Sen Kimsin?

Yayınlama: 23.03.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:56
1.309
A+
A-

Sen Kimsin?

Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunun “Başbakan Erdoğan ile Özel” başlıklı canlı yayınında Star Medya Grubu Başkanı Mustafa Karaalioğlu’nun gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

Büyük doğuyu hep beraber inşallah inşa edeceğiz çıkışıyla dikkatleri üzerine çeken Erdoğan: SALİH VE YAKUP’UN DAVALARININ TAKİPÇİSİYİM

“Sadece Ergenekoncular yok, siz söylediniz beraat anlamına gelmiyor. 28 Şubat’tan kalan bir sürü insan da var. Mirzabeyoğlu içeride, davasında bir ilerleme sağlanamadı. Yakup Köse, ağır ceza aldı ve tekrar bugünlerde içeri girmeyi bekliyor. 28 Şubat davasının hali içler acısı. 28 Şubat mağduru Erdoğan olarak ilgilendiğiniz bir dava şüphesiz. Ne dersiniz bunlara?” sorusuna Erdoğan, şu cevabı verdi:

“Ben o konuların da takipçisiyim. Gerek Salih’in olsun gerek Yakup’un olsun bütün bunlarla ilgili ve arkadaşımın bu konularla ilgili gerekli çalışmaları yapması konusunda gerekli talimatları verdim. Takipçisiyiz. Çünkü adam öldüren, öldürmeyen bunlara bakmaksızın böyle bir yaftayı yapıştır, o onun üzerinde kalsın, böyle bir şey olamaz. Buna benzer birçok olaylar var şu anda. Arkadaşlarla oturduk, başlıklarını koyduk ve bu konular üzerinde çalışmalarını istedik. Bir bütün olarak bunları ele alalım ve ona göre de bu işler düzene girer.”

Büyük Doğu’yu inşa yolunda pazarlıksız bir şekilde yürüyüşüne gün be gün yeni başarılar ile devam eden Sayın Başbakan’ın bu sözleri Anadolu halkı nezdinde memnuniyetle karşılandı.

İçinde bulunduğu Bolu Cezaevinden “Bu millet, büyük oynayanlarla büyük oynayabileceğini ispat etmiştir.” diye seslenen Mirzabeyoğlu’nun sözünün ispatı halinde bütün Anadolu, Büyük Doğu’yu gözleyen, her yaptığı iyi güzel ve doğru faaliyeti çerçevesinde Sayın Başbakan’ın gür sesinin etrafında kenetlenmeye devam ediyor.

“Ben Türkiye’yi yerin üstündeki 35 milyon ölünün değil, yerin altındaki 35 milyon dirinin koruduğuna inanırım.” diyen Üstâd Necip Fazıl’ın işaret ettiği mana çerçevesinde Anadolu’nun altındakilerle ve üstündekilerle desteklediği Erdoğan’a destek çığ gibi artıyor…

SEN KİMSİN;
FETULLAH GÜLEN-
“TERÖR ÖRGÜTÜ”

Dün Ergenekoncuların kontrolündeki “Mit” teşkilatının ümmeti ifsad etmek üzere destekleyip şişirdiği, bugün İsrail ve Amerika ile beraber tüm muhalif gurupların temsilciliğine soyunmuş olarak hükümet nezdinde Anadolu’ya savaş açmış bulunan PARALEL YAPI VE ONUN LİDERİLİĞİNİ YAPANLARA yönelik “SEN KİMSİN?” şeklindeki çıkışıyla dikkat çeken Erdoğan’ın söyleşisinde ilgili bölüm şöyle geçti:

Başbakan Erdoğan, Ergenekon Davası’ndaki tahliyelerin hatırlatılarak, bu süreçte İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinin tutumuna yönelik bir soruyu yanıtlarken, “Bu paralel yapının nerelere ulaştığını gösteriyor. Bakın burada da HSYK ne yaptı? Şimdi devreye girdi” dedi.

Bundan önce de benzer şeylerin olması gerektiğini anlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Olmadı. Eğer bu tür mekanizmalar devreye girmezse, yani bu tür yerlerde olanlar, teftiş, kendileri üstündeki bir makamın bunları yarın hesaba çekeceğini düşünmezse, ‘nasıl olsa orası da bendendir’ mantığı ile hareket ederse, siz bu ülkede adaleti tesis edemezsiniz. Şimdi devran değişiyor. Şimdi adam kalkıp da ‘ben yasama organını tanımıyorum’ diyorsa, bunun bir defa bedelini ödemesi gerekir. Sen kimsin de yasama organını tanımıyorsun. Bir defa haddini bileceksin, sen bir defa şu anda kaldırılmış bir birimsin, seni bu yasama organı kaldırmış. Cumhurbaşkanı onamış artık özel yetkili mahkeme diye bir şey yok. Ha size verilecek olan görevler var. Sen şimdi yeni görevini bekle, ama sen yeni görevini beklemeden kalkıp açıklamalar yapıyorsun. Buna hakkın yok.”

