Allah dünyayı yarattığı ilk günden itibaren, bu alemde köklü bir mücadele başladı. Bu öyle bir mücadele ki dünyanın yaratıldığı ilk günden, dünyanın yok olacağı güne kadar bu mücadele devam edecek. Bu mücadele bir imtihan, bir savaş, bir kazanma, bir kaybolma, bir yok olma seanslarıyla kendi döngüsü içerisinde dolanıp durur. İşte bu mücadele Hak ile Batılın mücadelesidir. Allahın istediği yaşam nizamı, devlet sistemi, kısacası İslam şeriatının insanların zihnine, yaşantısına ve dünyaya hakim olması amacı taşır. Bu öyle muazzam bir mücadele ki ne Hak tarafı biter tarihin seyrinde ne de Batıl tamamen yok olur. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi ‘’ Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..’’ düsturuyla mücadele hiç bitmeden devam ediyor. Bu mücadele Allahu Teala’nın HZ. Adem (AS)’ı yarattığı gün başladı. İlk perdesi Allahın şeytana Adem (AS)’a secde etmesini istedi. İlk ırkçı, milliyetçi, kavmiyetçi, şeytani bir tavırla Batılın önemli silahlarından biri olan ırkçılığını kullanan Şeytan ben ateştenim, Adem ise topraktan ben ona secde etmem dedi. Gördüğümüz üzere Batılın ilk çıktığı nokta ırkçılık, milliyetçilik olduğunu görüyoruz. Bu argüman üzerinden doğuyor. Allahın şeytana verdiği mühlet gereği batılın , ırkçılığın , zalimlerin, tiranların, firavunların babası şeytan cehenneme sürüldü. Şeytan Batılın babası görevini yürüterek insanları Hak yoldan saptırma görevini ifa etmeye başladı. HZ. Ademse Hakkın sözcüsü olarak ilk peygamber olarak görevine başladı. Şeytan ilk zaferini Adem Aleyhisselam ile Havva anamızın nefislerine yenilerek tattırıyor. Aslında burada iki ibretlik mesaj ortaya çıkıyor:
Birincisi Batılın kötülüğün, tüm zulümlerin temelinde ırkçılığın, kavmiyetçiliğin, milliyetçiliğin olduğu ortaya çıkıyor. Tarihin seyrinde değişmeyen gerçek.
İkincisi insanların iyi hasletlerinin kaybetmelerinin, yanlış, kötü yola düşmelerinin temelinde hep Nefs düşmanı olduğu ortaya çıkıyor.
Bu Hak ve Batıl mücadelesi dönemlere ayrılır. Bu dönemin ilkinde peygamberlerin mücadeleleri tarihin seyrinde yer alır.
Bu mücadele ilk insan, ilk peygamber, ilk müjdeci olan HZ. Adem (AS) ile başlamıştır. Adem peygamberin devamında gelen peygamberler Allahın nizamını dünyaya hakim kılmak amacıyla tebliğ ve irşat görevini yerine getirmiştir. Bu peygamberlerin mücadelesine baktığımız zaman bu Allahın yardımcıları cefalar, işkenceler ve her türlü zorlukları çekmiştir.
O peygamberlerin mücadelelerinden HZ. Nuh (AS) kendi kavmine tam 950 yıl boyunca tebliğ görevini yerine getirmiştir.
HZ. İbrahim (AS) putları kıran bir azim ve mücadeleyle tebliğini ve cihat görevinde bize çok önemli mesajlar ve miraslar bıraktı. İbrahim peygamber Allah için ve Allaha verdiği söz için oğlundan, HZ. İsmail (AS)’dan da vazgeçebileceğini Müminlere çok iyi bir şekilde göstermiştir. Bugünkü Müslümanlar malından, makamından, namından, çocuklarından ve her türlü dünyevi haz ve hevesten sadece Allaha yönelmenin, masivanın idrakiyle hareket edebilecek bilince gelmesi lazım. Müslümanlar sadece Allah yolunda mücadele etmesi lazım.
