Düşman Nerede?
Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Gençliğe Hitabesinde bahsettiği mevzu çok önemli. “Bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı görebilecek kadar gözü keskin bir gençlik” der.
Düşmanlarımız zifiri bir karanlıkta ak sütün içindeki ak kıllardır. Yani kendisini o derece gizleyen… Adeta görünmez olmayı becerenlerdir. Düşmanlarımız her yerdedir ama gizlidirler ve onları görmek gerekmektedir. Onları her zaman ve her yerde bıraktıkları iz, konuştukları söz, yaptıkları iş ele vermektedir.
Suriye ve diğer İslam coğrafyalarında meydana gelen olayların gerisinde hep bu düşman unsurların görünmeyen elleri vardır.
İslam’ın hakikatini yaşamak adına dünyaya hükmeden anlayışın mensupları bu gün her bir yerde esir mevkiindedir ve adeta birbirini boğazlamakla meşguller. Sebepleri üzerinde birçok şey söylenebilir. Ama en önemlilerinden birisi şüphesiz dış düşman etkisidir ve biz bunu göz ardı edemeyiz. Müslümanları yeryüzünden kazıma ve özü itibarıyla İslam’ı imha siyaseti adım adım uygulanmakta ve bunu gerçekleştirecek planlar uygulanmaktadır. Tabi bu sinsi plan onların oyunlarına alet olanlar vasıtasıyla yine Müslümanlar kullanılarak işletilmektedir. Olayların arkasında döndürülen hile ve desiselerden habersiz avlanan gafil Müslümanlar bu oyunda rol almaktadır.
Müslümanları cepheden saldırarak yıkamayacağını anlayanlar onları içten yıkmanın yollarını aramış ve bunu bulmuş ve hayata geçirmişlerdir. Kâfirler için Müslümanları İslam ile vurma silahından daha tesirli bir şey ne olabilir mi?
Elbette olamazdı. Cepheye sapık anlayışları İslam’da varmış gibi gösterecek alim kılığına büründürülmüş, kendilerine yürekten bağlı ajanlarını ve maşalarını sürdüler. Bunlar “Dini tamir davasındaki din tahripçileriydiler” Başını çekenler perde gerisinde bunları ustalıkla yönetenlerdi. Bir yanda Cemalleddin Afgani, öbür yanda Muhammed Abduh ve Tilmizleri… Hindistan’dan Suudi Arabistan’a uzanan bir çizgide her koldan bütün güçleriyle saldırdılar. Saldıranların suratlarına taktıkları maske muazzez ve mukaddes dinimizdi. O maskeyle her yere girip her şeyi talan edebilirlerdi. Öyle yaptılar ve devam ediyorlar…
Mezhep düşmanları türetildi. Alimlere değer vermeyen soytarılar aşılandı. Tasavvuf ve tarikat ehline dil uzatmak, radikal İslam söylemleriyle mayalandı. Kur’an bize yeter, o insanlık için kurtuluş reçetesi değil mi? O halde “Kur’an’dan başka kitap, yol, usul metot tanımayız!” anlayışı zihinlere zerk edildi. Özünde doğru gibi gösterilen bu teşebbüslerin arkasında yatan niyetler okunamadı. “Mealciler” dediğimiz bir zümre Müslümanlar ve İslam adına hüküm kesmeye başladı… Dahası modern Müslümanlık tezgahı ile ava çıkıldı. Alimlerin aşağılanmasının ötesine geçilerek “Peygamber sadece bir postacıydı, Allah’ın getirdiğini bize ulaştırdı ve vazifesi bitti” dediler… Onun ashabını ve sahabe-i kiramı yok saydılar.
El altından “kendi aklına göre takıl” fikrini aşılayıp ehl-i sünet anlayışına uygun yaşamak gerektiği düşüncesini baltalamaya çalıştılar… Ve hâlâ çalışıyorlar…