Uzun zamandır devam eden ve 15 Temmuzda zirve yapan Küresel 28 Şubatçılara karşı verilen varoluş mücadelesinde yeni bir aşamaya girilmiş bulunuyor.
Yeni Türkiye doğuyor bu manada sağ siyasetçi önderlerin hemen tamamının vaktiyle desteklediği hayalini kurdukları bir yönetim modeli olan, ki biz hepsinde de öyle yahut böyle Necip Fazıl tesirinin bulunduğunu düşünüyoruz, başkanlık sistemi teklifi meclisten geçti ve referandum kesinleşti… Teklifin yasal süreç içerisinde halkın önüne gelmesi bekleniyor…
SÜRECE SAHİP ÇIKMALIYIZ
Doğan çocuğunun kulağına ezan okuyan herkesin, cenazesini salalarla defneden herkesin VE BU TOPRAKLARI VATANI BELLEYEN, İKİNCİ BİR ADRESİ OLMAYAN HERKESİN desteklemesi gerektiğine inanıyoruz. 15 Temmuz şehitlerimizin üstlendikleri sorumlulukları ayniyle üstlenip tereddütsüz mücadelenin parçası olmalıyız. Her birimiz bulunduğumuz yerde bir Ömer HALİSDEMİR, bir Fethi SEKİN, bir Halil KANTARCI olmak zorundayız. Dolayısı ile neyimiz varsa süreceğiz meydana…
Mıh olmazsak nalı, nal olmazsak atı, at olmazsak süvariyi, süvari olmazsak vatanı kaybedeceğimizi bilmeliyiz…
Süreci uzaydan gelecek adamlar yönetmemektedir. Süreç elde olan kadrolarla yürütülmektedir. Liderin yalnızlık vurgusu dikkate alınmalıdır. Reis’in yalnızlık vurgusunun siyasi ve bürokratik kadro da kendisini anlayamayan çevrelere yönelik olduğu bilinciyle hareket etmek zaruretimiz ortadadır.
Milletin sırtında boza pişiren işgalcilerin yerli işbirlikçilerinin vatanı yok etmeye yönelik son hain kalkışmalarına karşı Allahüekber nidaları eşliğinde gerçekleştirdiği 15 Temmuz devrimine senaryo diyenler başkanlık sistemine Amerikan işi diyor…
Bu memlekette meyhanenin camına taş attı diye 14-15 yaşındaki çocuklara idam cezası vermiş olanlar yargı bağımsızlığı gidiyor diye höykürüyor.
Bu memlekette ezanın aslıyla okunmasını yasaklamış olanlar, ezanı aslıyla okunmasına izin verdi diye başbakan asmış olanlar, milletvekillerini korkutarak istifa ettirip hükümet değiştirmiş olanlar meclisin gücünü kaybetmesi teraneleri okuyor…
Bu memlekette basılmamış dergiye operasyon çekmiş ve sorumlularını cezaevlerinde süründürmüş olanlar basın özgürlüğü nutukları atıyor…
Unutulmamalıdır ki bu adamlar hak ve özgürlük derken senin anladığın hak ve özgürlükten bahsetmiyor onlar özgürlük derken senin boğazını sıkabilmek ekmeğini çalabilmek mukaddesine sövebilmek hakkından bahsediyor… Hak dedikleri bunun hakkı özgürlük dedikleri bunu yapabilmek özgürlüğü…
Tek adamlığın kitabını yazmış ve kimseye sormadan bu memleketin bin yıllık tarihini çöpe atmış ve işgalci düşmanın rejimini-yaşam tarzı ve kültürünü dipçik zoruyla millete dayatmış olanlar tek adam rejimi gelecek korkusu yaymaya çalışıyor. Oysa olmakta olan olması gerektiği gibi bir devrim filan da değil yalnızca söz hakkının, belirleme hakkının, yönetim hakkının, belirleyici iradenin yüz yıldır göz boyamak için kullandıkları sözün aslına dönecek olmasından ve böylece ellerindeki, haksızca gasp ettikleri, hegemonyalarının kayıp gidecek olmasından başka bir şey değil. Bütün taşkınlıkları bunun için.
