Son dönemde yaşanan olaylar bizi asıl meselelerimizden uzaklaştırdı. Daha ciddi işlerimiz varken neredeyse hepimiz bu olaylara bakakaldık. Diyorum ki; artık bu mevzuları siyasetçilere, sosyologlara, popüler kültür bir tantana çıkarsa da televizyona çıksak diye düşünen, bunları fevkalade muazzam şeyler gibi gören zevata bırakalım.
Yaz kurslarının açılıp çocukların camileri doldurduğu şu günlerde benim meselem; Arapça eliyle Kur’an’a yapılmak istenenler. Hepimiz etrafımızda görmüşüzdür; belli bir yaşı geçmiş teyzeler mahallerinde herhangi bir hocadan (nerelerden eğitim aldıklarını bilmiyorum) Kur’an’ı anlamak için Arapça öğrenmeye çalışıyorlar. Birileri onlara Kur’an’ı anlamak gerektiğini bunun içinse Arapça öğrenmek gerektiğini söylemişler ama eksik söylemişler. Arapça öğrenmemiz gerekir evet, ama yalnız deve için doksan küsur kelimenin kullanıldığı bir dilden bahsediyoruz. Hem bu dil herhangi bir beşere ait kitap değil ki. Kur’an’ı anlamak için sünnetten de bir şeyler (baya bir şeyler hem de) bilmek gerekir. Yapılanlar iyi niyetli olsa bile bunun bizi iyi yerlere götüremeyeceğini düşünüyorum. Zaten sünneti kırpa kırpa kuş kadar bıraktılar elimizde. Şimdi de Kur’an’ı “anlamak” mı “inanmak” mı konusunda kafamızı bulandırıyorlar.
Çağımız Müslümanlarının temel probleminin iman olduğu aşikâr. İnandık diyoruz ama kadere ve kıyamete iman konusunda ciddi sıkıntılarımız var. O kadar şuurumuzu yitirmişiz ki “Allah korusun bunlar şeriatı getirecek” diye cümle kurabiliyoruz ya da bir iş yaparken bunun bizi doğrudan cehenneme sürükleyebileceği aklımızın ucundan geçmiyor. Bir işimiz olmayacak gibi olduğunda “İşimiz Allah’a kaldı” diyoruz sanki daha önce başka birinin elindeydi, sanki başka birinin gücü yeter. Örnekleri çoğalta da biliriz ama bu kadarı bile konuyu anlamamız için kâfi. Bir an önce bir şeyler yapmamız lazım. İnsanlar artık “sakız çiğnemek orucu bozar mı?” diye basitliğin zirvesi şeyleri değil daha ciddi şeyleri düşünmeli. Rahman yardımcımız olsun ve bizi korusun.