Artık ardında “çil çil kubbeler serpen ordu” yoktur. “Senpier’in mihrabında atıma ot yedirmesini bilirim” diyenler tarihin şeref levhalarında çoktan yerlerini almıştır… Son üç dört yüz yıldır doğudan batıya bütün ülkeler emperyalist müstevlilerin sinsi oyunlarla kurgulayarak sahnelediği oyunların kurbanı olmuştur. Bir türlü yenemedikleri Müslümanların iflahını kesecek planlar aşama aşama bütün dünyada uygulanmış ve başarılı oldukları merkezlerde hayata geçmiştir. Bizler, başımıza gelenlerin gerçekte ne olduğunu idrak edemeden karşımıza çıkarılan farklı düşmanlarla boğuşur bulduk kendimizi. Gücümüzü heba ettik, enerjimizi tükettik. Biz bittik, düşman çoğaldı. Düşman, şimdi bizi yaktıktan sonra küllerimizi savurmanın derdindedir.
Halep’te, Myanmar’da, sayabildiğin her yerde yanan biziz. Yakan onlar. Daha dün gibi, işte Bosna’da yaşananlar, Afganistan’da olanlar, Filistin, Çeçenistan, Irak, Suriye ve Hama, Musul… Ve Türkiye… Ve Mısır… Ve her yer….
Emperyalist güçlerin zamanında kurduğu tezgâhlarla örülen ağlar bugün bütün dünyayı sarmış vaziyettedir. Bu ağlar arasında onların tuzağına düşmeden yaşamak mümkün mü?
Sınırlarını, kanunlarını, ekonomi, siyaset, iktisat politikalarını onların çizdiği, yöneticilerini yine onların atadığı devletler peydahlamışlar ve yine onların kontrolünde hareket eden ordular kurup silahlandırdıktan sonra kurdukları sistemlerin bekçisi yapmışlar…
Peki, bütün bunları nasıl yapmışlar? Aşağıda misallerini vereceğimiz ajan/misyoner faaliyetleri ile içimize iliklerimize kadar sinmişler, aramıza soktukları Lavrensler’le her şeyimize el koymuşlardır.
“R. Streit ve J. Dindinger, 1916 – 1931 yılları arasında çıkardıkları yedi ciltlik eserde misyonerlerin faaliyetleri ile odak noktasını çalışma ve faaliyetlerinin kolaylaştırılması teşkil eden müracaat ve kaynak eserlerin isimlerini zikrettiler.” (R. Streit ve J. dindiger, Bibliotheca Missionum, I – VII, Munster ve Achen 1916-1931)
“Yalnız misyonerlerin 1830 ve 1842 yılları arasında Suriye ve Yakın Doğu’dan arkadaşlarına yazdıkları mektupların aslı 38 cilt iken 10 cilt halinde bastırıldı.” (Missioner Herald, Latter of Missioneries in Syria and The Near East 1830-42, vols 26-38, Boston)
“1910 yılında Edinburg’ta Dünya Misyonerlik Kongresi toplanınca, misyonerlerin çeşitli yönlerde önem vermeleri gereken şeyleri bir rapor halinde çıkardı. Bu raporun yayınlanması 10 cilt halinde tamamlandı.” (World Missionary Conerance o 1910, Edinburg and New York 1910.)
“1928’de Kudüs’te yalnız iki hata süreyle (23 Mart – 8 Nisan) toplanan Dünya Misyonerlik Konsili, 8 ciltlik bir rapor ortaya koydu.” (The İnternatıonal Missionary Council o Jaruselam, 8 vols, London 1928)
“1928 yılında Doğuda bulunan ransız misyoner okullarının aaliyetlerini içine alan ve 1550 sayfa civarında olan dört ciltlik bir eser daha vardır.” (Ouvres des ‘ecoles d’orient (1862-69) 4 vols, St. Clout Berlin 1862 – 69)
“Cebel-i Lübnan’daki İngiliz misyoner okullarının 1856 – 68 yılları arasındaki faaliyetlerinden bahseden bir cilt rapor çıkarıldı” (Reports on The Lebanese Schols, Edinburg 1856-68)
Ajan yapıların kendi aralarındaki yazışmalar ile alakalı bilgi ve belgelerin mahiyeti sadece bunlardan ibaret değil elbet. Günümüzün Lavrenceleri hala faaliyette değil mi?
Anlaşılıyor ki, boynumuza astıkları boyunduruk büyük!..
Genel hatlarıyla insanlığı ve özelde bütün Müslümanları bu hale sürükleyenlerin sebep olduğu neticeler HAMA ve her yerde yaşananların özeti gibidir.