HZ. Yusuf (AS)’e bakınca bize bağışlamanın ve iffetin örneğini gösteriyor. Yusuf peygamber nasıl bir odada karşı karşıya kaldığı o nefsiyle ve o andaki şehevi arzularına rağmen nefsine yenilmemesinin sebebi bu dünyada tek gerçek ulaşılacak hedefin Allah olduğunu bilincinde olması sebebiyle günaha girmedi. Yusuf (AS) kendisini kuyuya atan kardeşlerini yıllar sonra bulduğunda kinle davranmayıp da bugün size kınanma yoktur diyerek bağışladığı gibi mümin kardeşine karşı kibirle, kinle, düşmanlıkla ve her türlü dünyevi amaçla yaklaşmamalıdır.
Eyüp (AS)’ın sabrı. Ve tüm gelmiş geçmiş 124 bin peygamber.
Yolumuzu aydınlatan bu günahsız Müslümanlar bize çok önemli miraslar bırakmıştır.
Nebiler devrinden son peygamber, Alemlere Rahmet olan, Alemlerin onun için yaratıldığı sevgili Peygamberimiz HZ. Muhammed (SAV)’in kutlu mesajı artık dünyadaki tek ve gerçek nizamdır. Gerisi artık boştur. HZ. Muhammed (SAV) bize kişisel olarak iyilik, sevgi, hayır, cömertlik, sadaka ve tüm güzel hasletleri Müslümanlara miras kılmıştır. Bizlere Allah rızasını kazanmak için yapacağımız ibadetleri bırakmıştır. Bizlere tek ve gerçek din olan İSLAM’I bırakmıştır. Müslümanların toplu şekilde hareket etmesi adına cihat ibadetini bırakmıştır. Yardımlaşmayı emretmiştir. Cemaatle kıldığımız namazları bırakmıştır.
İslam düzeninin toplu olarak sağlama adına Müslümanlar işbirliği halinde çalışması lazım. Müslümanlar bir vücut gibidir, bu vücudun bir azası rahatsız olursa tüm vücut rahatsız olur anlayışıyla Müslümanların birbiriyle yardımlaşması gerekiyor. Toplu bir fiildir bu. Peygamber SAV Müslümanlara nasıl davranacağı, nasıl yemek yiyeceği, nasıl giyineceği, nasıl ihtiyacını gidereceğini, nasıl konuşacağı, nasıl güleceğini ve her türlü işte örnek alacağımız kutlu peygamber HZ. Muhammed (SAV)’dır. Nasıl bir devlet anlayışımızın olacağını HZ. Muhammed SAV.’den öğreniyoruz. Bu hak kavramı ve nizamını temsil etme manasında, mücadelesinde artık tek, gerçek ve ebedi olarak HZ. Peygamber ( SAV)’in getirdiği nizam, şeriat geçerlidir. Gerisi boştur. Gerisi Batıldır. Peygamberimizin getirdiği nizamı, sahabelerin yükselttiği nizamı, Mücahitlerin uğruna öldüğü nizamı ve Allah dostlarının anlattığı nizamı anlayabilmek, yaşayabilmek en büyük yiğitliktir. En büyük adamlıktır. En büyük ustalıktır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi:
Gerdim, kopacak kadar gerdim;
ve gördüm ki, akıl sınırlıdır
ve ötesine yol verici değildir.
Resulün (SAV) ruh feyzine sığındım,
teslim oldum ve kurtuldum.
Kahraman,
işte bu noktaya varmış olandır.
