Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Hak Mezhepleri Eleştirenlere Güncel Bir Yaklaşım

Mustafa Bilgiç
Mustafa Bilgiç
  • 23.03.2014

“Hak Mezhepleri Eleştirenlere Güncel Bir Yaklaşım”

Kelime olarak mezhep, takip edilen metot, gidilen yol anlamına gelmektedir. Mecazen kişisel görüş, inanç ve düşünce sistemi anlamında kullanılmaktadır.

Terim anlamı ise İslam Dininin asli kaynaklarından Müstakil olarak İctihad edebilme gibi en yüksek dereceye ulaşmış bir müctehidin, Dinin ayrıntılarına ilişkin konularda kendine özel kural ve yöntemlerle oluşturduğu, uygulanabilir inanç ve İslam Hukuk sistemini ifade eder. Bir başka tanımla; müçtehit derecesini kazanmış bir İslam âliminin, hüküm bakımından kapalı veya kesin olmayan (zannî) ayet ve hadisleri İslam’ın temel esaslarına aykırı olmayacak şekilde yorumlayarak İslam ümmetin istifadesine sunduğu çözümler sistemine mezhep adı verilir. İslâmi literatürde mezhep kelimesi genel olarak itikadî, fıkhî, siyasî görüşlerin hemen tamamı için kullanılmıştır.
Mezheplerle ilgilenen âlimler, İslâm mezheplerini Peygamberimizden (S.A.V.) rivayet olunan bir hadisi şerife göre tasnif etmişlerdir. Bu hadisi şerifte Yahudilerin yetmiş bir, Hıristiyanların yetmiş iki topluluğa ayrıldığı, İslâm ümmetinin ise yetmiş üç topluluğa ayrılacağı; cehennemden kurtulacak Müslümanların, Resûlüllah (S.A.V.) ve ashabının yolunu takip eden topluluk, başka bir rivayette de, birlik ve beraberlikten ayrılmayan topluluk olduğu belirtilmektedir. 1) Tirmizî, Sünen, İman, 18; Ebû Dâvud, Sünen, Sünnet, 1; İbn Mâce, Sünen, Fiten, 17; Dârimîmî, Sünen, Siyer, 75.

Bu bağlamda İslam Ümmetin birlik ve beraberliğini ifade eden bu sistem ve topluluğa Ehli Sünnet vel’cemaat ‘da denir.

İSLAM MEZHEPLERİN ÇIKIŞ NEDENLERİ

İslam dünyasında mezheplerin oluşumunu, ortaya çıkmasını sebep olan pek çok neden bulunmaktadır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) hayatta iken sahabiler arasında herhangi bir görüş ayrılığı söz konusu değildi. Dinden gerek inanç, gerek ibadet ve muamele ve gerekse âdap ve ahlâka dair anlayamadıkları bir konu çıkarsa, Resûlüllah’a (S.A.V) sorarlar, O da açıklardı. Râşit halîfeler döneminde de bu mevzularda herhangi bir sıkıntı olmamıştı. Sahabe ve Tâbiîn devirlerinde ise, akaid ve muamelâta dair bir konu ortaya çıkarsa, hemen güvenilir alimlere sorulur , cevabı alınır, karışıklık çıkmasına fırsat verilmezdi. Ancak daha sonraki devirlerde, kendilerine güvenilen zatların yavaş yavaş azalmaları sebebiyle, Müslüman halkın sıkıntılarını gören bazı alim ve müctehidler, akaid ve fıkıh alanındaki görüşlerini açıklayıp yaymaya başladılar. Nitekim Hicrî 1. Asrın sonlarından itibaren mezheplerin kurucuları, gerek akaid ve gerekse fıkıh alanındaki çalışmalarını artırdılar. Onların bu görüşlerini dinleyen, okuyup yazan insanlar da, bunlara uyarlardı. Böylece bu kişilerin görüş ve ictihatları, halkın anlayışında bir mezhep olarak yerleşti. Bununla birlikte hemen ifade etmeliyiz ki, bu büyük alim ve imamlardan hiçbirisi, ” Ben bir mezhep kuruyorum, bana uyunuz!” diye, müslümanları kendi görüşlerine tâbi olmaya çağırmamışlardır. Devlet adamlarının, makam, mevki ve nüfuz sahibi kimselerin davet ya da emirleriyle de bir mezhep kurmamışlardır. Bunu tamamen Kuran ve Hadise (İslama) hizmet için yapmışlardır. İslam Dinine asla Kuran ve Sünnette ve asli kaynaklarda olmayan bir şeyi şahsi düşüncelerini sokmamışlardır.

Bilindiği üzere insanların anlayış-kavrayış ve idrak seviyeleri farklıdır, istek ve ihtiyaçları çeşitlilidir. Dolayısiyle dinin esasına uygun olmak kayıt ve şartıyla Müctehitler arasındaki fıkhî farklılıklar caizdir. Hatta bu durum bir hadisi şerifte zikredildiği üzere Ümmeti Muhammed için bir rahmettir. (Taberani ve Deylemide geçer). Aksi olsaydı böyle bir durumda meselelerde çözümsüzlük olurdu. Buda müminleri sıkıntıya sokar, yeni meseleler karşısında Müslümanlar kendilerini yenileyemez ve İslam Dogmatigleştirilmiş olurki ;Bu durumda Allah C.C.’nin Sünnetine aykırı bir durumdur.
‘’رحمة أمتي إختﻻف ‘’
Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimiz, müctehid ictihadında isabet ederse iki sevap, halis niyetle Allah rızası için yaptığı bu ictihadında hata ederse bir sevap alacağını söylemiştir.2) Buhârî, İ‘tisâm, 21; Müslim, Akdiye, 6.

İSLAM DİNİNDE KAÇ ÇEŞİT MEZHEP VARDIR?
İslâm’da iki türlü mezhep vardır:
1. İtikadî Mezhepler: İman ve inançla ilgili konulardaki görüşler.
2. Ameli Mezhepler: İbadet ve muamelelerle ilgili konulardaki görüşler.

İTİKADİ MEZHEPLER
İman esaslarını kabul etme şekline göre bir çok görüş ve mezhep vardır. Bunlar da iki gruba ayrılır:
a) Hak Mezhepler veya Ehl-i Sünnet Mezhepleri.
b) Batıl Mezhepler veya Ehl-i Bid’at Mezhepleri.

Ehl-i Hak veya Elh-i Sünnet, dinî yorumlarda Peygamber Efendimizin (S.A.V) ve sahabenin (R.Anhüm) yolunu takip edip onları örnek alan, Ashabı Kiram arasında ayrım yapmadan onları bütün olarak seven ve kabul eden mezheplerin adıdır.

Ehl-i Bid’at ise, yorumlarını daha ziyade kendi görüş ve fikirlerine dayandıran, Ashabı Kiramdan bazılarını sevgide aşırıya kaçan, bazılarına karşı da nefret duyan mezheplerin adıdır.

Gelecek yazımızda Hak Mezhepler adı verilen Ehli Sünnet vel’Cemaat Mezheplerinden bahsedeceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.