Gündem Başyücelik 1

Yayınlama: 01.11.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:54
1.657
A+
A-

-Bu dünyayı evlatlarımızdan emanet aldık diyenlere notlar-

Ortalık toz duman… Ve bu “Toz –Duman” kabul etmek gerekir ki Türkiye’yi ya artık bir şey olmak yahut yüz yıla yakın süredir derme çatma desteklerle devam ettirdiği varlığının sonuna gelmek noktasına doğru götürüyor…

Kemalizm, PKK, Paraleller, IŞİD vesaire Hainler, Kuyrukçuları ve Yobazlar ve reformistler varoluşumuzun önündeki farklı yüzden mânialar olarak karşımızda duruyorlar bugün… Türkiye’nin yeniden varoluşunu gerçekleştirebilmesinin önündeki farklı yapılar… Hepsinin ayrı ayrı izahının yeri değil bu sayfalar…

Ne güzel ifade etti Sayın Başbakan Davutoğlu, “Esed Arap Baas’ı, CHP Türk Baası, HDP de Kürt Baas’ı…” Halkların selameti açısından hepsinin tasfiyesi şart… Ve bu tasfiye mevcut koşullar içerisinde gerçekleştirilemez…

İçerde oturup milleti sömürerek saltanat sürmeye alışmış olanlar ve bu “evde oturmayı” marifet sayanlar, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” mavalı uydurmuşlar ve bu ifadeyi milletin ensesinde boza pişir dışardan kim ne derse yap keyfine bak, şeklinde değerlendirmişlerdir.  O yüzden olsa gerek, hükümet yeni bir şeyler peşinde koşarken oluşan her aksaklıkta, aksaklık ihtimalinde başlıyorlar, bak gördün mü ben demiştim yanlış yapıyorsunuz diye… Onlara göre sınıfta kalmayacaksan okula gitmeyeceksin. Bu süreçte gerçekten tedirgin olanlarla Türkiye’nin batı sömürgesi olarak kalması gerektiğini savunanlar aynı Solistin vokalistleri olmaktan öteye geçmiyor… Solist?


Birileri yani yerli ve yabancı birileri büyük Kürdistan hayali kurarken, birilerinin bu hayalini başka birileri “satın almaya” hevesli iken bu hayalin kendi politikaları açısından anlam taşıdığına inanan güçlü devletler hayal sahiplerinin hayallerini hormonlama derdinde iken… Bu Kürdistan hayali Türkiye’nin belli bir kısmını koparıp almak hesabını içeriyorken, sen istemesen yerinde dursan evinde uyusan da dışında o politika bütün canlılığı ile hayat bulmaya devam ediyorken…

Birileri “hilafet” peşinde iken o hilafet adı altında elbette sırasıyla seni de tebaası haline getirmek hayalleri kuruyorken… Sen bütün bu olanları güya hükümetin dış politika zaafları diye nitelemeye devam edebilirsin yahut sanki tüm bunların hükümetin kontrolünde geliştiği şeklinde bir değerlendirme ile hükümete sövme bahanesi olarak kullanabilirsin…

Yahut tüm bunların İsrail Amerika İngiltere vesaire oyunu olduğunu söyler ve bahsi geçen devletlere sövmeyi ibadet haline getirebilirsin… Tabii ama atlamaman gereken bir husus var ki o Kürt hareketleri yahut o “Halifelik” ilan edenler her ne kadar istismar ediliyor başkaları tarafından kendi politikalarına meze yapılmaya çalışılıyorsa da, sen böyle düşünmeye hazır isen de birer “vakıa”dırlar…

Sen etrafında kaybedecek bir şeyleri olmayan insanların savaştıkları bir ortamda hiçbir şey yokmuş gibi davranamazsın…

Şartlar değişti mi işler değişir… Dünya konjonktürü değiştikçe eski çamlar bardak olmaya mahkûmdur… Amerika’nın PKK’yi terör listesinden çıkarması da bu türden olsa gerek… Müslümanların iktidar olmasındansa PKK’nin iktidar olmasına bile razı olacağı izlenimi veren muhalefet başkanının PYD terörist bir hareket değildir demesini ise hiç saymıyoruz elbette…

Hasılı uzun lafın kısası amiyane tabirle ifade edecek olursak: YA KÜRDİSTAN SANA GİRECEK YA SEN KÜRDİSTANA GİRECEKSİN, YA IŞİD SANA GİRECEK YA SEN IŞİD’E GİRECEKSİN…

Fethe aç Anadolu

Anadolu’nun büyük bir değişim yaşadığını herkeslerin görmesi gerekir. Anadolu elbette eski Anadolu değildir. Anadolu çocuğu eskisi gibi ensesine vur ekmeğini al türünden ezik, zavallı ve güçsüz değildir. Anadolu çocukları artık ilmiyle imkânlarıyla ferasetleriyle çoktan kendisin toparlamış ve yeni ufukları hayal eder olmuştur. Kemalizm ile başı ezilmiş olan Anadolu çocuğu çoktan kendisini toparlamıştır. Hükümet de bu süreçte kendisine verilen yüzde ellilik desteği, bizce doğru politikalar ve doğru politik dil ile yüzde yetmişleri bulması gereken desteğin ruhunu iyi okumalıdır… O özgüven devrimini ve o özgüvenin taleplerini iyi okumalıdır…