Müslümanların istikbali konusunda verdikleri kararlarla niyetlerini çoktan ilan eden düşmanlarımızın perde gerisindeki çalışmalarından bihaber iş yapanlar, ölseler de kalsalar da, ister istemez onlar hesabına çalışır vaziyete düşerler. Ve Hama’da ölenlere biz ağlarız onlar sevinir. Çünkü onlar bizim sadece ölümüzü seviyorlar başka bir şeyimizi değil.
EN BÜYÜK TEHLİKE NEDİR?
Esaret altında yaşayan bizlerin omzundaki boyunduruğu atmadan kurtulması mümkün değildir. Suriye’de, Mısır’da ve hatta bugün için TÜRKİYE’de bu boyunduruğu atma teşebbüsünün yol açtığı felaketi bir düşünün… Dün Hama’da ve bütün Suriye’de olanları gözlerinizin önüne getirip şöyle bir canlandırın. Asıl felaket, asıl tehlike: üzerimizdeki gizli tahakkümü, boyunduruğu atmadan önceki halimizde saklı değil mi? Her şeyden daha kötü olan: Sizin her halinizi göz önünde bulundurarak onların arzularına uygun yaşamaya mahkûm olduğumuz düzende var olmamıza müsaade edilmesi değil mi?
Zamanında Misyonerler, “Senegal’ de, bu ülkedeki birkaç fakir aileyle bir anlaşma imzalıyorlar. Bu anlaşma gereğince misyoner heyetleri Senegal’deki ailelere, mesela; her ay azıcık pirinç verme gibi ayni yardımlarda bulunacaklar, buna karşılık misyonerlerde ailenin çocukları arasından birisini, kendi hesaplarına göre yetiştirmek için seçme hakkına sahip olacaklar. Anlaşma maddeleri içerisinde şu ifade de yer alıyor; “Aile anlaşmanın şartlarına muhalefet ettiği takdirde (Mesela çocuğunu geri almak isterse) yardımların bedelini, çocuğa yapılan yardımları ve onun eğitimine harcanmış olan paraları ödemeye mecbur olacak.”
“Misyoner heyeti, bu aile içindeki çocuklardan, yaşı on beşten aşağı olan birini seçer. Sonra normal olarak onu bir misyoner okuluna gönderir. Böylece çocuk ailesinden kopmuş ve Hıristiyanlık hayatı üzerine yetiştirilmiş olur. Daha sonra çocuk yüksek öğrenim için Fransa’ya gönderilir. Sonunda Fransa’nın arzusuna uygun amaçlarda kullanılmak için Senegal’e geri gönderilir.”
“Ülkesine Hıristiyan bir Fransız olarak dönen Senegalli çocuğa, sosyal statü ve memuriyet seviyesi bakımından, sömürge ülkelerde Fransız uyruklusu hakkı verilir.”” (İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm. Sh.10)
“Bugünkü “Sancur”, Senegalli Cumhurbaşkanının ismidir. Siz, kelimesinin anlamı, orijinali Seant George (Aziz Corc) dur… Şüphesiz Cumhurbaşkanı Hıristiyan’dır, fakat annesi ve kardeşleri Müslüman’dırlar.”
“Her nasılsa Senegal’deki ilk başbakan Muhammed Ziya isminde Müslüman bir şahıstı. Muhammed Ziya, kominist bloktaki devleri ziyarete gitti. Dönüşünde rejimi değiştirmek için komplo hazırladığı ithamıyla karşılaştı. Muhammed Ziya hapsedildi. (Daha sonra Beyrut’a yerleşti. Beyrut’lu Müslüman bir kadınla evlendi. Ve yönetim şekli, başkanın elinde bulunacak şekilde değiştirildikten sonra bütün hakimiyet Senegal cumhurbaşkanı Sancur’ un eline geçti.” (Rûz’ül Yûsuf Dergisi Kahire, yıl 39, sayı: 1847,4 Kasım 1963, sayfa 26)
Yukarıda misalini verdiğimiz olayların her zaman yaşandığı bir gerçektir. Hüseyin Barak Obama’nın mazisini deştiğimiz zaman karşımıza çıkacak hikâyenin aslı Senegal’de yaşananlarla aynıdır.
Bugün kurucu ve idarecileri emperyalistler tarafından devletçiklerin görevi Müslümanların kimyasını bozarak onların tesis ettiği esaretin kesintisiz devamını sağlamaktır. Buna aykırı hareket etme ihtimali olanları bile imha etmek vazifelerinin gereğidir.
Sürmekte olan savaşın asıl merkezi TÜRKİYE. Bunun için Türkiye kurtuluş yolunda ilerledikçe her yerde tanık olduğumuz katliamlar devam edecek. Burada kazanamazsak her yerde kaybederiz.
NOT: Misyonerlik ile alakalı bilgiler ‘İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm” isimli eserden alınmıştır. Nun Yayınları, Prof. Dr. Mustafa Halidi, Dr. Phil Ömer Ferruh.