Akademideki Ergenekon Ve Medresetüzzehra Niyeti

Yayınlama: 21.03.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:57
1.044
A+
A-

Akademideki Ergenekon Ve Medresetüzzehra Niyeti

İnsanoğlu için “yaşanmaya değer hayat”ı mümkün kılacak, hayalini kurduğumuz “dünya” ya doğru hızla ilerlendiğine şahit olduğumuz şu günler… Bu günler tarihi günlerdir ve üzerinde hassasiyetle durulması gerekir… Herkesler tarafını belli etmeli ve bulunmayı arzuladığı tarafa tüm imkanları ile destek olmayı tarihi bir vazife bellemelidir… Böylesine ciddi bir sırattan geçtiğimize, böylesine mühim bir kavşakta olduğumuza inanıyoruz…

Mevcut hükumetin işe başladığı günlerden çok farklı bir yol haritası edindiğine şahit oluyoruz ve bu durum bizleri işin gerçeği yarınlarımız adına heyecanlandırıyor…

Partiden kovulmuş birisinin, kovulmuş bir vekilin şu ifadesi ne de güzel izah ediyor değişimi: “AK Parti’den istifa eden eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinde bulunanların geçmişte Erdoğan’ı eleştiren kişiler olduğunu söyledi. Günay, “Başbakan’ın yakın çevresinde de şuanda 2004, 2005, 2006 ve 2007’de Türkiye’yi sattığını söyleyen çevreler ona danışmanlık yapıyor. Yolları açık olsun.” dedi.”

Bu gün hemen her konuda bağımsız bir yapıya kavuşmaya çalışan hükumetin yanında olanlar ve dün başbakanı eleştirenlerin bu memleketin has evlatları olduğu ve dün başbakanla beraber olanların da Sayın Başbakan’ın Yahudi lobilerinden cesaret ödülü aldığı günlerdeki dostları olduğu açıktır… Sayın Erdoğan “doğru yolda” ilerledikçe aziz anadolunun seçkin evlatlarından alacağı destek hergeçen gün katbekat artacaktır… Yaşanmaya değer hayatı mümkün kılacak nizam şartlarını tesis yolunda ilerlediği müddetçe…

Yahudi lobileriyle ve İslam düşmanı emperyalist çevrelerle iş pişiren hiçbir “güç” bu millet nezdinde itibar sahibi olamayacağı gibi, bu aziz Anadolu’nun temiz evlatlarınca da tarihin kirli çöplüğüne defedileceklerdir… Bu, bu gün bağımsız Yahudi lobilerine ve İslam düşmanı emperyalist odaklara rağmen kendi ayakları üzerinde güçlü ve bağımsız bir yapı haline gelme yolunda ilerleyen hükumete profesyonel darbe yapmaya kalkışan kökü dışarda hain yapılarca da bilinmelidir… Bu mevzuda bu kadar sözün şimdilik yeteceği kanaatindeyiz…


İnsanoğlu için yaşanmaya değer hayatı mümkün kılacak nizam şartlarına doğru hızla ilerlediğimiz şu günlerde dedik, oysa meseleye bu yönü ile bakıldığında mevzu iktidarı ele geçirme meselesi olmanın dışında çok daha farklı ve olmazsa olmaz yönleri barındırmaktadır.

Akademideki Ergenekon dememiz ve Said-i Nursi Hazretlerinin bir hayali olan Medresetüzzehra hayalinden bahsetmemiz tam da bu olmazsa olmaz şartların başında gelen husus olmasındandır.

Biz Ergenekon derken, işin aslı, İttihatçı azınlığın tahakküm kadrosunu anlıyoruz: Bu toprakları ve insanımızı İslam’dan uzaklaştırmak kastıyla teşekkül etmiş hainler tarafından oluşturulmuş yapıyı…

İslam’ın bu memlekete zarar verdiğine inanmış, çoğu “dış güçler” tarafından maniple edilmiş ama her halükarda bizim imanımıza irfanımıza ahlakımıza, gelenek-göreneğimize, töremize düşman, bizden başka türlü insanlar olmamızı isteyen, meclis kürsüsünden Macaristandan damızlık erkek getirmeyi teklif edebilme cesaretini kuşanmış lağım farelerinin soyunu kastediyoruz… Bir şekilde imanımıza, ahlakımıza, bu baptan olarak geleneğimize göreneğimize töremize düşmanlık yapmayanlarla ne işimiz olabilir ki…