İçinde bir yerlerde sürekli bir “Osmanlı” özlemi duyan Anadolu çocuğu elbette ki özünden uzaklaştıkça batıya yaklaşmış batıya yaklaştıkça da özünden uzaklaştığının yanında rezillerin en rezili hallere düşmüş “Osmanlı”yı istiyor değildir. O tecrübeden ders almış olarak, gücünü Hâktan alan, adil, güçlü, irfanın hâkimiyetini temsil eden, ilmin marifetin, hâkimiyetini temsil eden “aydınlar aristokrasisi”ni hâl lisanı ile talep eder durumdadır… Artık kendisini vasıfsız adam silolarının değil, ehil ahlaklı marifet sahibi insanların yönetmesi gerektiğini… Şuura çıkma emareleri gösteren fıtrat budur…

Yenile yenile öğrendiği şeylerin onu ne kadar da kararlı şuurlu bir irade sahibi yaptığına bütün dünya ve iflah olmaz düşmanları şahit olacaktır…  Yalnızca sistemin o kararlı irade sahibi şuura uygun hale gelmesi gerekiyor…

İdealini bulduğunda önünde hiçbir gücün duramayacağı o devin homurdanırken çıkan gürültülerinden başka bir şey değildir bizce Ortadoğu’nun karışması, mevcut karmaşası. Türkiye’nin karıştırılmaya çalışılması… Zira dünya karışacak, alt üst olacak ve asla rücu başlayacak böylece, ordunun dereleri aşağı akmaya başlayacak, tarih normal seyrine olması gereken seyrine yönelecek.

Demokrasi zaafı

Orta doğuyu “IŞİD belasının” yakıp kavurduğu, Türkiye’yi paralel kumpasların eşliğinde Kemalistlerin her karış toprağı “gezi parklarına” çevirmenin imkânlarını aradıkları, “gezi parkı kardeşliği”nin orta doğu şartlarında ve “dünya ölçeğinde” yeniden hortlatıldığı bu kötü şartlarda, Türkiye’nin bir şey yokmuş gibi davranması elbette muhaldir.

Demokrasi her halükarda, temelde diyelim, “organize olmuş kötünün özgürlüğünü” teminat altına alan bir yapıdır. Demokrasi yıllardır, Türkiye’nin, eski Türkiye’nin, vasıfsız adam silolarının hegemonyası altında kalmış olmasının sorumlusudur. Kötülüğün beslendiği çamur ve iradesiz vasatın garantörü olarak…

Öyle yahut böyle ciddi kararlar almak noktasına gelindiğinde toplumsal iradeyi belli bir ideal etrafında kilitleyebilecek otoriter bir güce olan ihtiyaç barizdir…  Evi talan edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bir baba ihtiyaç duyduğu iradeyi ancak sahip olduğu otorite ile ortaya koyabilecektir… Bilge bir babanın etrafında kilitlenmek ancak o evin talan edilmesine mani olabilir.

İrade varsa çare vardır. Başkanlık sistemi “irade” açısından önemli olabilir. Ama o iradenin hakkın emrinde olmasının garantisi? “Hâk” irade sahibinin keyfi olursa, anlayışı kapasitesi, zaaflarla malül şahsi hakikati olursa?

Baskı grupları adı altında, sivil irade adı altında oluşmuş hükümet dışındaki toplumu etkileme kabiliyet ve potansiyeline sahip her türlü yapı demokrasinin en önemli argümanlarını oluşturuyor olmalarının yanında çelik bir irade ortaya konulabilmesinin önündeki en büyük maniayı oluşturmaktadırlar.

Türkiye de sistemi tayin etmek ve toplum şuurunu -reflekslerini- dizayn etmek potansiyeline sahip hangi sivil iradenin “sivil” ve “yerli” olduğunu açık yüreklilikle söyleyebiliriz… Her ne kadar kökü dışarda olan yahut dışardan beslenen bu yapılar varlıklarını fikir özgürlüğü türünden albenisi olan cilaların altına gizlemeye çalışıyorlarsa da…

Batı, Doğu toplumlarına, İslâm toplumlarına demokrasi teklif ederken onların “iyiliğini” çok istediğinden mi bunları yapıyor… Demokrasinin vazgeçilmez argümanları neden hep Allahsız Batıcıların elinde oluyor, Allahsız Batıcılar ellerindeki demokrasinin vazgeçilmez olan o argümanlarını kendi alın terleri ile mi temin etmişlerdir?

