Boko Haram

Yayınlama: 23.09.2014
Düzenleme: 22.04.2015 16:10
1.230
A+
A-

“Nijerya’da, Cafer Mahmut adında büyük bir âlim vardı. Bu âlim 2009’da Nijerya’ya geldiği zaman Vahhabiliği yaymaya başladı. Boko Haram’ın kurucusu Muhammed Yusuf da onun öğrencisiydi. Daha sonra Cafer ile Muhammed Yusuf fikrî bir ayrılığa girdiler.

Boko Haram’ın kelime anlamı ‘Batı eğitimi haram’ demektir. Onlara göre dinî derslerin dışındaki tüm ilimler haramdır. Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik gibi dersleri haram sayıyorlar.

Boko kelimesi, İngilizce kitap manasındaki ‘Book’ kelimesinin Nijerya dilindeki telaffuzudur.”

El Kaide

“1988 yılında, SSCB birlikleri ile savaşmak amacıyla, soğuk savaş döneminde SSCB’nin Afganistan’ı işgal edebileceği öngörüsü üzerine kurulan silahlı örgüt. SSCB’nin Afganistan’ı işgali sırasında Afganistan topraklarını korumuştur. Kelime Türkçeye de geçen kural anlamındaki kaidenin ta kendisidir.

Fakat Soğuk Savaş sonrasında yüksek gücüyle El-Kaide kendisine ana felsefe olarak İsrail’in yok olması ve Müslüman ülkelerde halifelik inancı altında büyük bir devlet kurma inancını benimsemiştir. El-Kaide, dünya üzerinde birçok eylemden dolaylı veya direkt sorumlu tutulmaktadır. örgüt dünyanın birçok ülkesine yayılmış çok sayıda hücreden oluşmaktadır.

Bu örgütün sorumluluğunu üstlendiği 11 Eylül 2001 saldırıları dünyanın en büyük saldırı eylemi olarak tarihe geçmiş ama eylemi bu örgütün tasarladığı ya da gerçekleştirdiği somut olarak ispat edilememiştir.”

Bu oluşumların her zaman İslam ülkelerinden taraftar bulmaları mümkündür. Zira Müslümanlar başıboştur ve kendilerine daima bir baş aramaktadırlar. Bu bakımdan en kısa sürede tüm İslam âlemi kendisine bir ortak dini lider seçmelidir.

Bu tür oluşumların İslam adına eylem yapmaları ve ona manevi zarar vermeleri büyük bir yanlıştır. Bu zamanda da İslam’ın tebliğ şeklinin böyle olması asla düşünülemez.

IŞİD

“Diğer ikisinin aksine bu kelime Türkçe kelimelerin baş harflerinden oluşmaktadır. Irak ve Şam İslâm Devleti, Irak ve Suriye’de etkinlik gösteren aktif bir grup. Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle Dünya’nın en zengin örgütleri arasında sayılmaktadır. Irak Savaşı’nın ilk yıllarında kurulan ve 2004 yılında El Kaide’ye bağlılığını ilan eden grup bir süre sonra Irak El-Kaidesi adını aldı.

Grup genelde Sünnî topluluklar olmak üzere Mücahidîn Şûra Konseyi, El-Kaide, Ceyş el-Fatihîn, Cund el-Sahabe, Ensar et-Tevhid ve’s-Sünneh, Ceyş el-Taiife el-Mansura gibi farklı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır.”

Aşağıda verdiğimiz iki örnekte de İslam’ın peygamberinin tavrının bunlarınkiyle asla uyuşmadığını göstermesi bakımından son derece ibretlik ve ilginçtir:

Peygamberimiz (S.A.V.) 20 Yıl Münafıkları İdare Etti Öldürülmelerine Müsaade Etmedi

Hz. Peygamber eşeğine binip evinde hasta yatmakta olan Sa‘d b. Ubâde’nin ziyaretine giderken aralarında münafık lider Abdullah b. Übeyyin de bulunduğu Müslüman, müşrik ve Yahudilerden oluşan bir toplulukla karşılaşmış, onlara yaklaştığı sırada Abdullah b. Übeyy kaftanıyla burnunu kapatarak, “Toz kaldırmayın ve eşeğiniz fena kokuyor” demiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber bineğinden inerek onlara selâm vermiş, Kur’an okumuş ve Müslüman olmayanları İslâm’a davet etmiştir.

