Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Şimdi Devlet Düşmanlarıyla Dost Olmak Zamanı Değil; Türkiye Cumhuriyeti’ne Tüm Gücümüzle Destek Verme Zamanıdır!

Perihan Akçay
Perihan Akçay
  • 02.11.2015

ŞİMDİ DEVLET DÜŞMANLARIYLA DOST OLMAK ZAMANI DEĞİL;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE TÜM GÜCÜMÜZLE DESTEK VERME ZAMANIDIR!

 

İnsanların bizlere çok sorduğu sor var. Diyorlar ki: “Oniki sene önce Gülen’cilerle hükümet dosttu.  Şimdi bu düşmanlık, bu kavga niye?”

Bizler dosttuk, haklısınız. Sadece devlet değil, nice insanlarımız hep birlikte dünyanın her yerinde okullar açmış, oralarda Türk kültür ve inancına hizmet ettiğine inandı(rıldı)ğımız, bir çalışkan dini cemaat olarak bildiğimiz Gülen cenahına hayrandık. Çevremde MHP’li veya CHP’li kişiler ise kesinlikle bunların hain olduklarını söylüyorlardı. Hatta rahmetli Ecevit bu illegal örgütün liderine sahip çıkmaya çalıştığında, fikirdaşlarının şiddetli itirazına maruz kalmıştı. Hatta DSP’liler dahi bunu hazmedemediler. Sonra eski çamlar bardak oldu. Bizleri Allah ile aldatanların foyası meydana çıkınca, ne hikmetse karşı duranlar dost oldu. Görüyorsunuz can ciğer haldeler artık. Hasılı,  gerçek şu;. Bizler dine, inanca sahip çıktıklarını sandığımız zamanlarda onlarla dosttuk. Hainlikleri tescillendikten sonra uzaklaştık. Bunların dindar zannedildiği devirde onlara düşman olanlar ise, bugün hainlikleri tescillenince dost oldular. Böylesi bir basit gerçeği kavrayamamak ne acı.


Bu illegal örgütle devletin oniki sene önce başlayan dostluğundan söz ediyorlar. Şimdi olaylara ters taraftan bakalım. Bir Doğu Perincek’i düşününüz. Bir Kılıçtaroğlu’nu… Veya Bahçeli’yi. Bunlar iktidara gelseler, hepsi önce kendi zihniyetlerindeki aşırı sol, devrimci, aşırı milliyetçi veya çapulcuyum diye övünenlerle işbirliği yapmazlar mı? Eskiyi hatırlayın. Asker anneleri dahi başörtülü oldukları zaman devlet ricallerine alınmıyorlardı. Dindarlar ordudan, devlet kademelerinden uzak tutuluyorlardı. Hatta iyi hatırlarım. Başörtülü bir hanımı aday yapıp da onu milletvekili yapan Bahçeli’ye sevinçle destek oyu vermiştim. Türk İslam ülküsünü savunan parti lideri, yemin töreninde kendi vekilinin başını açtırdı. Bu halkın aldatılması anlamındaydı. Peki şimdi halkın inancına saygılı, dini referansları olan bir parti iktidara geldiğinde, kiminle işbirliği yapacak? Elbette kendi inancına hizmet ettiğine inandığı insanlarla. Bunda eleştirilecek ne var? Bundan daha tabii bir hal ne ola? Bu gerçeği de göremeyen gözlere şaşıyor insan.


Günümüzde meclisimizdeki üç partinin de paralel yapıyla kol kola olması, aklıma geçmişten bir kötü hatırayı getirdi.

Yıllar önce bir yardım derneğine üye olarak davet edilmiştim. Yönetim kurulundaki hanımlar içinde bir bayan, yazarlık yaptığımı öğrenince, yazdığım gazeteleri sordu. Zaman gazetesinde öykülerimin yayınlandığını söyleyince çok sinirlendi. “Ben CHP’ li biri olarak, yobaz hainlerin yayın organında çalışan bu kadının bizim aydın derneğimizde çalışmasına izin veremem.” türünden hakaretvari konuştu. O günden sonra nezaketimi bozmamak için bu derneğe maddi desteğimi esirgemesem de, bir daha yönetim kurulllarına katılmadım. Çünkü o gün beni davet eden hanımlar dahil, o saygısız kadına haddini bildirmeleri şöyle dursun, içlerinde tek uyarıcı söz eden olmamıştı. Ertesi gün şikayetimi de duymazdan geldiler. Sessiz kaldılar.  Aynı hanımla yine karşılaşsak, ben ona;    “Hanımefendi o gün beni çok kırmış, üzmüştünüz ama. Haklıymışsınız, bu zihniyet mensupları devletime paralel güç oluşturmaya çalışan hainlerin önde gidenleriymiş meğer.” Desem, şimdi o kişi ne diyecek bana? “Hayır, onlar hain değil. CHP’li Haluk Koç’un buyurdukları gibi; “CHP’nin cemaate (!) borcu var, onların da bize ihtiyacı var.(!)” diyecek? Ya da Dumanlı Ekrem ve avanesinin; “Cemaate (!) destek veren CHP ve HDP’lilerin hocaefendimizin şefaat ve dualarına nail olacaklar.” Sözleriyle mi kendini avutacak? Yoksa beni yine mi azarlayacak? Ne komedi ama.:((