Demokrasi ile bi “şey” olunamayacağını görüyoruz ama ezberlerimizden dolayı dillendirmeye cesaret edemiyoruz… Demokrasinin yol açtığı “çamurun” ve iradesizliğin farkındayız ama, ama…

Şartlar zorluyor…

Türkiye yeni dönemi “demokrasi” şartlarında götüremez bu saatten sonra, vaktiyle Bediüzzaman’ın dediği gibi “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlâl”

Türkiye için yeni hal- yeni nizam demektir…


Büyük Doğu’ya Hazırlıklı Olmak:

Sistemlerin belirlenmesinde, toplumsal taleplerle beraber toplumsal şartların ve dünya dengelerinin belirleyici oldukları gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerektiği tespitinin yanında…

Bu süreçten sonra Türkiye’nin sürecin dışında kalmak şansı -bizce diyelim- kalmamıştır. Savaş içe doğru yayılma emaresi gösterdiğinde ve Müslümanlar ve Müslümanlık karşıtları şeklinde kutupları oluştuğunda ki bu kutuplaşma bizce eksiktir. Hükümete desteğin yüzde yetmişlere çıkabilmesinin sırrı da bu kutuplaşmanın “Anadolucular ve Batıcı piyonlar” şekline döndürülmesinden geçmektedir.

Stratejik derinlik sahibi olan sayın başbakanın ve yakın ve uzak çevresinin, orta doğuyu bilen, bilmesi gereken çevrenin, bu gerçeğin farkında olduğunu düşünüyoruz…

Yukarda bir kısmına değindiğimiz açık sebeplere binaen Türkiye’nin sınırlarını genişletmek yahut daraltmak şartları ile karşı karşıya kalacağını, sürüklenmek ve tercih etmek arasındaki farka binaen daraltmaktansa genişletmeyi tercih edeceğini düşünüyoruz…

Bizim görebildiğimiz Türkiye açısından bütün yolların büyük doğuya çıktığı şeklindedir hazırlık ona göre yapılmalıdır. Şartların Türkiye’ye Büyük Doğu’yu tek çıkış yolu olarak dayattığını düşünüyoruz…

Büyük Doğu’ya doğru sürüklenmek yahut Büyük Doğu’yu tercih etmek arasında elbette fark vardır… İçi boş bir Büyük Doğu Projesi sürecin içine iteklenmek ile ortaya çıkacak durum olarak da değerlendirilebilir.

Büyük Doğu, bu toprakların kültürünün, irfanının tabii tekâmülü içerisinde varacağı kemal noktasıdır… Anadoluculuğun dünya görüşü-ideolojisi ise Büyük Doğu’dur. Gerçek bir Büyük Doğu ancak Büyük Doğu ideolojisi ile kurulabilir…

Başyücelik Başkanlık Sistemi

Biz “Türkiye bir savaşa girsin” demiyoruz, biz Türkiye’nin, değişen dünya şartlarına, halkın yeni taleplerine yeni vizyonuna hazır olması gerektiğini söylüyoruz.

Düşmanları tarafından dayatılmış demokrasinin, bu topraklar açısından ayaklarda bir pranga olmaktan öte bir hakikati yoktur.

Ortadoğu’da ve esasen Türkiye’de toplumsal karakter dikkate alındığında DEMOKRASİ, savaşlarla getirilmeye  çalışılan demokrasi, bu topraklar için toplayıcı değil dağıtıcı, oldurucu değil öldürücü bir etki yapacaktır, yapmıştır. Mevcut halin izahını da bu noktada aramak gerekir.

Bu dünya çapındaki kargaşanın ülkeye sıçratılmaya çalışıldığı vasatta karamsarlığın yol açacağı tehlikeleri göz önüne aldığımızda gücünü “HÂK”tan alan güçlü bir iktidar ihtiyacını görmek için bir siyaset bilimci olmaya gerek olmadığını düşünüyoruz.

Dolayısı ile Başkanlık Sistemi’nin temin edeceği gücün kendisini dayattığı bu şartlarda bir nevi başkanlık sistemi modeli olan Başyücelik sisteminin konuşulmasının vaktinin geldiğini düşünüyoruz.

Derli toplu bir güce ihtiyaç duyulduğunun bariz olduğu mevcut dünya siyaseti şartlarında konuşulması gereken, bizce diyelim, NECİP FAZIL’IN YILLLAR ÖNCE SİSTEMLEŞTİRİP ANADOLU’YA TEK VAROLUŞ YOLU OLARAK GÖSTERDİĞİ BAŞYÜCELİK İDEAL SİSTEMİ ve o sistemin gücünü “HÂK”tan alan yarı otoriter “Başkanlık” sistemini…

Gerçek bir Büyük Doğunun gerçekleştirilebilmesini mümkün kılacak sistem demokrasi değil Başyücelik başkanlık sistemidir.

Ve artık anlaşılmalıdır ki bu topraklar için birilerinin dediği gibi Ortadoğu ile ilgilenmek macera değildir. Macera bu topraklar ve halkımız için “Başyücelik”ten başka hedefler peşinde sürüklenmektir… Halkı gitmek istediği, gitmesi gereken yere gitmekten alıkoymaktır…

Yanlış yapanın ve tereddüt edenin tarih olacağı bir süreç yaşıyoruz…

“İdeale ve Anadolu’ya güvenin ve Hak isteyene hakkını verin, başkaldıranın başını kesin!”

Sultan II.Abdülhamid Han

 Devam edecek…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.