Medeniyet dillerinin entelektüel ve bürokratik dil ve sarayla diplomasinin teşrifat dili olarak elit bir statü kazandığını gösteren örnekler var. Mesela, bir Türk devleti olan Selçuklu İmparatorluğu’nda entelektüel, bürokratik ve teşrifat dili Farsçadır. Bu Selçuklu Devleti’nin, Türk etnisitesinin kültür dili olarak Türkçeyi değil, İslam medeniyetinin dili olan Farsçayı elitlerin statü dili olarak temellük ettiklerini gösterir.
Osmanlı Devleti ise, Arapça ya da Farsçayı, entelektüel, bürokratik ve teşrifat dili olarak kabul etmemiş, ama fevkalade nevi şahsına mahsus bir terkiple, elit bir dil inşa etmiştir: Osmanlıca!
Osmanlıca, İslam medeniyetinin iki dilinin, özellikle söz dağarını almış; sözdizimini ise, bazı istisnalarıyla, Türk kültürünün kültür dili olan Türkçeyle bütünleştirmiştir. Dolayısıyla Osmanlıca gerçekten nevi şahsına mahsus, özgün bir medeniyet dilidir.
Cumhuriyet, Osmanlıcayı, tıpkı Divan şiiri gibi, Osmanlı erkiyle aynîleştirdiği için reddetmekle kalmamış, konuşulan kültür dili olarak Türkçe yerine, Güneş-Dil teorisi ile ayrı bir elit statü dili inşa etmeye kalkmıştır. Güneş-Dil teorisine uygun yapay bir dilin Cumhuriyet elitlerinin statü dili olması amaçlandığından, bu dilin elitler dışında kalan kesimlerce anlaşılması veya anlaşılmamasının, bir mesele teşkil etmediği anlaşılıyor;- tıpkı, Osmanlı döneminde Osmanlıcanın avam tarafından anlaşılmıyor olmasının bir mesele teşkil etmemiş olması gibi…
Güneş-Dil teorisinin bir statü dili inşa etmesinin imkânsızlığı karşısında, bu defa Öztürkçeciliğin bir elit entelektüel dil statüsü kazanması amaçlanmış görünüyor. Bu amacın, özellikle Nurullah Ataç’ın öncülüğünde, bir ölçüde de olsa, bir edebiyat dili olarak entelektüel ve elit bir statü kazanıp gerçekleştiğini müşahede etmek mümkün. Ama bunun, yani Öztürkçeciliğin yanı sıra Fransızcanın, daha doğrusu, Fransızcanın sözdağarının temellük edilmesi gibi farklı bir statü dilinin de dolaşıma sokulduğunu görüyoruz. 1940’lı yılların sonuna doğru radyoda ziraat ile ilgili bir proğramda konuşmacı, çiftçilere şöyle bir tavsiyede bulunmaktadır: “Selektörlenmiş ve pembe kurda karşı fümige edilmiş tohumlar kullanınız!”
Hayatta en hakiki mürşit bilim olduğuna göre, bilim dilinin vokabüleri kullanılacaktır: Ankara radyosu meteoroloji saatinde, herhalde dinleyenler, bilim dilinden nasiplerini alsınlar diye, “Havanın stratüs kümülüs ve alto kümülüs bulutlarıyla onda sekiz kapalı geçeceği”ni duyurmaktadır!
Cumhuriyet, kendi elitlerini, tıpkı Osmanlı elitlerininki gibi, kültür dilinden farklı bir statü diline sahip kılmak istemiş görünüyor. Ulus devlet, ulusun kültür diliyle, yani Türkçeyle inşa edilmek yerine, önce Güneş-Dil teorisiyle yapay bir dil, sonra Öztürkçecilikle bir başka yapay dil, sonra da yahut eşzamanlı olarak, Fransızca söz dağarlı yeni bir yapay dille inşa edilmeye çalışılmıştır.
Osmanlı, hiç değilse, ait olduğu medeniyetin dillerinden oluşan bir elit dil (Osmanlıca) ile büyük bir edebiyata sahip oldu. Buna karşılık, Güneş-Dil teorisiyle, Öztürkçeyle veya Fransızca revnaklı bir dille bir edebiyat inşa edilemedi;-edilemezdi de! Cumhuriyet döneminde büyük edebiyat, elit dil olma statüsüne ulaşmasına izin verilmeyen kültür diliyle, yani Türkçeyle yapıldı, yapılıyor
Bir kelime, bazen bir medeniyet demektir; çünkü o kelimenin anlamını bilmemek, o medeniyetin dilinden habersiz olmak demektir: Bir medeniyetin dilinin cahili olmaksa, hiç şüphe yok, o medeniyetin cahili olmaktır. Medeniyetimiz İslam medeniyeti ve o medeniyetin dilleri ise, Arapça ve Farsçadır.
Devam edecek…