Özlemek Ya Da Özlemek

Yayınlama: 31.05.2014
Düzenleme: 22.04.2015 15:34
1.280
A+
A-

Özlemek Ya Da Özlemek

Her zaman çok özleriz, her zaman çok ama çok önemseriz, neyi özleyeceğimize ya da ne kadar önemseyeceğimize karar veremeden bir bakmışız gözlerimiz çok uzaklara dalıyor, mekanlar sığamayacağımız kadar ufalıyor, özlediklerimizin dışında her şey her yerde karşımıza çıkıyor ve biz koşar adım uzaklaşmaya çalışırken özlemden, yorgun düşüyoruz özlemekten ve yok oluyoruz her gün bir şeylere kavuşma hayaliyle gerçeklerle yüzleşmekten. Özlem her yerde her daim biz onu düşünmesek de bir şekilde karşılaşalım diye bekler bizi. Özletmez kendisini. Doğan güneşin huzmesinde, açan çiçeğin kokusunda, çocuğun bir eli hiç bırakmak istemezcesine tutuşunda ve bir sonraki adımının kendisini nereye götüreceğini bilmeden sabırsızlıkla attığı adımda, bir şarkının ne kadar da bizi anlatıyor diye düşündüğümüz sözlerinde, bağlamanın telinde, rüzgarın esişinde, yağmurun yüzümüze değip kendisini hissettirdiği anda ve yerde, bir çocuğun kocaman aydınlık gülümsemesinde, ağlamanın tarif edilemeyen ve anlam verilemeyen hüznünde, çayın deminde, kahvenin telvesinde, sabahın serinliğinde, kitabın altı özenle çizilen cümlesinde, yaşlı bir yüzün derin ve yılların izini taşıyan çizgisinde, bakarken dalıp gittiğimiz bir yerlerde, en çok da aklımıza gelmeyen her yerde sürprizler yapar karşımıza çıkar. Her sürprizinde kendisiyle beraber duyguları da getirir. Bu duygular bazen burnumuzun direğini sızlatır, bazen kalp ağrısı olur. Bir bakarız uykusuzluğun adıdır özlem ya da başımızdan atamadığımız umutsuzluğun. Özlemin ağırlığı ve sancısı çöker geceyle beraber ayrılığın boş bıraktığı yerlere. Ayrılık o kadar büyük boşluk bırakır ki özlem hiç zorlanmadan gelir yerleşir bulduğu tüm boşluğa, tüm zamana.

Sahip olduklarımızı kaybedince, zaten bizim olmayacağını bildiklerimizi elde edemeyince, hep uzaklaştırdığımız yakınımızdakileri istesek de göremeyince, sevdiklerimiz kendi sevdikleri için bizi terk edince, hayatımızın anlamı olduğunu düşündüklerimizin gözlerinde anlamlar bulmayı denedikçe, yeri doldurulamaz dediklerimiz bizi boşluğa iteleyip gittiğinde, apansız yitirdiklerimize bir daha hiç seslenemeyeceğimizi düşündükçe, içimizden geçenleri içimizden geldiği gibi dile getiremeyince, kendi sesimize sağır olan kulaklarımız bizi dinlemeyince, kendi içinden geldiği gibi iki laf edemeyen dilimiz lal olunca ve çok özlediğimizi söyleyecek cesaretimizi yitirdiğimizde, istesek de bir daha bu kadar özlemeyeceğimizi her aklımıza getirişimizde daha çok özleriz.

Özlemek hücreye kapattığımız kendimize bir zerre gökyüzünü yasaklamaktır, canımızın acıdığını, özlemin ağır bastığını söylemeyi ayıp saymaktır.

Tanıdık bir kokunun unuttuğumuz mekanlara götürüp yüzüstü bıraktığı çocukluğumuz, arkasından el sallayamadığımız en kıymetli vedamız, pencereden dışarıya umarsızca bakışımız, elimizden kayıp giden umutlarımız, yok saydığımız varlığımız, var olması için dua ettiğimiz kayıplarımız, kaybettikten sonra değer verdiklerimiz, verdiğimiz değeri hoyratça ayaklar altına alıp bizden kaçanlarımız, kaçamak bakışlarımız, baktığımız yerde bulamadıklarımız, bulunca anlam veremediklerimiz, duamızın amini olup varlığına şükredemediklerimiz, hayatımızdan ötelemeyediklerimiz, ötesi yok dediklerimizdir ve olmadık zamanlarda, olmadık mekanlarda aklımıza gelenlerdir özlediklerimizdir…

Özlem ağlatır, sürekli ve değişik yollarla kendisini anlattırır, bazen yalvartır ama en çok can acıtır. Kalp sıkışır, beyin uyuşur, dünya anlamsızlaşır. Özlem zafer kazanmış komutan havasıyla hayatımızı alt üst ederken, biz kendi enkazımızdan kurtulmak için çareler ararız. Özlenenleri önemsememeyi öğreniriz, öğrendikçe ilmikleri tek tek çözeriz yeni yaşama nedenleri ve nedensiz sevinçlerle.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.