırı güç kullandığı yönündeki haberlerden dolayı ABD’nin kaygılı olduğunu belirterek Türkiye’deki tüm taraflara provokasyondan kaçınma çağrısı yaptı.”
Ve bir iki gün sonra:
Amerikan-Türk Konseyi yıllık konferansının kapanış yemeğine katılan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Türkiye’den Ali Babacan birer konuşma yaptılar.
Biden konuşmasının hemen başında Türkiye’deki protestolara değinirken, şunları söyledi:
‘’Bugünün Türkiye’si, seçimlerin galibini kuvvetlendiren ama muhalifleri de koruma altına alarak, demokrasi ile ekonomik gelişmenin arasında bir seçim yapılmasına gerek olmadığını gösterme şansına sahiptir. ’’
Açık değil mi, hükumeti emperyalist uşağı olmakla itham eden ve kendilerinin antiemperyalist olduklarını iddia edenlere okyanus ötesinden gelen desteğin vermiş olduğu mesaj. Ve bu mesajdan alınması gereken ders:
Küfür tek millettir, fırsatını bulduklarında nasıl da tepene biniverebileceklerinin başka izahına ihtiyaç var mı? Ve “antiemperyalist” yavesinin altında İslâm düşmanlığı yapanların bu düşmanlık ortak paydasında emperyalistleriyle nasıl da anında kucak kucağa geliverebileceklerinin…
Adımını buna göre atmalı elbet, sen istemesen bile “düşman” seni zorluyor “NET” olmaya taraf olmaya tavır almaya… Tarih seni zorluyor…
Bu ikircikli tavır ne ahiretine fayda getirir sonra ne de dünyana… Murdar olup gitmek tehlikesi de cabası… Tarih seni çağırıyor… Bizi çağırıyor…