ÖNEMLİ BİR ÖZELEŞTİRİ..
Saygıdeğer okuyuculardan  Hayrettin Akgol, Avustralya’da yaşıyor. Onun lütfedip gönderdiği kısa mektup, benim sizlere dile getirmediğim hakikatleri de ihtiva ediyor. Sizlere sunuyorum.

“Perihan hanım samimi açıklamalarınızda çok haklısınız. Gülen cemaatinin faaliyetleri İslam çizgisini takip ettiği yıllar tüm mütedeyyin insanların desteğini aldı. Böyle bir cemaatin hain olabileceğini asla düşünemedik. 1998 veya 1999 yılında ben Melbourne’de inşa ettiğimiz camiinin başkanı idim. Fetullah o yıllarda Avustralya’da da faaliyetlerini sürdürmek için Melbourne’yi ziyareti esnasında benden izin isteyerek bir cuma namazı öncesi vaaz etmek istedi. Ben de Diyanet İsleri Dış İlişkiler sorumlusunu telefonla bilgilendirdim. Müspet cevaplarından sonra izin verdim ve Cuma namazı öncesi verdiği vaizle cemaatimizi mest etti. Onun bir hain olabileceği asla aklımıza gelmezdi. Hâlâ o zamanlarda bu sinsi fikirlere sahip mi idi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Onların ordumuz içine sızmaları emniyet teşkilatına sızmalarını bildiğimiz halde sessiz kaldık.  Zira başımıza musallat olan hükûmetler tam İslam düşmanı hükûmetler idi. Başörtüsü, imam hatip okullarının üniversiteye girmelerinin zorlaştırılması gibi eylemleri mütedeyyin zümreyi yer ile yeksan ediyordu, İşte tam da bu yüzden sustuk orduya imanlı insanların girmesine göz yumduk. Sözün özü biz Allah’a(cc) inanan onun kitabi Kur`an’ın hükümlerine tabi olan bir zümre olarak Vatan topraklarında İslam’ın yeniden yeşermesi için her şeyi yapmaya hazır insanlarız. Bu keyfiyetin dün Fetullah’la gerçekleşeceği zihniyetine kapılmıştık. Fakat bugün gün gibi aşikar ki, bizi bu yola eriştirecek lider Sayın Recep Tayyib Erdoğan’dır Onun için ona destek veriyoruz. Daha iyi bir lider çıkana kadar da desteğimizi ve dualarımızı sürdüreceğiz. Şu anda ufukta öyle bir lider görünmüyor ve an itibari ile ona destek vermek; Türkiye’ye, İslam’a ve yeniden var oluşa destek vermektir. Zamanında Fetullah’a destek vermekle suçlanıyorsak bu bizim İslam’a olan sevgimizin tezahürüdür. Bu böyle biline!..”

Ta kıtalar ötesinden gelen bu cümlelerin yorumunu size bırakıyorum.


Son olarak belirtmeliyim ki; Sayın Erdoğan eğer iddia edildiği gibi çok büyük güçler, zenginlikler peşinde olsaydı, küresel güçlerin desteğindeki bir yapılanmayla dostluğunu hala sürdürmesi gerekmez miydi? Neden bugün tüm dünyayı karşısına alarak büyük bir mücadele veriyor, devleti ikili baştan korumak için? Allah aşkına, bu daha zor değil midir, güç peşinde olan biri için?  Ve hiç milletini uyarmayıp, muhabbeti eskisi gibi devam ettirseydi hangi vatandaşın haberi olacaktı bu terörist yapıdan? Devletin MİT kuruluşu var. O zamanlar bu kuruluşun içinden insanlar bizleri uyarmaya çalıştılar. Başlarına neler geldi? Zaten Sayın Cumhurbaşkanı hakikati halkına ifşa edişinden önce tehlikenin farkına varmış olsa bile, büyük hizmetleriyle milletinin güvenini kazanmadan, bu paralel yapıyla savaşa girmesi ne boş bir çırpınış olurdu. Devlet Başkanımızın bugün yaptığı, aslında asırlarca geçmişi tarih yazmış bir büyük devletin genel stratejisidir. Yeterince güçlü olmadan kendi içindeki devletin derinliklerine sızmış hain yapılanlarla mücadele etmek, zayıflık göstergesinden başka bir şey değildir.

Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.