HZ. Peygamber (SAV)’in hayatındaki Hak ve Batıl mücadelesinde başlıca görebileceğimiz kıssalara bakarsak gözüme ilk çarpan, bize ibret olan ilk olay; HZ. Peygamber (SAV)’in haksızlıklara, zulümlere karşı Mekke’de Batıla karşı olan kişilerle beraber Hılful Fudul cemiyetini kurmuş olması gözüme çarpıyor. Hak demenin adaletsizliklere, zulümlere, baskılara karşı olabilmek olduğunu görüyoruz. Zaten HZ. Peygamber (SAV)’in günahlara karşı korunması, Şakku’s Sadr yani göğsün yarılıp kalbin çıkarılarak kötülüklerden arındırılmasından dolayı HZ. Peygamber ilk dünyaya geldiği günden beri Hak tarafının öncüsü oldu. Zaten Allah alemleri HZ. Peygamber (SAV) için yaratmıştır. İnne ersalneke illa Rahmetellilalemin ayeti kerimesinin manasında barındırdığı gibi gelmiş geçmiş tüm insanların, tüm hak ehlinin İslam mücadelesinde Baş komutan, önderimiz HZ. Muhammed (SAV)’dır. Cahiliye ve Batıldan usanan, sıkılan, daralan Peygamberimiz Hira Dağı Sevr mağarasına çıkarak tek Rab olan Allaha ibadetler etmiştir. Peygamberimizin Hak mücadelesinde, Allahın nizamını hakim kılma Cihadında ilk safha Cebrail (AS)’dan Alak suresinin ilk beş ayeti kerimesinin vahiy olmasından sonra Tebliğ görevine başlamıştır. İlk 5 ayetin meali:
1-2. Yaratan Rabbinin adıyla (Rabbin adına sana okunan şekliyle) oku (ve bildir insanlara). O insanı bir alak’tan (rahim duvarına asılmış zigottan/aşılanmış yumurtadan) yarattı.
3-4-5. Oku, insana bilmediğini öğreten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin en büyük kerem sahibidir.
HZ. Peygamber (SAV)’in mücadelesinde Ebu Leheblerle, Ebu Cehillerle Şirke, Batıla karşı “ashabım yıldızlar gibidir kim onları takip ederse doğru yolu bulur” dediği muazzam insanlarla beraber savaşlar, şehadetler, zaferler yaşayıp; ALLAHIN nizamını hakim kılarak görevini yerine getirdiler.
İşte Miraç mucizesine gelene kadar, Miracın temelini oluşturan Hak ve Batıl mücadelesi kısaca böyle. Miraç insanlığın yaratıldığı ilk günden beri insanların iman mücadelesini temsil mahiyeti taşır. Bu yazılanlar Miraçla alakalıdır. Miraç mucizesine giden kutlu yol bu safhalardan geçti. Miraç mucizesine, o kutlu, mübarek yolculuğa gelelim.
Kelime anlamı olarak “İsra”, gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek, “miraç” ise yükselmek, yükseğe çıkmak anlamlarına gelmektedir. İsrâ ve Mirac hadisesi, Efendimizin (asm) peygamberliğinin on ikinci yılında, Mekke’de vuku bulmuştur.
Hadise özetle şöyle cereyan etmiştir: Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakk’ın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz (asm) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmiştir.
İsra ve miraç mucizesinin nasıl gerçekleştiği Kur’an’da, İsra ve Necm surelerinde anlatılmıştır. İlgili ayetler şöyledir:
“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.”
“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.”
Hazreti Peygamber (asm) Mescid-i Haram’dan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın (as) makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi.Orada içlerinde Hazreti İsa, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’in de (Aleyhimüsselam) bulunduğu peygamberler topluluğu kendisini karşıladı. Hazreti Muhammed (asv) bu peygamberlere imam olarak onlara iki rekat namaz kıldırdı.
Bu hadiseden sonra Hazreti Peygamber’e (asm) iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı. “Bunlardan hangisini istersen, al!” denildi. Peygamberimiz (asm) sütü seçti. Cebrail (as), Peygamberimiz’e (asm): “Sen fıtratı seçtin, eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. Şarap size haram kılındı!” dedi.
Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim (Aleyhimüsselam ecmain) gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin!..”dediler, tebrik ettiler. Sonra her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti.
Bundan Sonra Hz. Cebrail (as) ile birlikte sidretü’l-müntehâ’ya geldiler. Sidretü’l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtır.
