Kısaca IŞİD diye bilinen Irak Şam İslâm Devleti şeklinde kendisini tanıtan ve en son “İslâm Devleti” ismini alan ve şimdilerde pasaportunu da bastırmış olduğu haberlerini aldığımız yapı en son HİLAFET ilanında bulunarak bir açıklama yapmış kamuoyuna yönelik.
Örgüt ve liderinin dediği kabaca şu, biz devletiz ve devlet olduktan sonra diğer bütün gruplar meşruluğunu yitirmiştir. Bize karşı gelen, itaat etmeyen herkesi öldürürüz, bu konuda bizden olmayanlara da soracağımız bir husus yoktur…
Kendilerince delil saydıkları bir takım ayeti kerimeler ve hadisi şerifler eşliğinde yobazlıklarını meşrulaştırmaya çalışırlarken beyanatlarındaki kendilerini tanımayan yapıları kastederek:
BİZİ AMERİKA TANIMIŞ…
“Onlara ayrıca şöyle deyin: Kime danışacağız? Amerika, İngiltere ve Fransa bile devlet olduğunu tasdik ettiği halde onlar devlet olduğunu bile onaylamadılar” şeklindeki sözleri hayretle karşılandı.
Amerika tanıdıktan sonra size ancak bizlere itaat etmek düşer şeklinde özetlenebilecek olan bu ifadeler, karanlık bir şekilde yükselen örgütün üzerindeki şüpheleri bir miktar daha artırdı. Sana meşruiyetini Amerika mı verdi ki onların tanıması diğer Müslümanlarında seni tanımalarını gerektirsin?
İçinden çıktıkları El –Kaide ile beraber ters düşmedikleri neredeyse hiçbir yapı yok denilebilecek olan fason hilafet devleti çevrelerini Kafkasya Emirliğinden Taliban’a kadar Dünya Müslüman Alimler Birliğine kadar kendilerini çevrelerindeki kemmiyet gücü olmasına nazaran keyfiyet fakiri bir kısım küçük yapılanmalar dışında meşru gören bir çevre olmadı takip edebildiğimiz kadarıyla…
Bizim bahsi geçen yapıyı “karanlık odak” şeklinde nitelememiz, haklarında bir şeyler bilmiyor olmamıza nazaran cihatçı çevrelerinde ciddi eleştirilerine maruz kalmış olmaları… Aksi halde medya aracılığı ile bizlere ulaşan hiçbir görüntü ses yahut mesajı onları anlamak için değerlendirebileceğimiz veriler olarak görmüyoruz.
Neden?
Bahsi geçen medyanın ve kamuoyu oluşturabilecek güce sahip etkin çevrelerin kuduz İslam düşmanlıklarının tescilli olması bu tutumumuzun ilk sebebini oluşturuyor. Bu bahis uzatılabilir ama şimdilik bu kadar bahsetmek yeterli.
Bizce ikinci ve mühim hususlardan bir başkası da muhafazakâr demokrat çevrelerin tepkileri… Bizce muhafazakâr demokrat çevrelerin nem ne şekil almış Müslümanlık anlayış ve uygulamaları. Bu çevreler gerçekten İslam derlerken aslında ne diyorlar bunu pek te anlayabilmiş olduğumuzu söyleyemeyeceğiz.
Liberal toplumların değer yargıları içerisine gömülmüş bu çevreler yani üzülerek söylüyoruz ki bizlerin tepkileri bu mevzularda pek de dikkate almaya değer gibi gelmiyor.
Yirminci yüzyıl küfür otoritelerinin en büyük projesi diyebileceğimiz liberal dünya içerisinde Müslümanlara ve eziklikten kurtulma çabası içerisine düşmüş “Müslüman” çevrelerin kendilerine bu liberal dünya içerisinde yer açma ameliyesi olarak gördüğümüz bir tuhaf anlayış olan muhafazakâr demokrat Müslümanlık anlayışı kesinlikle bir şekilde zaten yerle bir olmaya mahkumdur.
Muhafazakâr demokrat Müslümanlık anlayışının IŞİD eleştirileri, gerçekten onların vehhabi olmaları, harici olmaları gibi itikadi sapkınlıkları ile mi alakalı yoksa?
Yoksa oralara ait görüntülerdeki hesapsız adam öldürme videoları ile mi alakalı acaba?
