Hocanın Beddualarına “AMİN” mi Diyelim?

Yayınlama: 03.02.2014
Düzenleme: 22.04.2015 15:38
1.069
A+
A-

Hocanın Beddualarına “AMİN” mi Diyelim?

“17 Aralık tarihinden bu yana yaşanan hadiselerin bize gösterdiği gerçekler nelerdir?” şeklinde sorulacak bir soruya cevabımız ne olur? Olaylar zincirine eklenen her halkayı dehşet içerisinde kalarak izledik. En ilginç hadise Fethullah Gülen’in kendinden geçercesine lanetler yağdırarak ettiği dua olsa gerek. Ne diyordu: “Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerine bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin.” Bu duada sarf edilen sözler ne yandan bakarsak bakalım, tevile gerek bırakmayacak derecede açık sözler. Ondan böyle bir celallenme, lanet çığlıklarının çıkması gerçekten ibret verici. Ne demek “evlerine ateş salsın, yuvalarını yıksın?”

Hoşgörü Hareketi olarak lanse edilen yapının vardığı nokta burası mı olmalıydı? Muhabbet fedaileri lanet tellallığı mı yapmalıydı? Halbuki ne zamandan beri işler tıkırında gidiyor, kendilerine göre ifade ettikleri şekliyle “Hizmet Hareketi” bütün dünyada çığır açıyordu. Okullar her yerde harıl harıl çalışıyor, her ırktan öğrenciler üstün vasıflı, hoşgörülü ve diyalog ortamına elverişli argümanlarla yetiştiriliyordu. Yetişen yeni nesillerin gelecekte işbaşına geldikleri zaman inşa edeceği dünya, müntesiplerinin gözünü kamaştırıyordu.

Hele hele her yıl ülkemizde tekrarlanan “Türkçe Olimpiyatları” görülmeye değer birbirinden güzel hareketleri insanlarımızın gözünde ve gönlünde yeni ufuklar açıyordu. Siyahi bir Afrikalı çocuğun sahnede Tarkan’dan parçalar söylemesi, Üstad Necip Fazıl’ın, Mehmet Akif’in, ünlü şarkıcı, türkücü tüm sanatçıların aynıyla taklit edilerek dillendirilmesi seyredenlere hoş anlar yaşatmanın yanında kalplerini fethetmeye yetiyordu. Hasretini çektiği kardeşliğin tecelli ettiğini gören yürekler, bu başarılı çalışmaları gözyaşları içerisinde izliyor… “Ben de bir şeyler yapmalıyım” duygusuna kapılarak destek oluyordu. Dahası, bu olimpiyatlara Hz. Peygamber’in de manen iştirak ettiğini ima eden konuşmalar, iştirakçilerin kazanılan gönlünü fethetmeye yetiyordu…

Böyle bir hareket, öyle bir hoca… Bunca faaliyet… almış başını gidiyordu. Gideceği son noktaya kadar ilerlemek şiarındaydılar. Dünya ve içindekiler ne ki, onlar “Samanyolu”na taliptiler. Fethullah Hoca ne hikmetse görüşlerini adını batılı bir kahramandan alan HERKÜL isimli sitede ilan ediyordu…

Hareketin dikkat çekici faaliyetlerine iştirak eden samimi insanlar “destek olmayan”, kendilerince değerli gördükleri kimi kanaat önderlerine “Bu hizmet hareketi hakkında ne düşünüyorsun?” Sorusunu sorduklarında aldıkları cevap tersse, harekete daha çok bağlanıyorlardı. Onların gözleriyle gördükleri gerçekler dururken falan filanların kanaatlerinin ne önemi olabilirdi ki?