İktidar iradesini Kemalist-Laik bürokratik çete diktatörlüğünün elinden alacak, son verecek, yüz yıllık hegemonyasını kıracak ve o iradeyi millete devredecek olan bu sürecin bir takım entipüften sebepleri öne sürerek şeytanın sağdan yaklaşması mesabesindeki bahanelerle eski sistemi destekler mahiyetteki çıkışları masum göremiyoruz. Sistemin özünü kendi yaşam tarzımız ve kültürümüzün belirleyeceği bir dünyanın inşa edilebilmesine yol açacağı inancıyla 15 TEMMUZ DEVRİMİMİZE SAHİP ÇIKIYOR CUMHURBAŞKANLIĞI MODELİNE YETMEZ AMA EVET diyoruz. Yetmez ama evet zira olması gereken milletin o iradeyi Hâk emrine verdiği bir yapıdır.
KAYBETMİŞ BATI MEDENİYETİ/ KAÇINILMAZ HESAPLAŞMA
19. ve 20. yüzyıla damgasını vurmuş Batı medeniyetini yok sayarak geleceği inşa edebilmemiz de mümkün görünmüyor. Sürdürülebilir bir yaşam tarzı inşa edememiş olmasına rağmen en büyük marifeti madde üzerindeki tasarruf kabiliyeti olan Batı, elindeki bu oyuncağın sihrinin çoktan kaçtığını elbette biliyor.
Dolayısı ile bir yandan kendi köklerimize döner kendimizi yeniden keşfederken, bunun çabası içerisindeyken, bir taraftan da Batı’yı tanımanın ve Batı’yı kendi değerlerimiz üzerinde tanımlamanın hummalı çabalarına gark olmak zoru ile karşı karşıyayız. Bunu başarmak zorundayız. Kendimizi Batı’nın kavramları üzerinden izah etmek değil de Batı’yı kendi kavramlarımızın üzerinden izah etmek temel meselemiz olacaktır. Muhakkak anlaşılması ve gereği yapılması gereken en büyük sınavımız. Aksi halde niye yeniden var olmaya çalışıyorsun ki derler adama… Batı’ya teslim ol bitsin bu iş derler. Milleti yormanın ne âlemi var derler, mantığı yok.
Esasen, baştan beri öyle olsa da gittikçe daha görünür hale gelir şekilde, iki büyük aklın, Doğu-Batı aklı, yahut daha özel bir tanımla İslâm-Küfür aklı’nın çarpışmasına doğru evrilmek üzere olan bu süreçte şehitlik şuuru ile –Ruhun aklını, Mânâ dilini, Akl-ı Selîmi- kuşanarak bulunduğun yerde gereken tavrı almak, her türlü kaba softa ham yobaz tavrından uzak bir keyfiyetle müdahaleci olmak, var olan kabiliyet ve donanımını bu sürecin emrine vermek, bu keyfiyetle iş ve eser üretmek, genel siyaseti iyi okumak ve “iyi güzel doğru” yolunda hep bir adım sonrasına hazırlık yapmak gereken zamanlardayız. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle “gerçek ruhçular”ın kazanacağı bu savaşa taraf olmak zorundayız. Çağa destan yazabilecek gerçek bir Millet olmanın yolu buradan geçer.
Çıkarı, menfaati, faydayı bedenin ve nefsin semirmesinde değil, dış şaşaa da değil, ruhun selametinde sefasında, iç’in konforunda bulanların milleti… Böyle olabilmenin şartlarını kurmak! Marifet budur. Aksi halde hamaset dolu konuşmalarımızın bizi sürükleyeceği yer ancak yeni bir batış olacaktır. Bütün çabalarımızın odak noktası yeni bir ahlak merkezli bütün fikir ve o bütün fikre nisbetli çabalarımız olmak zorundadır.
Mühim olan Yeni Türkiye’nin vakit kaybetmeden bu şuurun “Şehitlik şuuru –Ruhun aklı, Mânâ dili, Aklı Selîm” sath-ı mailine, bu şuurun etki alanına girmeye bakmasıdır. Zaferde bunu başarabildiği mikyasta olacaktır. Şehitlik şuuru bazılarının zannettiği gibi ölüm hasreti değil; akılda fikirde ilimde sanatta, hayatta ve ölümde Mutlak hakikate şahitlik makamında yaşamını, o hakikat için o hakikate göre sürdürmektir. Şehitlik Şuuru, şehitlerimizin bir anda erdikleri ruh kıvamını hayatın her anında yaşamak demektir. Her türlü iş ve mevzumuza bu şuurla yönelmeli, bu şuurla iş ve eser vermeye odaklanmalıyız…
BAŞKANLIK YETMEZ/ MEDENİYET MERKEZİ OLMAK
Laik bürokratik diktanın yüz yıldır dayattığı işgalcilerin yaşam tarzını merkez almaya devam edeceksek bu yönetim modeli değişikliği kesinlikle murada hizmet etmeyecektir. Bu sistemin içini kendi yaşam tarzımızın temel değerleri ile donatmak, bunun yolunu bulmak zorundayız… Medeniyet merkezi –kendimiz olabilmemizin yolu böylece açılabilecektir.
