Medeniyet, Kültür Dilimiz ve Osmanlı Türkçesi (3)

Yayınlama: 03.01.2015
Düzenleme: 23.04.2015 19:03
1.697
A+
A-

Devam ediyor…

Tarihi kütüphanelerimizdeki tozlu raflarda çürümeye yüz tutmuş yüz binlerce cilt Osmanlıca kitap dururken, hala daha tereddütler içinde bulunmamız akıl alır gibi değildir.

Kuranın tezgahında dokunmuş, Kurâni terbiyeyle terbiye edilmiş, Kurandan gelen renklerle boyanmış bir Türkçemiz var bizim, o da Osmanlı Türkçesi. Biz Osmanlıcayı öğrendiğimizde, okuduğumuzda ya da yazdığımızda Türkçemizi de sahiplenmiş oluyoruz aslında. Ama Kuran güneşini gösteren pencereleri olan bir Türkçedir bu Türkçe.

Osmanlı Türkçesi halen daha yaşamaya, bizi anlamlandırmaya, geçmişimizle olan bağlarımızı sağlamlaştırmaya, bize kim olduğumuzu öğretmeye devam ettiğine göre, ondan vazgeçmemiz de elbette imkansızdır. Çünkü kimliğimiz onsuz oldukça eksik tanımlanmış olur.

O halde başlıktaki önerimi geri çekmeye de hakkım var şimdi. Çünkü sizden önce ben kendimi ikna ettim bile. Luvice dilinin zorunlu ya da seçmeli ders olmasının bize hiçbir fayda sağlamayacağı kesin. O halde önerimi şöyle düzeltiyorum tüm yetkililere seslenerek: Luvice gibi günün birinde yok olmasını istemiyorsak, Osmanlı Türkçesinin zorunlu ya da seçmeli ders olmasını sağlamalıyız okullarımızda. Bizi geçmişimize, kültürümüze ve medeniyetimize bağlayan Osmanlıcadan uzaklaştığımız ölçüde, kendimize de yabancılaşacağımızı ve kimliksizleşeceğimiz gerçeğini ise asla unutmayalım. Osmanlıca Türkçesi’nin mutlaka okullarda okutulması, dedeyle torun arasındaki kaldıracaktır. Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıcayla yazılmıştır. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilmenin yolu, Osmanlı Türkçesini okuyup anlayabilmekten geçmektedir. Osmanlıca; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur.

Tarih önünde bizden sonraki nesillere köprü olabilme mesuliyetimiz bir yana, sadece sanat noktasında dahi uzak kaldığımız bu mirasın, birçoğu üslup sahibi ve kendi başına ekol olan güzîde hattatlarımızın göz nurlarıyla bir dantelâ gibi işledikleri o kıymet biçilemeyen cânım eserlerinden niceleri, artık yabancı müze ve koleksiyoncuların en güzel köşelerini süslemektedirler.

Şu halde günümüz gençliğinin hissesine, dedelerinin birkaç bin sene önceki kültür mirasını rahatlıkla okuyup anlayabilen diğer milletlere imrenmek mi düşüyor? Neden biz de kendi çocuğumuza, araştırdığı herhangi bir mevzuda, ecdadının birikimine birinci elden uzanabilme imkânını tanımayalım? Çok boyutlu bir altyapıya sâhip ve tarihine yabancı kalmamış, büyüklerine sevgisini ve saygısını kaybetmemiş bir nesil, geleceğe daha ümitle bakmamızın bir teminatı değil midir? Üzüntüyle belirtelim ki, batılı araştırmacıların hem konuşma dili cihetiyle Türkçeyi, hem de bir yazı dili olan Osmanlı Türkçesini öğrenerek yaptıkları derli toplu araştırmalardan, bugün Osmanlı’nın torunlarından ancak İngilizce bilenler istifade edebilirken, bilimsel çevirileri (!) yapılan bu yabancı kaynaklar da, ne gariptir ki, bir sokak ötedeki kendi millî kütüphanelerimizi referans göstermektedir. Gönlünde millî harstan, kültürden bir nebze olsun hissesi bulunanların, içinde bulunduğumuz bu vaziyete üzülmemesi mümkün değildir. Osmanlıcayı öğrenmek, öz yurdunda kendi kültürüne yabancı kalmış bir neslin vicdan muhasebesinde, ecdadına ve tarihine karşı vadesi çoktan dolmuş bir fikir borcudur.

Ardıç’ın; “zorunlu hale getirilmesi yönünde tavsiye kararı çıkan Osmanlıca dersleri sayesinde gençlerin artık Atatürk’ün gençliğe hitabesini de anlayabilecektir”. İfadesi de anlamlıdır.

Osmanlıcaya karşı çıkmak, coğrafyamızı, tarihimizi ve medeniyetimizi mümkün olduğunca birbirinden izole edilmiş parçalara ayırmaya odaklanmış Batı emperyalizminin maksadı ve muradının tahakkukundan başka neye yarayabilir?

“Osmanlıca yabancılaştırması”, aslında nesebi gayrisahih sözüm ona bir dile “yer açma” planıydı. Bunu hâlâ anlayamadıysak çok yazık!

Son

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.