İttihat terakki malum olduğu üzere temelde bir tıbbiyeliler örgütüdür. Tıbbiyeliler tarafından temeli atılmış bir örgüttür… Temelde illegal bir yapı iken bunların kasıtlarını anlayan düşmanların içerde ve dışardaki destekleriyle zamanla gelişip serpilip yasal kocaman bir yapı haline gelmiş bir örgüt…

İttihat Terakki ye yataklık etmiş Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bu konuda iyi tetkik edilmesi gereken mühim bir numunedir…

Tam otuz küsur yıl Fransızca eğitim yapılmış olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahanenin yetiştirdiği bir kadrodur ittihat terakkinin kurucu kadrosu… Oralarda yetişen “aydınlar” yön verdiler bu toprakların akıbetine…

Dolayısı ile o günlerden bu günlere devlete ve millete yön veren akademi camiasında kökleşmiş bir yapı var belli bir zihniyetin doğurduğu bir yapı… Enine boyuna konuşulması gereken bu yapıyı doğuran o zihniyettir… Yarınlar adına hesap yapan hayal kuranların esas dikkat etmesi gereken bu zihniyetle nasıl baş edebiliriz meselesi olmalıdır, o aşağılık kompleksini doğuran zihniyetle… Asıl üzerine operasyon yapılması gereken kişiler değil, elbette yerine göre kişilerde dahil olmak üzere o kişileri doğuran zihniyettir.

“Bizler” aklımızın erdiği ve gücümüzün yettiğince “Dünya Görüşü” diye sesimizi yükselttikçe saf saf yüzümüze bakan “dostlarımızın” anlaması gereken husus…

Medresetüzzehra hayali, bu hayal ile murad edilen mana bizce Osmanlı ecdadımızın içinden çıkamadığı kendi iman ve tefekkür köklerinden ilmi yeniden ele alma yeniden inşa etme muradının adıdır…

Batının bilimsel akıl dediği ve kendi varoluşunu üzerine inşa ettiği aklı vahyi temel alarak yeniden ve yepyeni olarak kendimizin doğmasına zemin hazırlayacak şekilde inşa ve ihya etmek… Tarif etmek ve o akıl üzerinden “akademi”yi kurmak…

Nasıl bozulduğumuzun tarihi olmaktan öte manası bulunmayan mevcut üniversite elbette en başta ele alınması gereken kurumlarımızın başında gelmektedir ve büyük bir İslam medeniyeti teklifi olan Büyük Doğu ideolocyasında en başta el atılması gereken mevzulardan olarak işaretlendiği gibi Said Nursi Hazretlerinin de kurtuluş hamlelerinin en mühimi olarak gördüğü açıktır…

Bu güne kadar başörtüsü ile girebilmemizin lütuf addedildiği üniversitelerin esas dikkat edilmesi gereken yönünün “batı aklı” üzerine inşa edilmiş temel yapısı olduğu açıktır… “batı aklı” üzerine duygu ve düşünce alışkanlıklarının bakış açılarının kazandırılması esası üzerine inşa edilmiş olan bu müesseselerde mevcut müfredatı başörtülü tedris etsen ne olur başörtüsüz tedris etsen ne olur…

Ölümü gösterip hastalığa razı etmek şeklinde ki bir siyasetle dün “başörtüsü” ile kapısından girebilmemizin nimet olarak kabul etmemizi söyleyenlere cevabımız “Müslüman aklına-akl-ı selîme” göre yeniden inşa edilmiş üniversitelerimiz olmalıdır…

Dolayısı ile bu gün hükümet kendi iman köklerinden, bağımsız bir varlık ortaya koyma yolunda ilerleyecekse her şehre açmaya çalıştığı üniversitelerin bütün şartlarının ve bununla birlikte müfredatlarının kendi iman, tefekkür, irfan köklerimiz etrafında yeniden izah etmenin ve o izahlar çerçevesinde yeniden yapılandırabilmenin yoluna bakmalıdır.

Aksi halde tüm bu yapılanların, batıdan devşirilen üniversite anlayışı ile uzun vadede manasızlaşabileceği tehlikesini göz ardı etmemek gerekir. Dolayısı ile biz bu kısacık yazıda işin erbabı olmasak ta “bizim” akademik camiamızın bu yöndeki tetkiklerine başlaması konferanslar paneller şeklindeki etkinliklerin hızlandırılması gerektiğini işin erbabı olanların dikkatine sunalım istedik…

Ne demişti sayın Erdoğan “Büyük Doğu’yu yetmiş beş milyon hep beraber inşa edeceğiz” bu inşa sloganla olmayacağına göre bir yerlerden başlamak gerekmez mi?

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.