Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Kefenleri Giymek

Nurettin Özel
Nurettin Özel
  • 21.07.2013

KEFENLERİ GİYMEK!

Günlerdir televizyon başında Mısır’daki darbe haberlerini, Mısır ve Mursi için yapılan yorumları, Müslüman Kardeşler için yapılan konuşmaları izlemekteyim. İlk başta bütün televizyonlar olayı mercek altına yatırıp canlı yayınlar yaparken gün geçtikçe olanları kabullenip alışmış olsak gerek ki yayınlar önceliğini, güncelliğini yitirdi ve seçim sandığından halkın çoğunluğunun oyları ile seçilmiş bir cumhurbaşkanı darbecilerin olmayan insafına ve merhametine terk edildi…

Olmayan insaf ve merhamet diyorum, çünkü Yahudi asıllı olduğu söylenen, Yahudi olmasa bile bir Yahudi tarikatına mensup biri olduğu dillendirilen bir cumhurbaşkanının ve Amerikan güdümünde, onlardan izinsiz inisiyatif sergileyemeyen bir askerin, insaf ve merhametinin ne olduğu kendini göstermeye çoktan başladı zaten…
Irakta, Afganistan’da, Libya’da ve Ortadoğu’nun dört bir yanında aynel yakin gördüğümüz gibi yüzyılların öncesinin bir planı bu. Kökü ta haçlı seferlerine kadar giden, hatta ondan daha öteye geçen bir plan… Bizler oyunda oynaşta iken adamlar on yıllık, elli yıllık, yüz yıllık planlar yapmışlar, başlarına Obama Hüseyin değil, İmam Hüseyin gelse bile bu plan uygulanıyor ve hedefleri belli…

1990’lar da Seyit Kutup’un hayatını film yapmak istedik, fikir bir arkadaşımındı ve sanayiden bir iş adamı sponsor olacaktı. Senaryoyu yazdık, ama sanayici su koydu iş yattı, Müslüman Kardeşler’le yakinen o zaman tanıştım. Zeynep El Gazali ile Hasan El Benna ile hatta İzzettin El Kassam ile o zaman tanıştım, az çok haklarında BİLGİM VARDI. Ama darbenin birinci günü akşamı, Müslüman Kardeşler’in basın sözcüsünün söylediği bir söz beni allak bullak etti: “Mursi’yi desteklemek için meydanlara dökülen insanların içinde her görüşten insan var, çünkü meydanlarda sigara içen insanlar var, Müslüman Kardeşler sigara içmez…” diyordu sözcü. Önce elimdeki sigarayı söndürdüm, sonra kendi kendimi sorgulamaya başladım, evet sigaranın maddi ve manevi zararlarını, dinimizce de sigara içmenin hoş olmadığını hepimiz biliyoruz ama yine de içiyoruz… Fakat Müslüman Kardeşler sigarayı hiç içmiyordu, yüreğim cız etti, yoksa yıllardır izini sürdüğüm ve bir türlü peşlerinden yetişemediğim, nefsinin esaretinden kurtulmuş, hırsları ile olan savaşı kazanmış, kayıtsız şartsız Hakka teslim olmuş insanlar mıydı bunlar…

Sonra bir başka bir söylem daha: “KEFENLERİMİZİ GİYDİK MEYDANLARDAYIZ!” Bu söz çok iddialı ve çok anlamlı bir söz bence, inandığı dava için ölebilmek, çoluk çocuk, ev bark ve dünya hayatının tüm nimetlerini arkaya atıp inancı için ölümü göze almak, bu kadar sağlam bir iradenin sahibi olmak çok yüce bir duygu. Aynı şey bizim de başımıza gelse bu iradeyi biz de gösterebilir miyiz diye sordum kendime, cevabı tahmin edersiniz çok zor hatta mümkün değil…
Bir sabah namazında kendi ordusunun, kendi askerlerinin kurşunları ile elli küsur Müslüman kardeşin kefenleri kana bulandı, canlarını hakka teslim ettiler, yüzlercesi de yaralandı, geri kalanlar hala meydanlarda…

Darbecilerin elinde silah, Müslümanların ağzında dua, tabi ki Allah dilerse duaları kabul edip her şeyi tersine çevirebilir, o isterse silahların tek birinin bile tetiğini çekemezler ama iş böyle olmuyor, tetiği çekiyorlar ve mübarek Ramazan’a kan revan içinde giriyor Müslümanlar… Neden, neden böyle oluyor? Cenabı Allah’ın inançlı inançsız hiçbir kuluna kastı olmadığına göre neden böyle oluyor…

Sanırım bu sorunun cevabını doğru verebilirsek mesele çözülecek, ama sorunun cevabını vermekte kolay değil, ucu zülfü yâre dokunuyor çünkü…

Yumuşak döşeklerden fedakârlık yapıp, iki kat battaniye üzerinde yatmayı bile lüks sayan, benim sabah namazıma kalkmama engel oldu, bir daha çift kat serme diye kızı Fatıma’yı ikaz eden Efendimizi örnek almak ve bu örneği yaşam biçimine uygulamak kolay değil…

Hakkıyla zekâtımızı vermek, fakiri fukarayı onları hakir görmeden kollamak gözetmek kolay değil…
Önce can sonra canan deyimini tersine okumak kolay değil…

Bal tutan parmağını yalar sözde atasözümüze hayır, bal kendinin değilse yalayamaz demek kolay değil…
Medyada ve toplumda en önde olmak isteğinden feragat etmek kolay değil…

Kısacası bu dünyadaki cennetin ihtişamını, parıltısını, bin bir çeşit hazzını ve lezzetini aşıp öbür dünyadaki cenneti görmek kolay değil…

Hal böyle olunca da, bizler Sultan Alparslan’dan bu yana kefenimizi giyip meydanlara çıkamadık, her ne kadar Çanakkale’de mideleri üzüm hoşafına bile hasret kalan kahraman Mehmetçiklerimiz asker urbalarını kefen olarak sarınıp toprağın altına uzansa da, onların torunları olarak bizler yan gelip yattık. Rahmetli Erbakan hocanın yıllarca gırtlağını patlatırcasına anlattığı bu siyonizm hesaplarını anlamak istemedik…

İşin gerisine, ta derinliklerine bakarsak, Taksim’deki olaylar ile Mısır’daki olaylar arasında bir farklılık yok, ilk günkü masumane isteklerin ötesindeki olaylar birbirlerine yüzde yüz örtüşüyor…

Şimdi meydana çıkıp olanlardan şikâyet etme hakkımız yok aslında, ama doğuştan içimize bulunan ve bizim bütün uğraşlarımıza rağmen hala köreltemediğimiz o yürek var ya, işte onun içindir bu döktüğümüz gözyaşları, onun içindir ağlayış sızlanışlarımız, onun içindir Mısır’daki kardeşlerimize camilerde yaptığımız dualar…

Onlar kefenlerini giymiş meydanda, namlunun ucunda, bizse en güzel kıyafetlerimizi giymiş davetli iftar sofralarında, başbakanımız ve dış işleri bakanımız bizim adımıza konuşuyor nasıl olsa, eh bu kadarlık da yeter öyle değil mi? Başkaları bunu da yapmıyor ya…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.