Eskicim

Yayınlama: 13.08.2013
Düzenleme: 22.04.2015 17:45
1.435
A+
A-

Eskicim

Sokağın başındaki gaz lambası aydınlatırken etrafını, sizi yanına çağırır eski bir hikâyeye götürür gibi. Kapının girişinde bir dolap desenlerine takılır gözleriniz ve dükkân sahibi merakınızı giderecek cevabı verir; “Yeni gelin olmuş bir kızın çeyizidir.” Artan merakınız bakışlarını nereye koyacağını şaşırır; tahtadan bir beşik, el dokuması çantalar, takılar, gaz lambaları, halılar, kenarları ahşap desenli koltuklar, hayal meyal hatırladığınız o son tarihi yaşatmaya çalışan dedenizin mütevazı evindeki bakır eşyalar…

“Bizim evde de var ufak tefek eşyalar. Siz nasıl bu kadar eşyayı bir araya getirdiniz?” diye ilk sorumu sordum Zehra ablaya. Eşi Zafer hocayla eski eşyalara olan ilgileri birer hobiymiş ilk başta. Eve gelen eşyaları değerlendirme çabası Zehra ablayı eski kilimlerden duvar süsü, kol çantası gibi eşyaları yapmaya yöneltmiş. Eşiyle beraber evlerinin bir odasını şark odası yapmışlar. Çevrelerinden gelen birer ikişer ‘Bizim için de yapın’ gibi teklifler, zamanla biriken bu tarihi eşyaları ile bir dükkân açmaya yöneltmiş. Şimdi Antalya’mızın Korkuteli ilçesinde halkında ilgisini çeken bu tarihi eşyalarla Eskicim’i açmışlar.

Elleriyle dokudukları kilimlere adeta yaşadıkları kültürü ilmek ilmek işleyen kadınları seyreder gibi oldum kilim dokuma tahtasını ve kilimleri görünce. Her bölgenin deseni kendine has iken, bölgedeki köylerin yaptıkları desenlerinde kendilerine has oluşu bize her köyün ayrı birer kültür olduğunu gösteriyor. O köyün ismi verilirmiş dokunan kilime. Daskırı kilimi, meşhur bir kilimmiş. Çul, keçi kılından, kilim ve halı yünden yani koyun kılından dokunurmuş. Cicim ile kilimin farkı da beni şaşırttı. Kilim kendinden desenli imiş. Cicimde nakışlı gibi görünürmüş. Tülü, koyunyünlerinin renkli boyanmış haliymiş. Emek böyle olur dedirten kilimlerin asıl hikâyesini kirmen başlatırmış. Kirmenle keçi ve koyunyünlerinden ipler, yumaklar yapılırmış. Yapağtarağı ile yünler dövülürmüş.

Bizi buraya getiren o gaz lambasını da sordum. Tahtalardan oluşmuş bir rafta sıralı lambaları gösterdi. Şirin, ufaklı büyüklü lambaların her birinin ayrı adı vardı; kandil, idare yoksulların evinde bulunurmuş. Bir tanesi geldiği gün insanımıza lüks gelmiş ki adına o gün bu gündür lüks demişler. Rafta gemici fenerleri de vardı.

Rafın el altında elden çevirmeli, ayaklığı olmayan bir dikiş makinesini görünce bir elinin tersiyle alnının terini silen, bir eliyle de kumaşı düzelten bir kadın canlandı gözümde. Susamış, dudakları çatlamış ve eğilerek yanındaki toprak testiden su içiyor.

Yan yana dizilmiş su testisinden daha büyükçe toprak kaplar vardı. Onlarda saklama kabı olarak kullanılırmış; salça, turşu, tereyağı, peynir… Yemek yapacak kadın evinin ocağında ateşi tutturur; yemeği ateşe verir. Şehirde ki kadında gaz ocağını kullanırmış. Bizim şimdiki küçük tüplere benziyor. Gaz ocağı da lüksmüş. Ve ocağın başında davlumbaz mutfağın olmazsa olmazlarındanmış. Baharatlık görevi görüyor, taşıdığı o ince desenler bizi yine tarihe götürüyor. Her mutfakta iki tane yağ şişesi bulunurmuş. Bir üçüncüsü olmazmış. İki litrelik olan bu şişelerin birinde zeytinyağı birinde gaz yağı saklanırmış. Ve iki ay gibi bir sürede bitermiş. Bir evi ev yapan mutfağı, mutfağı mutfak yapan kadının yoğurt öğüttüğü kabı bile özelmiş. Adına bazı yerlerde stil derlermiş. Yemeklerin konduğu o bakır tabaklardan pilavın tabağının özel bir adı varmış; Mertimani. Demek ki pilavda kıymetli bir yemekmiş. Mutfakta her şeyden bahsettikte çayı unutur muyuz? Bugün olduğu gibi o gün de çayın çok özel bir yeri varmış. O kadar özelmiş ki, her zaman demlenmezmiş. Misafire; misafirin de özeline.

Bir karıştan daha küçük olan tek parça bu demlik ve yanında bir avuç kadar çay kutusuyla güzelmiş.
Ve bir valiz ama şimdikiler gibi renkli değil. O çelikten. Bakınca size kilidiyle beraber bitmeyen hikâyeleri anlatmaya hazır görünüyor.

Eski radyolar, plaklar, saatler, takılar, seyretmeye değer nostaljik bir atmosfer.
Ayrılmadan bir gelinin çeyizinde neler olur diye sordum. “Neler olmaz ki?” diye başlayan cümle ile gösterilen eşyaların zarifliğini görmelisiniz. İnce işler, nakışlar, oyalar, kınalığın, gelinliğin o mütevazı duruşu… Üzeri işlemeli bir çeyiz sandığı, iki tane halı yastık (ve bu halı yastık olmazlarsa olmazlardanmış), bir ekmek torbası, bir tuz torbası (bu torbalar el işlemeli ve mutfakta direk kullanımda ve kavanoz, poşet yok), bakır sini, leğen, tabaklar, bakır tencereler, lenger ve ibrik (el yıkaması için), gaz lambası, döşek, yorgan, yastık…
Sütün sağıldığı çömleği unutmayalım. Sırma denilen yastıklarsa üç etek benzeri bir dokumayla kadife üzerine işlenmiş beş tanesiyle bir takım oluşturulurmuş.

Bu küçük tarihi gezintiden ayrılırken araştırmalarını ve yaşadıklarını benimle paylaşan Zehra ablama teşekkür ediyorum.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.