Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Şehirlerin Ufkuna Gökkuşağı Yakışır

Perihan Akçay
Perihan Akçay
  • 30.08.2014

Bazen tabiatı sevmek, aşk derecesine varabiliyor. İşte kadirşinas okuyucum Nadire Hanımefendi de bu aşkı, yüce gönlüne davet edenlerden biri. Dün sabah Meram Yaka Yolu‘nda yürüyüşe çıkıyor. Eski şirin bahçeli evlerin yıkılıp, yerlerine kocaman hantal binaların yapıldığına hayretle tanıklık ediyor. Bu binalar yapılırken, yok edilmiş ağaçları, yeşillikleri gözleri boşu boşuna arıyor. Bulamayınca nefes nefese yolda yürürken, beni arıyor.

“-Çoktandır bu yolda yürümüyordum Perihan Hanım. Geleceğimize yönelik bir tehdit gibi çoğalan yeni binalarla, şehir adeta talan ediliyor. Daha geçen yıl bu yolun üzerinde sıralı ağaçlar, baltalarla bıçkıların zulmüne boyun eğmekten öte bir şey yapamamışlar. Yok olmuşlar ortadan. İnanın şoka girmiş gibiyim şu an. Hayatta kalmayı bizden daha fazla hak eden o ağaçlar, bu katliamı hak ediyorlar mı?”

Günümüzde pek çok insan, beşer özgürlüğünün de o testereler arasında kurban edildiğinin idrakinden yoksun. Sadece seyrediyor. Ya ben? Telefonun karşı hattında ağlamaklı bir sesle konuşan bu hanımefendiyi dinlerken ne çok utandım. Çünkü bahsettiği yörede yaşıyorum. Her gün önünden geçtiğim bu yol üzerinde, yeni inşaatlara yer açmak için kesilen ağaçları nedense fark etmemişim. “Eyvah!” diyorum, çoğumuz bunu fark edemez hale gelmişsek, sonun başlangıcıdır bu. Hadi yapılaştıralım her yeri. Ama hiç olmazsa, ağaçları söküp yerlerine beton dökmeyelim. Aç gözlülüğümüze yeşili kurban etmeyelim.


Çevre bilinci çok önemli. Dünyanın öbür ucunda yaşanan bir örnek var ki, bu bilince katkısı çok değerli. 1989’larda Brezilya’nın kuzeyinde yaşayan bir Kızılderili kabilesinin yaşam bölgesi, ormanlarına gelen beyazların istilasına uğruyor. Devlet doğrudan ormana el atamayınca, baraj gibi hizmetler bahanesiyle oradaki madenlere ulaşmak istiyor. Onları iknaya bir mühendislik şirketinin yöneticisini gönderiyor. Kızılderililerin cevabı tarihe yazılacak cinsten.

Sen yalancısın beyaz adam! Bize yemeğimizi elektrik vermeyecek. Asıl ihtiyacımız nehirlerin özgür akması. Geleceğimiz buna bağlı. Bizim sizin barajınıza değil, avlanmak ve yiyecek bulmak için ormanlarımıza ihtiyacımız var!

Yıl 2014... O Kızılderili kabilesi hala değişik protestolarla baraj alanını işgale devam ediyor. Ormanını yalnız bırakmıyor. Lafa gelince o Kızılderilileri ilkel, vahşi diye niteleriz. Kendimizi çağdaş. Ama biz bırakınız ormanlarımızı, şehirlerimizi bir nebze yeşil tutacak birkaç ağacımıza dahi sahip çıkamıyoruz. Toprağın çığlığına kulaklarımız kapalı. Ev satın aldığımız müteahhitlere, güzelim arazileri talan etmeden; “Onları yok edersen, bizi de yok edersin!” diyebiliyor muyuz?


Çevre ve Şehircilik Bakanı’na yardımcı sıfatıyla ortalıkta dolaşanlar, yarım asırdır halka mal olmuş marşlar üzerinde polemikler yaratacaklarına, biraz şehirlerin taştan ağlarla örülüp, iskelet haline gelişlerine kafa yorsalar ya… Çünkü zamanımızın en haşin dayatması beton bence. İptidai binalar, gayri nizami yapılar mantar gibi her yerde.

Aslında bütün alem, bütün varlıklar beşeriyetin mutluluğu ve izzeti için. Ama insan kendi saadetini, kendi eliyle engeller mi? Engelliyor işte. Gökkuşağı Nuh Peygamber’in boğulmaktan kurtuluş alameti. Şehirlerin üzerine rengarenk yakışır yağmur yağdığında. Ama yağmuru kim davet eder ağaçlar olmazsa? Onları söküyor, beton yamaları şehirlerin yeşil elbisesine ekliyorsak, suç kimde? Hakikaten benim ülkemde müteahhitlerin iştahı yerinde. Kentleri gayri nizami yapılarla betonlaştırmaya doymuyorlar bir türlü.  Kendi şehrimi bir tepeden seyrettim. Eskiden Konya’nın üzerini zarifçe tüllendiren o yeşil doku, gri çöle dönmüş onların hırsı yüzünden. Bence belediye başkanları, inşaat gayesiyle ağaç kesenleri, kestikleri ağaçların üç, beş misliyle çam, çınar vs  dikmeye mecbur etmeliler o inşaatların çevresinde. Ortamı yeşillendirmeyenler için cezai yaptırımlar uygulanmalı. Betonlara şehirleri teslimle, içindeki insanların yok oluş süreçleri de başlıyor çünkü.

Her kıymet, emek ve çaba gerektirir. Benim nasıl yaşayacağıma, nasıl nefes alacağıma şekilsiz binalarla dört bir yanımı saran, iptidai fikirli beton vezirleri karar veremez. Vermemeli!.. Toprakla hemhal olmak arzusuyla, ülkesinin geçmişten günümüze damıtılmış tüm güzelliklerine içtenlikle sahip çıkan Nadire Hanım’lar söz sahibi olmalı en çok. Hatta bu düşüncede insanları, belediyeler gönüllü şehir denetimcisi saymalılar. Meğerki pırıl pırıl yaşamlar, insanlar arası ilişkiler bu plansız yapılaşmalar uğruna kurban edilmeye.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.