Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Erbakan’dan Erdoğan’a

Perihan Akçay
Perihan Akçay
  • 15.06.2015

Rahmetli Erbakan babamın arkadaşıydı. İlk partisini Konya’da kurdukları zaman, karargah olarak da bizim ev seçilmişti. Önceleri onlara destek çıkanlar yüz kişiyi geçmiyordu. Toplantılara da evin salonları yetiyordu. Çocukluğumun, gençliğimin güzel mekanı, gazetelerde “yobazların, takünyelilerin bir araya toplandığı yer” olarak halka taktim ediliyordu. Hatta yetmişli yılların Günaydın Gazetesinde çıkan bir haberi iyi hatırlarım. Tam sayfa, evin salonunda bir toplantı anının resmi konulmuş, altında da “irtica yuvası” diye manşet atmışlardı.

O vakitler Erbakan Rahmetli bizlerle sık görüştüğü için, her sözünü, her cümlesini genç hafızalarımız kaydediyordu. “Kendi uçağını, tankını, trenini, otomobilini kendin yapacaksın!” diyordu Hoca. Yabancıların ülkemize dayattığı tarım ve sanayi politikalarına, ekonomimize dışarıdan yapılan müdahalelere son vermemiz gerektiğini bilinçaltımıza işliyordu. Geceler, gündüzler boyu hiç bıkmadan, yorgunluk bilmeden yaptığı konuşmalarla. Onun idealleri bizim nazarımızda ulaşılamayacak kadar yüksekti. Bu nedenle coşkuyla dinlediğimiz halde, pek gerçekleşebileceğine de ihtimal vermiyorduk. Aklımızın tek erdiği bize sunduğu milli heyecandı. Milli ruhtu. Bugün iktidarda olan pek çok siyaset adamı, aynı milli ruhtan beslenmiş, adeta Erbakan okulunda yetişmiş o zamanın gençleridir. Necmettin Beyefendinin  de müthiş bir deha olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bu millet onun haksız ithamlarla elinden alınan meşru iktidarını, 28 Şubat’ın karanlıklarında alınan kirli kararların, kendisine dayatılmasını asla unutmadı.


Bugüne dönelim. Müslüman ülkelerin hazin durumları ortada. Batımızdaki A.B. üyesi komşu da zorda. Ekonomisi iflasta. Duyduk ki, Atina İMF’ye olan borcunun üstüne yatmış. Hayır hayır, yatmamış. Yok saymış. “Para yok hazinede. Nerden bulup vereyim?” diye dayatmadaymış. Başbakanları Aleksis Çipras dahi Litvanya’nın Rigaşehrine giderken küçük bir kargo uçağında yolculuk yapmak zorunda kalmış. Türkiye’ye karşı Hellen torunlarının güçlü durması için çaba göstermekten hiç bıkmayan Avrupa, onu yine kesin kurtarmaya çalışacaktır. Yunanistan’ın şımarıklıkları bu güvenle hiç bitmiyor. Onların devlet adamları binecek uçak bulamazken, benim ülkemde halkın emrinde dahi THY uçakları. Gel de Ömer Seyfettin Üstadın “Pembe İncili Kaftan”ını hatırlama!.. Daha iki gün önce adı şimdiye dek terörizmle anılan Hakkari ilimiz bile havaalanı kazandı, memleketin her tarafına uçuşlar başladı. Bu vatandaş için ne onur verici bir olaydır. Bayburt kökenli şair/yazar Tarık Torun Beyefendinin, havaalanının açılışında duygulanıp da yazdığı mısraların güzelliğinde sevindik hepimiz.

 

Kim derdi ki dağlara çelik kanat inecek

Akan kan ve gözyaşı, kardeşlikte dinecek

Selahattin Eyyubi… Bu ne güzel bir isim

Türkiye’m çağ atlıyor, uyumasın bir kesim

 

Hakkari Dağları’ndan uçarak geçeceğiz

Şemdinli ballarıyla, Zap Suyu içeceğiz

Doğu Batı birleşip, el ele uçacağız

Gönül gönüle verip, kardeşlik açacağız

 

İstikbal artık senin ey bu yurdun insanı

Gökler kanat altında, geldi uçmak zamanı…”

 

İşte böyle mutluyuz hepimiz. Bir zamanlar hayal etmekte bile zorlandığımız günler yaşıyoruz. Kendi uçağımızı, nice tarım araçlarımızı, otomobil, tren, denizaltı gemileri vs vs vs artık kendimiz yapıyoruz. Ama ne yazık ki, bazılarının kafası ayakkabı kutularından öteye işlemiyor. Yapılan tüm hizmetlere karşı nankör oldukları gibi, şu seçim arefesi günlerimizde hükümetini destekleyenleri ötekileştirmeleri  zirvede. Aslında kendi Cumhurbaşkanına sahip çıkmaktan başka kusurları olmayan insanlarımızı bu küçümseme, aşağılama gayretleri sosyolog tahliline muhtaç bir hastalıklı hal… Zıd fikirlilerin, kendi seksen yıllık alışkanlıklarını karşılarındakilere yüksekten bakarak zorla kabul ettirmeye çalışmaları ne acı. Bir bilge sözü aklıma geliyor. “Kazananlar daima kaybedenlerin yapmak istemediklerini yapanlardan çıkarmış. Cesurlardan, riske girmekten korkmayanlardan.


Yazıya Sayın Necmettin Erbakan merhumla başladık. Sözümü yine geçmişimden ona ait bir hatırayla bitireyim. Bir gün kahvaltıdayız. Biz gençler sofraya hizmet ederken, babam parti olarak ilerde kuvvetlenirlerse yapılabilecek işleri sıralamaya başladı.  Erbakan Hoca gülümsedi.  “Kafanızı yormayın canım kardeşim. Yıllar içinde bu parti kuvvetlenir de, iktidar olmaya muktedir olursa siz ve sizin gibi muhteremler yanımda olmayacaksınız ki.” deyiverdi. Herkeste şaşkınlık. O bildik rahat üslubuyla cümlelerini açıkladı.

Partiler yüce gönüllü, yüksek idealli kişilerce kurulur. Ama hasbelkader büyümeye başlarlarsa, çevreleri menfaat düşkünü insanlarca kuşatılırlar. Kısacası, yıllar sonra mecliste sandalye sayımızı çoğaltmaya muaffak olabilirsek, yanımda sizler değil, iktidar ve kazanç hırsıyla yanıp tutuşan insanlar bulunacaktır. Mutlaka… Ve onlardan iktidarı temizlemek, dünyanın en zor işi olacak.

Bizleri idare edenler kusursuz olabilir mi? Nihayetinde hepimiz insanız. Her birimizin apayrı pek çok beşeri zaafları var. Şimdiki iktidarın da çevresinde çöreklenmiş hainler, açgözlüler, menfaatperestler mevcuttur elbette. Fakat bugün artık başımızda, bizi hayallerimizin ötesinde yürüten şerefli bir Devlet Başkanımız var. Recep Tayyip Erdoğan. Geçmişten beri kendisinin hiç değişmeyen imanî çizgisine yakın tanıklık edebilirim. Rahmetli Erbakan’ın ilk eğittiği kişilerdendir çünkü. Lütfen!.. Hep beraber dua edelim. İmanı kalpte tutmanın, kor ateşi elde tutmak gibi zor olduğu bu devirde, meşakkatli hayat macerasını sınav kabul ederek, kendine biçilmiş ömrü yaşamaya çalışan insanlar kazansın seçim günü.
Allah Türkiye Cumhuriyetini korusun. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.