Reel politiğin ihtar ettiği, objektif şartların gelip dayandığı nokta “yeni ahlak, yeni şuur, “yeni insan” ve o yeni insan etrafında gelişip düzenlenecek yenidünya-sistem zamanıdır” eskiyi atarken de yeniyi bulurken ve kurarken de dikkat edilmesi gereken budur. Batı insanının yerine yeni bir şey teklif edemiyorsan kat edebileceğin fazla bir mesafe yok demektir.
Bu babtan olarak tüm dünya da bu yeniden varoluşumuza destek verecek bilim adamları, ilim adamlarının ülkeye gelebilmesini kolaylaştırmak, zemin hazırlamak. İçerde de tam bir seferberlik oluşturabilmek başka bir aciliyet göstermektedir.
Bunun yolunu açmak ve bu yeniden varoluşa katkı vermek isteyecek dünyanın tüm bilim insanlarına ilim insanlarına kapılarımızı sonuna kadar açmalı dünya görüşümüzün refakati altında bütün dünya irfan yemişlerini yurtta toplamalı ve cennet vatanı maddi manevi bereket yurdu haline getirebilmenin yollarını bulmalıyız. Tek başına yönetim modelinin değiştirilmesi ve Laik diktanın diskalifiye edilmesi sorunumuzu çözemeyecektir.
Bütün okullarımızın eğitim kalitelerini yükseltmeli beş-on bin kelime bilmeyenin mezun olamadığı kitap kurdu gençlik yetiştirecek ilkokul, ortaokul, lise müfredatları oluşturabilmeliyiz. Yeniden varoluş ruhu olacak “Şehitlik Şuuru”nu ilkokul çocuklarından üniversite hocalarına kadar sirayet ettirebilmenin yolunu bulmalıyız. Yeni Türkiye’yi inşa ve idame etmek yolunda karınca adımlarla olsa da karınca çaba ve kararlılığıyla rol almaya bakmalıyız.
Dünya Görüşü dediğimiz mesele de zaten bu noktada kendisini gösteriyor. Dünya Görüşü, sembol şahıs-ideal insan etrafında meseleleri tutarlı bütün anlayış halinde izah edebilmişliktir. Tutarlı bir bütün anlayışı sağlayamazsan ortaya çıkacak kakafoni de kurtarıcıların elinde can vermekten de kurtulamazsın.
ORDU MİLLET
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Keçiören metrosunun açılış töreninde yaptığı açıklamada “Milletimiz görüyor; Değerli kardeşlerim Türkiye terör örgütlerinin ortak saldırısı altındadır. Bu milleti tanımayanlar İstiklal Harbi’ne ya da Malazgirt’e baksınlar. Varsa aynı bedeli ödemeyi göze alan buyursun gelsin, hodri meydan!” dedi. Bu sözü gerçek kılabilecek dünyaya meydan okuyabilecek gücün sırrı buradadır; Ordu Millet hakikati.
Ordu millet hakikati çerçevesinde orduyu millete yaymak, milleti ordu haline getirmek fikrinin muhakkak değerlendirilmesi ve gereğini yapabilmenin yollarına bakılması ihtiyacını tekrar hatırlatmış olalım. Milletin, sokağından, okulundan, kışlasına kadar her santimetre karesinin bir büyük ideal etrafında kenetlenmiş olması manasına gelen ordu millet esprisinin hayata geçirilmesi elbette herkeslerin eline silah verilmesi değildir lakin elbette herkeslerin gönlüne o büyük idealin nakşedilmesi işinin adıdır.
“VATAN FİKRİMİN COĞRAFYASI”
Yeni Türkiye, fethe aç Anadolu’nun varoluş iradesidir. Elbette savunacak ve içine ideolocya örgüsünü nakşetme azmi ve kararlılığı ile inşa’Allah Yeni Türkiye’yi şehitlik şuuruyla dirilip bu davaya gönlünü ve gövdesini koymuş 78 milyonla beraber kuracağız. 15 Temmuz dâhil her kritik süreçte olduğu gibi “Yeni Türkiye” iradesini savunmaya devam edeceğiz.
“Yaşamaya değer” bir dünya için; VATAN YENİ TÜRKİYEDİR DİYOR VE YENİ TÜRKİYE’NİN GİRİŞ KAPISI OLAN BAŞKANLIĞA EVET DİYORUZ.