Yine münafıkların önderi durumundaki Abdullah b. Übey, Müstalikoğulları Savaşı’ndan dönerken de eskiden beri sürdürdüğü bozguncu hareketlerine devam ederek muhacirler aleyhine çirkin sözler söylemiş, fakat öldürülmesine yol açacak muhtemel sert tepkileri bizzat Hz. Peygamber engellemiştir. Yine bu sırada Hz. Âişe hakkında uydurulan iftiranın baş tertipçisi ve yayıcısı da o olmuştur. Kur’an’da Abdullah b. Übeyy kastedilerek, “İftiranın büyüğünü üstlenen adam için en büyük azap vardır” (en-Nûr 24/11) buyurulmuştur. Hz. Peygamber kendisini çok üzen bu hadiseden dolayı da Abdullah’ı cezalandırmamış ve ona karşı daima müsamahalı davranılmasını istemiştir. Bütün bu katlanmaların amacı İslam’ın tebliğini sağlamaktır.

Konya/Sille’deki Gayrimüslim Tacizine Karşı Müslümana Ceza

İslamiyet insanları öldürmek için değil korumak için gelmiştir. Yüce dinimiz Kur’an-ı KerimWde “topluca barışa girin” buyurarak asıl olanın barış olduğunu anlatmaktadır. Bu esnada İslam’ın tebliği mümkün olabilir, ayrıca bizim elimizden kan revan içinde acıyla kıvranan birisinin İslam’ı kabulü mümkün müdür? O halde İslam’ın herkese duyurulması prensibi nerede kalmaktadır?

Müslüman olmayanların “İslam kâfirlerin öldürülmesini” emrediyor diyerek iftira atmaları boşadır zira İslam’ın ölümle cezalandırılmasını istediği kâfirler bakın şu “Kur’anın en sert ayeti, kılıç ayeti” denen ayetinde nasıl sıralanıyor:

“Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler” (Tevbe/12)

Görüldüğü gibi din ve vicdan özgürlüğüne saldıranlar ve hak dine hakaret edenlerle saldırdıkları durumda savaşılması emrediliyor ki bu da normal bir savunma hakkıdır.

Şimdi, Konya/Sillede bundan 225 yıl önce yaşanan ve İslam’ın adalet ve insan haklarını en iyi şekilde ifade eden olayı özetleyelim.

Sillede yaşayan bir Rum ailenin kapısına dayanarak “seni öldüreceğim, kâfir” diye saldıran bir Müslüman, Konya Şer’iyye Mahkemesince yargılanır ve Rum zimminin suçsuz olduğu Müslüman şahitlerce de tespit edildikten sonra Rum’un Sillede kalmasına, saldırgan ve haksız Müslümanın da bu beldeden sürülmesine hükmedilir.

Evet, “adaletin böylesi” dedirten bu olay bir İslam ülkesinde geçiyor ve asla kayırma olmadan suçsuz ve suçlu tespit ediliyor ve İslam’ın öngördüğü adalet uygulanıyor. Zira Müslüman hâkimlerin ilham kaynağı şu ayet-i kerimedir:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl/90)

Sonuç: Bir Başkan Seçmek

Müslümanların başında bir halife ve dini lider olmadıkça bu tür yerel ve ferdi yapılanmalar olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Açıkçası İslam’ın kat’i nasları indî yorumlara bakarsak buna müsait ve âmirdir. Ancak bunun devletsiz yapılması ve masum insanların da mağdur edilmesi tüm dünya dillerinde terör adıyla anılır. Bu bakımdan yukarıdaki ve emsali kuruluşlar yaptıkları eylemlerle bu güne kadar hep İslam’a zarar vermişler ve onun evrensel imajını zedelemişlerdir.

Bunun önüne geçmenin tek yolu vardır yasal olarak dünya gezegeninde yer alan tüm İslam devletlerinin bir araya gelerek bir halife seçmeleridir. Bunun arkasından bir İslam ordusu kurmak gelecektir ve yabancı işgalcilere çağrı yapmadan Müslümanlar iç işlerini halletme yoluna gitmiş olacaklardır.

Bugünlerde yine Ortadoğu’yu şekillendirme konusunda ABD ve AB kendilerine bir fırsat yakaladılar ve Müslüman ülkelere müdahaleye hazırlanıyorlar.

Bu durumdan tüm İslam devletlerinin utanması, arlanması ve sıkılması lazımdır. Tüm Müslümanların başlarını öne eğip düşünmeleri, seccadede Allah’a secdeye kapanarak yakarmaları ve bu zillet ve meskenetten çıkış yolu konusunda istihareye yatmaları gerekmektedir.

Şu anda İslam dünyası 1915 yılındaki bizim yaşadığımız Çanakkale saldırılarını yaşamaktadır. Bu saldırılara münferit değil de top yekûn legal yollarla tüm İslam devletleri bir araya gelerek cevap vermelidir.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.