Yaşlanan Yalnızlık

Yayınlama: 29.05.2013
Düzenleme: 22.04.2015 15:36
1.058
A+
A-

Yaşlanan Yalnızlık

Yazın gelmesiyle birlikte her akşam sokak çocukla dolup taşarken, yetişkinler kızlı erkekli çocukların oyunlarına ister istemez ortak olurlar. Karşı komşum olan teyze kimsenin ortak olmadığı yalnızlığıyla balkonun bir köşesinde sessizce oturup bekler. Yaşlılığının verdiği sakinlikten çok yalnızlığın verdiği sessizlikle saatlerce oturur balkonun aynı köşesinde aynı ifade ile. Hal hatır sormanın dışında çocuklarının nerede olduğunu ve neler yaptıklarını sordum. Kızı evlenip Eskişehir’e yerleşmişti bu yüzden ancak yaz tatillerinde gelebiliyordu annesini görmeye. Oğlu ile mesafesi yok denecek kadar az olmasına rağmen, sık görüşemeyecekleri kadar çoktu. Her hafta Pazar alışverişini kendisine evlatlık vazifesi olarak gören oğul poşetleri yukarı çıkarıp kısa bir hal hatır sormasının ardından, sorumluluğunun yükünü atıp hafiflemiş olarak arkasına bile bakmadan evden ayrılır. Ayrılırken annesinin yüzündeki o ifadeyi hiç görmez bile. Bile bile bakmıyor belki de, baktığı yerde göreceği hüzün pazardan alınan birkaç poşet sebze ve meyvenin ağırlığından da ağır gelecek.

İnsanlar yaşlandıkça sadece çocuklaşmıyorlar aynı zamanda yalnızlaşıyorlar. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, çoğu hayatlarının çoğunu çocuklarına ve kendisi dışındakilere adıyor. Adanmışlıkla geçen zaman aldanmışlıkla gelen sonu da hazırlıyor. Zaman aldatıyor insanları, kendimizi hep bir şeylerin telaşına kaptırıp yaşarken, ya da yaşadığımızı varsayarken, sayısını hatırlamadığımız kadar yükü yüklenmeye çalışıp, elde ettiğimiz başarının karşılığında mutlu bile olamıyoruz. Olur olmaz konuları dert ettiğimizden, derdimiz bittiğinde şükretmeyi unutuyoruz. Düşünülmeye değmez kızgınlıkları, öfkeleri, cümleleri, insanları düşünecek kadar boş zaman yaratıp, kalbimizde sevgiye yetecek boş yer bırakmıyoruz. Sürekli intikam duygusu ile yaşarken, yaşamdan keyif almayı erteleyip, bize keyif verecek insanları ihmal ediyoruz. Başkalarının bizim hayatlarımıza müdahalesine izin verirken, verdiğimiz sözlerin, harcadığımız emeklerin hep başkalarının hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik olduğunu fark etmiyoruz bile, bilemediğimiz, kabul etmediğimiz alışkanlıklarımız ve takıntılarımız yüzünden.

Çocukken oyunlardan dışlanmayalım diye mahallenin çocuklarına kendimizi beğendirmek için çaba sarf ederken, yetişkinliğimizde karşı cinse iyi görünmenin yollarını arıyoruz. Aradığımız tüm özellikleri, özel olacağını hissettiğimiz kişiye anlam olarak yükleyip, karşılıksız sevmenin yükünü alıyoruz ne için atacağını bilemeyen acemi kalbimize. Kalbimiz bizim dışımızdakiler için atıp içten içe ağrırken, içten içe ağlıyoruz yalnızlığımıza, yalnızca ama yalnızca anlaşılma telaşımızın karşılıksız kalmasına.

Karşımıza çıkan iyi ailelerin iyi çocuklarına iyi eş olmak için kendimizi ispatlamak yolunda harcadığımız zamanda birileri odaklı yaşadığımızın ispatını fark etmeyiz, fark edilmenin büyüsü ile ayaklarımız yerden kesildiğinde.
Sonra çocuklar alır odak olma sırasını. Uykusuz geçen geceler, bu bizim çocuğumuz diye gurur duymak için harcanan emekler, kıymeti anlaşılamayan sevgiler, varlıklarıyla neşelenilen, yokluklarıyla hüzünlenilen günler, geceler.
“Yemedim yedirdim, içmedim içirdim” ifadesini çocuklarına yaptıkları fedakarlıkları göğsünü gere gere anlatan anne – babalar yaşlılıkları ile yalnız kaldıklarında yemeden içmeden kesileceklerini hayal bile edemezler.
Balkona oturup çocukların gürültüsünden fırsat buldukça kendisini dinleyen komşu teyzem, kendisini zamanında dinlememiş, kendine zaman ayıramamış olmanın pişmanlığı ama en çok koca hayatta kendisiyle kalan yalnızlığı ile bir şeyler paylaşamamış olmanın sıkıntısıyla oturmaya devam ediyor.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.