Yani onlar vehhabi olmasalar, harici olmasalar -zaten harici olduklarını kabul etmiyorlar açıklamaları ile o başka- ama onlar adam öldürmelerini cihatçı çevrelerin ortaklaşa kabul ettikleri bir mahkeme önünde yapılan yargılamalar eşliğinde yapsalar bu adamları desteklemeye mi başlayacağız?
Gerçekten mi?
Yoksa demokrasinin koltuk değneği haline gelmiş muhafazakar demokrat hayatımızın değer yargılarını alt üst eden bir dünya üzerimize üzerimize geliyor endişesi mi yaşıyoruz?
Yani onlar sahte, onlar besleme, onlar hakikatinin gelmesini engellemek için önü açılmış bir avuç sergerde oldukları için ve biz “HİLAFET”in hakikatini istediğimiz için onlarda hakikatini temsil etmedikleri için mi onları istemiyoruz, kötülüyoruz…
Tabi bir de işin bu tarafı var onlara mevcut şartlar ve kamuoyu psikolojisi içerisinde sövmek bedava ve adeta prim yapıyor; vur abalıya…
Sakın ha onları savunmaya çalıştığımız şeklinde bir netice çıkarmaya kalkmasın kimse yazdıklarımızdan onların iyisi yahut kötüsünün üzerinde değiliz, biz onlar vesilesi ile kendi hal-i pürmelalimizi görmeye çalışıyoruz yalnızca. Biz aslında neyiz ve ne istiyoruz, gerçekten bizler ne istemeye hazırız?
Sahabe efendilerimizin birinin muhafazakâr demokrasimizi başımıza geçirmek üzere açtığı bir bayrak olsa ne yapardık? İçine düştüğümüz hayat yumağı bizim ne olmayı istememize müsaade ediyor?
Gücümüz, inanmışlığımız gerçekten yeter durumda mı, “iyi, güzel ve doğru” anlayışımızı mutlak hakikate göre yeniden ve sil baştan inşa etmeye yeter durumda mı gerçekten?
Tabi biz mevzunun cahiliyiz, ama Müslümanlık değerlerinin bizim içinde sürüklendiğimiz muhafazakâr demokrat değerler ile taban tabana zıtlaştığı da okuyabildiğimiz İslam tarihi kayıtlarına göre çok açık bir gerçek.
Müslümanlığı tüm değerleri ve bütün hakikati ile anlamak ve yaşamak istememize rağmen içine gömüldüğümüz maslahatçılığın, nefs girdabının ruhumuza sindirmiş bulunduğumuz yerleşik demokrat dünya değerlerinin alt üst olacağını bildiğimiz için mi karşıyız yoksa?
Eğer bizler IŞİD’e gerçek sebepler ile sövüyor, eleştiriyorsak hakikatini ortaya koymayı murad etmiş bir yolda olmamız gerekmez mi?
Şimdiye kadar şakasını yaptığımız lafını yaptığımız mevzuların şakadan kakaya, laftan gerçeğe bürünmesi ihtimalinin, hayata dair yaptığımız tüm planların alt üst olmasına vesile olacak olması ihtimalinin bizleri korkutuyor olması da var mı acaba bu tepkilerimizde?
Sakin ve güneşli şuur dünyamızda çakan bu şimşeklerde neyin nesi şeklinde bir tepki olmasın söylemlerimizdeki kötüleme yarışının sebebi.
Biz sahtesinin gerçeğinin ortaya konması ihtiyacına vesile olmasını temenni ediyoruz.
Yeni insan hasretini giderecek olan yeni nizama doğru, yeni nizam mutlak ölçülerin mutlak hakimiyetinin aydınlığında inşa olması gereken…
Bizleri razı olacağın insan olmak hevesinden, razı olacağın cemiyet ve nizamı inşa hevesinde olanlardan ayırma Ey Râb… Günahlarımız ve gafletimiz vesilesi ile, şuursuzluğumuz vesilesi ile, cehaletimiz vesilesi ile, o nimetten mahrum etme bizleri, korkularımıza gömülmüşüz, korkularımıza boğdurma bizleri, korkularımızı ayak bağı eyleme bizlere… Bizleri razı olduğun hakikat üzere sabit eyle.
Bizleri sağlam ve razı olduğun muhkem bir topluluğun parçası eyle, razı olduğun kullarından muhkem bir topluluk bahşeyle bizlere, ilmimizi artır cesaretimizi artır, küfre, nefse, şeytana, münafık ve yobazlara karşı bizleri üstün kıl…