Türkiye kaosa sürüklemenin yol ayrımı siyasal istikrarsızlık ortamının oluşturulmasıdır. Bir ülkenin kaosa sürüklenmesinin ilk adımı siyasi istikrarsızlıktır. Türkiye gibi kalkınmakta ve sistem olarak oturmakta olan ülkelerde istikrarsızlık, zayıf hükümetler döneminde daha hızlı seyrettiği görülmüştü. Ak Partinin siyasi istikrarı kaostan nemalanan dâhili ve harici faiz ve döviz lobicilerini ziyadesiyle rahatsız ediyor. Koalisyonlar olsun isteniyor. Kamuoyu “tek parti iktidarı despotlaşıyor, başkalarına ve başka partilere hayat hakkı tanımıyor…” gibi söylemler hem içeride hem dışarıda, yanlış yönlendirmeler yapılageldi. Türkiye’de tek parti devri kapanalı çok oldu, ama Ak Partinin siyaset sahnesine çıkmasıyla koalisyon ve zayıf hükümetler devri yerini güçlü iktidara bıraktı.
Bu güçlü iktidar, siyasi istikrarı getirdi, siyasi istikrar, iktisadi istikrarı ve sosyal refahı gelir dağılımının alt katmanlara erişmesini sağladı. İktisadi ve siyasi istikrarın getirdiği güvenle hükümet Türkiye’nin kadim iki meselesine el attı. Bu iki kadim mesele; Birisi açılımlarla doğu insanımızı terörün elinden alarak barışın sağlanmasıydı. Bu bölgelerde devletle halk arasındaki problem vardı. Açılımlarla bu problem büsbütün çözüldü diyemeyiz, lakin çözüm süreci başlamıştı. Ama barışı istemeyen taraf eğitim yuvalarının şimdilerde ise camileri yakmaya başladı.
Siyasi alanda içerideki bu güven ve mutabakat, dış siyasete de etki etmeye başladı, Türkiye daha önce olmadığı kadar cesur ve atak bir dış siyaset gütmeye başladı.
Değişmekte olan dünya siyasetini göremeyenler, ülkeyi maceraya sürüklüyor diye baktılar/şimdi de öyle bakıyorlar. Halbuki uluslararası eski sistem değişiyor, yeni sistemin daha nasıl seyir edeceği net değil, bundan böyle hiçbir ülke eskisi kadar başka ülkeye bağımlı olamayacak. Çünkü eski dünya eskidi yenisi yolda. Hükümet/Türkiye –buna devlet de diyebiliriz- yeni siyasi iklime göre konum almaya çalışıyor. Eski sistemle iş tutanlar açığa çıktılar, kendilerine yer açılmadı, bunun için olmakta olan her şeye karşı çıkıyorlar. Karşı çıkarken kendi geçmişlerini de inkar ederek bunu yapıyorlar. Fırsatı kaçıranların tek umudu kalmış; ülkeyi kaosa sokmak/ sürüklemek. Ülke kaosa girerse kaybettiklerini elde edeceklerine inanıyorlar. Bu hem siyasilerde vardır, hem sosyal yapılanmalarda, hem okur-yazar, entelektüeller de vardır. Buna mukabil bazı zevat da hükümetin şakşakçılığını yaparak kendine yeni yer açmaya çalışıyor, bu da ayrı bir menfaat birlikteliği meydana getirebilir.
Türkiye’de siyaset yapan partilerin durumları incelendiğinde; siyaset üreteceklerine AK Parti’nin önünü kesmekle idame-i hayat ediyorlar. Son seçimden önceki Haziran seçimleri sürecinde içine düştükleri acziyet açık belgesidir. CHP-MHP benzeri partilerin gösterdiği tavırlara bakıldığında tamamen dış projenin bazı yansımaları görülebilmektedir.
Türkiye içinde ise, yatırımlar durur, üçüncü köprü seyirlik haline dönüşür, üçüncü hava alanında koyun keçi otlanır, devr-i sabık başlar. Yolsuzluklar gündeme getirilir ve memleket, geçmişin kirlerini temizlemekle uğraşır durur. Yolsuzlukların üstüne gidilmesin örtülsün demek istemediğimi belirtmekte fayda var.
Türkiye içine kapanır, ticarette, yatırımda, kültürel alış-verişte yere saplanmışlık başlar, dünyayla irtibatını belli kişiler belli mihrakların istediği çerçevede yapmak zorunda kalır. İddiasından vazgeçer ve küçülür, zayıflar. Sonuç olarak tekrar ülke insanımızda problemler başlar, Kürtlük meselesi kendini ifade etmek için şiddete başvurabilir. Bütün bunlar ihtimal dahilinde olabilen hususlardır. İnşallah bunları hiçbiri olmaz derken yine doğu bölgelerimizin bazı yerlerinde sosyal hayat adeta durmuş gibi… Ülkemizdeki bu ortamlar bölge insanımız kadar ülkemize de zarar vermektedir. Ülkemizde ayrışmaya değil bütünleştirici olmaya ihtiyacımız vardır.