Dinler arası diyalog usulden usule hoşgörü kılıfı altında benimsetilmişti. Yahudi, Hıristiyan, Müslüman… fark etmezdi. İnsan, insan olmalıydı önce. Bütün dünyada bunların faaliyetlerine engel olacak bir devlet çıkmamıştı. (Rusya hariç) Öyleyse hareket kimse için zararlı bir faaliyet içinde değildi. Olsaydı hangi ülke kendi içinde menfaatine aykırı iş yapan okullara müsaade ederdi ki?… Buradan, “demek ki hareket sağlam” mantığını yürütenler, bu mantık ile hareketin istikbaline güvenle bakıyorlardı.

Evet, hareketin istikbali parlaktı. Ama, şu işlerden dolayı meydana gelen hadiseler patlak vermeseydi… Derken… Bir şey oldu. Hareketin içerisine yerleştirilmiş kimi adamlar, kendilerini deşifre ediverdiler. Sızıntı dergisi yazarı Bahri Şenkal’ın hezeyanları ortalığa dökülüverdi… Emre Uslu, “Gezi olaylarına destek verdik, çünkü hükümetin burnu biraz sürtülsün” istedik deyiverdi. Todays Zaman’da “hükümetin nasıl yıkılması gerektiğine dair” makaleler döşendiğini gördük. Zaman gazetesinin Cumhuriyet gazetesi ile aynı kulvarda koştuğuna şahit olduk. Bir müddet sonra Amerikan Büyükelçisi ile aynı dili konuştuklarına şaşırdık kaldık.

En sonunda gördüğünüz gibi yukarıda bahsettiğimiz bedduaya tanık olduk.

Şimdi, yıllarca Fethullah Gülen Hoca adından bahsederek kendisine olan bütün saygıları gösterenlerin gözleri önünde… Bütün saygınlığını sıfırladığını gördüğümüz hoca efendinin hâlâ varsa sevenlerinin acilen yapması gereken bir şey var: Bir an önce hâlâ hoca efendi olarak gördükleri Fethullah Gülen’i Amerika’nın Pensilvanya eyaletinden alıp Türkiye’ye getirmek.

Hocanın kendisine düşen şey de bu. Oradan, kanatları arasına sığınmak zorunda bırakıldığı Amerika’dan bir an önce kavuşma hasretini çektiği Türkiye’ye dönmek…

Dönsün. Onu tutan mı var? Dönmüyorsa, “onu tutan iradenin elinde esirdir” demek hakkımız.

Esir bir adamın hangi sözü kime tesir eder? Esir bir adam, kendini mahkum eden alçaklara isyan etmiyor da onların borusunu öttürüyorsa, ona da esir değil, ruhunu, benliğini, şeref, onur ve haysiyetini hatta davasını efendilerine satmış gönüllü köle denir.

İşte Salih Mirzabeyoğlu… Fethullah Gülen’in 28 Şubatçıların gazabına uğrayarak Amerika’ya kovulduğu dönemde, uydurma karinelerle idam cezasına mahkum edilen bir isim… O zamandan bu zamana yaşadığı işkencelere rağmen ağzından sadır olmuş İslamî harekete aykırı tek cümle gösterilebilir mi? Yok.

Amerika’da onu tutan bir irade yoksa ve kendisi orada kalmak gibi bir tercihten yana ise ki, bütün bu olanlara rağmen hâlâ orada kalmakta ısrarlıysa…

Evet öyleyse ne diyelim?

Ey ona bağlılık iddiasındaki sevenleri ne diyelim?

Beddualarına, “amin” mi diyelim?

Evet diyorsanız şayet, öncelikle onu Amerika’dan kurtarın. Duasında bahsettiği bir kısım yerleri çıkarıp biz de amin deriz. “ALLAH YUVALARINI BAŞLARINA YIKSIN, ALLAH EVLERİNE ATEŞLER SALSIN” sözünü hiçbir Müslüman diğer bir Müslüman İÇİN SÖYLEYEMEZ. Dua niyetiyle dahi olsa KAFİRLERE DAHİ söylenemeyecek sözlerle MASUM İNSANLARIN helakini istemek ne iş, MADE İN USA?

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
29.08.2017
06.10.2017
03.01.2014
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.