Cebrail (as), Peygamberimiz’i (asm) yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı. Peygamberimiz (asm); cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)’in birden ufku kapladığını gördü. Peygamberimiz (asm), onun (Refref’in) üzerine oturdu. Cebrail (as), Peygamberimiz’den (asm) ayrıldı. Peygamberimiz (asm); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.
Peygamberimiz (asm), Yüce Rabbinin: “Korkma ya Muhammed, Yaklaş!” buyruğunu işitmeye başladı. Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu yakınlık makamına, İlahî kabule, İlahî ikram ve ihsana nail oldu! İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm): “Ben, Yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur.
Peygamberimiz (asm) Miraç’ta Cenab-ı Hakk’a selam yerine bütün mahlukatın ibadetlerini hediye etmiştir. Efendimizin (asm) Cenab-ı Hak ile olan bu konuşması bütün müminlerin miracı olan namazlarında okudukları tahiyyatın sözlerinden oluşmaktadır. Bu konuşmanın meali şöyledir:
Peygamberimiz (asm) Cenab-ı Hakk’a hitaben:
“Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah’a mahsustur.” şeklinde hitab vermiştir. Bunun anlamı“Bütün varklıkların halleriyle ve dilleriyle yapmış oldukları ibadetleri ve tesbihlerini, bütün çekirdekler ve nutfeler gibi mübarek şeylerin fitri mübarekliklerini ve tesbihlerini, bütün insanlar gibi şuurlu varlıkların ibadetlerini ve bütün peygamberler ve kamil insanlar olan evliyaların, asfiyaların ibadetlerini ve tesbihlerini onların namına sana hediye ediyorum; sana mahsustur.” demektir.
Bu selamın üzerine Cenab-ı Hak da Resulüne (asm): “Selâm olsun sana ey Peygamber!”şeklinde mukabele de bulunmuştur. Bunun üzerine Allah Resulü (asm) de: “Bize ve Allah’ın salih kullarına selâm olsun.” şeklinde cevap vermiştir. Bu konuşmaya sidretü’l-müntehada tanık olan Cebrail (as) da Allah’ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed’in (asv), Allah’ın elçisi olduğuna da şehadet ederim.” diyerek şehadet etmiştir.
Miraç’ta cereyan eden bu karşılıklı sohbetteki sözlerin, müminlerin miracı hükmünde olan namazda okunması sünnettir. Bu şekilde her mümin bütün şuurlu ve şuursuz mahlukatın ibadetlerini kendi ibadeti içerisinde Cenab-ı Allah’a takdim etme şerefine ulaşmış olur.
Miraç’ta Peygamberimize Verilenler
Peygamberimiz’e (asm) Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:
1. Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
2. Bakara sûresinin son iki âyeti verildi.
3. Peygamberimiz’in (asm) ümmetinden olup da, Allah’a şerik koşmayanlardan mukhimat (büyük günahlar) bağışlandı.
Nitekim bir hadiste bu hediyeler şöyle ifade edilmiştir: “…Miraçta Hz. Peygamber (a.s.m)’e şu üç şey verildi: Beş vakit namaz verildi, Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresul) verildi ve bu ümmetten Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi).” (bk. Müslim, İman, 279).
Bu müjde hiç bir müminin cehenneme girmeyeceği anlamında değildir. Her günahın affedilebileceğini ve eğer günahkar olsa bile iman ile ölmüşse cehennemde ebedi kalmayacağını bildirmektedir.
Sevabı günahlarından çok olan müminler direk cennete gideceklerdir. Günahı ağır basanlar ise, bu günahlardan temizlenmek için cehennemde bir müddet kaldıktan sonra tekrar cennete gireceklerdir.
Yüce Allah:
“Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevab vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.
Bende söz bir olur, değişmez!
Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona bir şey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!” buyurdu.
Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:
“O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler).
Onlardan her biri:
Allah’a,
Allah’ın meleklerine,
Allah’ın kitablarına,
Allah’ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)
Dinledik! (Emrine) itaat ettik!
Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
Son varış(ımız) ancak Sanadır! dediler.
Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.
Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbimiz! Bizden önceki(ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!
Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!
Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi affet! Bizi esirge!
Sen bizim Mevlâmızsın!
Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!”
Mukhimat; insanı cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.
Peygamberimiz (asm), bir gün:
“İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!” buyurmuştu.
“Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler?” diye sordular.
Peygamberimiz (asm):
“Allah’a şerik koşmak,
Sihir (büyü) yapmak,
Yüce Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,
Faiz yemek,
Yetim malı yemek,
Savaş meydanından kaçmak,
Zinadan korunan, böyle bir şey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!” buyurdu.
Günümüze gelirsek; HZ. Peygamber (SAV) Müslümanlar için 5 vakit namazı tebliğ edip, emrediyor. Müslümanlar olarak itaat ediyoruz. Müslümanlar eğer Miraca çıkmak istiyorsa 5 vakit namazını dosdoğru ve ALLAH rızası için kılmalıdır. Namaz Müminlerin Miracıdır. Eğer Miracın şuuruna ermek istiyorsak Namazı bırakmayacağız.
Miraçta Peygamberimize Bakara suresi son iki ayeti kerimesi verildi:
285. (O) Resûl, Rabbinden kendisine indirilen (Kur’an’)a iman etti, mü’minler de (iman ettiler. Onların) her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbiri arasında (iman bakımından) ayrım yapmayız; işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş(ümüz) ancak sanadır.” dediler.
286. Allah kimseye (ibadet ve itaatte) gücünün yettiğinin dışında (üstünde) teklifte bulunmaz (herkesin) kazandığı (iyilik) kendi yararına; yaptığı (kötülükler) de kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz! Unutur veya (kasıtsız) hata edersek, bizi (ondan) sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden önceki (itaatsiz ümmet)lere yüklediğin gibi, bize (zor/helak edici) bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri de bize taşıtma! Bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge! Sen Mevlâmızsın; küfre sapan, seni tanımayanlara karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle.”
Kuranı Kerime iman eden Müslüman’ın Miraca çıkacağını, o şuuru yaşayacağını söylüyor ALLAH. (İmanın şartlarının hepsine iman edeceğiz.) Yani Müslüman Kuran Ve Sünnete bağlanırsa hiçbir şekilde sapıtmaz. Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde; “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir” buyurmaktadır. Bu şuura varan Müslüman Miraca çıkmış demektir. Allahu Teala bizden ne isterse istesin işittik ve itaat ettik diyeceğiz; Hiçbir şekilde sorgulamayacağız. Bu şuura varan Müslüman Miraca çıkmış demektir.
ALLAHA şirk koşmayan Müslüman’ın Cennete gideceğini müjdeliyor Peygamberimiz. Hiçbir putu Allaha ortak koşmayan Müslüman cennette gidecek. Müslümanların mal, makam, mevki, şöhret, ana, baba, çocuk, eşe gösterdikleri sevgi Allaha ve Peygamberine gösterdiği sevgiyi geçmeyecek. Onlarla uğraştığı kadar Allaha ve Peygambere zaman ayırmayan Müslüman, ALLAH korusun büyük bir sıkıntıdadır.Ayeti kerimedeki mesajda iletildiği gibi:
162. De ki: “Benim namazım, (hac, umre, diğer) ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
İşte bu şuura varan Müslüman Miraca çıkmış demektir.
İNŞALLAH BU ŞUURLA YAŞAMAYI YÜCE MEVLAM BANA VE TÜM MÜSLÜMANLARA NASİP ETSİN.
Bu şuurla yaşamayı yüce ALLAHTAN niyaz ederek; Üç aylar ve Miraç Kandiliniz mübarek olsun. Miraç ikliminin günahlarımızın affedilmesine, İslam Alemine huzur ve zafer getirmesini Cenabı Haktan niyaz ederim. Allah yar ve yardımcımız olsun.