Göreceğiz
Asıl niyetin ne olduğunu kendisinin dahi yeterince bilmediği bir adamı sahaya sürerler. Çalışacağı alan önceden belirlenmiştir. Ne zaman nasıl hareket etmesi gerektiğine dair bilgiler hafızasına tatbiki eğitim programlarıyla bir bir yüklenmiştir. Tehlike anında nasıl kurtulacağını bilir. Kimlerle irtibata geçeceği lüzumu kadar öğretilir. Bu kişi Müslüman gibi görünerek onların arasında iş yapacaksa İslam’ı aralarında yaşadığı insanlardan iyi bilen birisi olmalı… Adetlerini öğrenmeli, ilişki içerisine girdiği diğer insanların zaaflarını öğrenmeli. Paraya, esrara, içkiye kim neye tamah ederse ona bunu verebilmeli ki, istediklerini alabilsin.
Cemaati mensuplarından iyi tanıyan örgütlerin işi budur.
Gidişinden sonunu tayin ederek hareketi kullanan teşkilat…
Ona çizdiği rol gereği önünü açar…
Sahte hedeflerle kendisine yönelecek tehlikeleri bertaraf eder.
Asıl niyetini kendisinden başka kimsenin bilmediği yapıyı kullandığı adamları vasıtasıyla kontrol eder. Şişirdiği adam, etrafında halkalanmış kişilerin ilgisinden dolayı kendisini bir şey sanır. Aslında hiçbir şeydir ama… Olmayan bir mücadelenin, varmış gibi gösterilen faaliyetleri ballandıra ballandıra anlatılır. Süslü kelimeler eşliğinde maddi deliller de sunulur. Okullar, dershaneler, yardım kuruluşları, şunlar bunlar, her şey hazırlanan tuzağı gizlemek içindir. Yem niyetine yapılan faaliyetler göklere çıkarılır. Yersen…
Ve başlatılan propaganda bombardımanı ile safi beyinler ifsat edilir. Araya din, iman, İslam Kur’an kelimelerini bilerek katıp Müslüman avına çıkılır. Avlanacak kelimelerden seçilmiş cümleler yerleştirilir zihinlere. Kardeşliğin en güzel örnekleri sergilenir. Fedakârlık destanlarının en güzel tiratları sahnelenir… Türkçe olimpiyatlarıyla TÜRK Milleti avlanırken, başka ülkelerin çocukları başka başka masallarla uyutulur. Gayesini sadece kendilerini yöneterek önünü açtıkları yapı İsrail devletinden bile lojistik destek alır.
Yahudi kanaat önderlerinin kanatları altına sığınacak kadar alçalacak zamanlara vakit varken son hamlelerini yapıp yeni mevziler kazanmaları lazım.
“Benden sonra tufan” hesabı, yüz yok, astar yok, her yalan caiz…
Yalanların sonunda çıkılacak kapı neresi, aşılacak engel ne?
Hedefin uğruna heba ettiğin değerler karşılığında ne istediğini açıklasana. Nereye varmak istiyor, ne yapmaya çalışıyorsun?
Gerçi bunları da açıklamış ve zamanında ilan etmiştin. Ama seni tanımadılar, görmediler, hatta bilmediler bile.
“Dinler arası diyalog” düşüncesi ile kendi rolünü bütün dünyaya zamanında ifşa eden adamın niyeti baştan belliydi. Yeryüzünü insanlığa zindan eden emperyalizmin kucağında, onların istediği şekilde yaşanacak hayat ölçüsüne endeksli bir hayatı idealize eden anlayıştan ne beklenebilirdi ki? Fazlası, Kudüs’e ziyaretler organize ederek oralarda kandiller yakmaya hizmet ederek samimi Müslümanları bu yolla avlama yolunu denemekti. Bunu da yaptılar ve avlayabildiklerini avladılar. Aldatamadıkları avlayamadıkları insanlar bunları tanıma fırsatı yakalamış oldular böylece… Bu da bir kazanç değil mi?
Bu arada, ömrünü davasına harcayan ve çizdiği istikametten zerre taviz vermeyen Salih Mirzabeyoğlu gibi bir mütefekkiri “yok” sayarsın olur biter.
Onu zindanda çürüterek cezalandırma planının arkasında seni de yöneten ve dahi kullanan güç vardır. Ve her şey onlar öyle istediği için “böyle” oluyor.
Bu durumun vahametinin farkına varan Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “ Salih Mirzabeyoğlu yeniden yargılanmalı” dediği an, ona da bir kuyu kazar ipini çekersin. Olur biter.
Olur, biter mi?
Göreceğiz. Bu dava burada bitmez.
Öyle mi, değil mi? Göreceğiz.