Paralel yapının mahkeme uzantıları diye değerlendirilen yapılar nezdinde bir süredir irili ufaklı kalkışma denemeleri yapan ve bu yönde halkın bir kısmını da peşinde sürükleyen odakların iç ve dış şer odaklarınca pek bir hevesle desteklendikleri dikkatlerden kaçmazken Sayın Başbakan “SEN KİMSİN” çıkışıyla tüm bu odaklara karşı tavizsiz bir şekilde mücadeleye devam edeceğini bir kez daha açıklamış oldu…

Gezi olaylarında bir cephe oluşturmaya çalışmış, iç ve dış şer odaklarının birbirleriyle her türlü akıl ve imkan dayanışması sergileyerek Anadolu’nun İslamlaşma tehlikesine (!) karşı güçlü bir birliktelik eylemine kalkışmış kesimlerin öncülüğü ve sözcülüğüne soyunan paralel zihniyete karşı çevresindeki Ahmet Davutoğlu, Efgan Ala gibi nadir birkaç kişi ile açık yüreklilikle mücadele ettiği gözlenen Sayın Başbakan için “Acaba teşkilat bazında yalnız mı bırakılıyor?” şeklinde kanaatler oluşmuş durumda. Konya teşkilatının Gezici ve onların öncülüğüne soyunmuş paralelcilere karşı verilen bu mücadelede açık tavrı merak ediliyor.

PARALEL YAPININ
LİDERİ

Paralel yapının lideri olduğu iddia edilen Fethullah Gülen hakkında neredeyse yeni bir bilginin ifşa edilmediği gün geçmiyor. Basına yansıyan farklı bilgilerden bir tanesi de Kadir Mısıroğlu’nun ‘Dünden bugüne: Tahrifat Hareketleri’ isimli kitabının üçüncü cildinde naklediliyor.

  1. sayfada, 1969 ve 73 yılları arasında Adalet Partisi ve Demokratik Parti’den Mersin ve Samsun milletvekilliği de yapan, Süleyman Hilmi Tunahan Hocaefendinin önemli talebelerinden emekli vaiz Hilmi Türkmen’den bir hatıra aktarılıyor:

“İskenderun’da askerlik yaparken ben de orada vaizdim. Bir gün benim de bulunduğum camide vaaza çıktı ve orada millete Kuran-ı Kerim’in kıymetini bilmedikleri yolunda nasihatte bulunurken o mukaddes kitabı ‘Siz işte böyle yaptınız!..’ diyerek kürsüden atmış, (bu vaka daha sonra Salihli’de de cereyan etmiştir) ve cemaat arasında büyük bir galeyan meydana gelmişti.

Milleti zorla yatıştırdım. Fethullah’ı alıp evime götürdüm. Genç ve tecrübesiz olduğunu düşünerek nasihatlerde bulundum kendisine.

Aradan yıllar geçti. Yıl 1965 veya 66 idi. Gayet perişan bir vaziyette bana geldi. İstanbul’daki arkadaşlarının kendisini beş parasız sokağa attıklarını söyledi ve benden iş istedi. İskenderun’daki vak’a dolayısıyla ihtiyatlı davrandım ve Müftü’ye müracaatla o sırada izinli olan bir vaizin yerine vazifelendirmesini teminle bir deneme yapmak istedim. Bir gün vaaz verirken düşüp bayıldı kürsüde. Hastaneye kaldırdık. Doktorlar depresyon geçirdiğini söyleyerek O’nu Manisa Akıl Hastanesi’ne sevk ettiler. Bir iki ay burada yatıp çıktıktan sonra yine yardım istedi. İzmir’in Kestane Pazarı’ndaki Kuran-ı Kerim Kursu’nun idarecilerini tanıyordum. Manisa’da adı ‘Deli Hoca’ya çıkar endişesiyle, arkadaşlarla görüşerek oraya yerleştirdim. Beş on gün sonra halini hatırını sormak için yanına uğradığımda, baş başa bir kimseyle fiskos ettiğine rast geldim. Konuştuğu adam, beni görünce yaydan çıkmış ok gibi fırlayıp kaçtı. Kendisine ‘Bu kimdir?” diye sorduğumda ‘Bir talebe velisi!” diye cevap verdi.

Bu söz doğru değildi. Konuştuğu o adam, bu karşılaşmadan 5-6 ay evvel bana gelmiş ve MİT’çi hüviyetini gösterdikten sonra, benimle açıkça bir mesele konuşmak istediğini söylemişti. Mesele şuydu:

‘Bizim teşkilat (MİT) Müslümanların Mustafa Kemal Paşa’ya menfi bir tavır almasından rahatsız. İstiyoruz ki bu münaferatı giderelim. Sen, Süleymancı Cemaati içinde söz sahibi birisin. Sen bizimle çalış bizden ne istersen iste… Diyanet İşleri Başkanı yapalım seni!’

Kendisine yanlış kapıda olduğunu söylemiştim. Şimdi anlıyordum ki, buldukları adam Fethullah Gülen’di. İşi takip ettim o günden sonra. MİT güdümlü olarak nasıl nafiz bir mevkiye getirildiğine safha safha şahit oldum.”

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.