Aşk Ahlâkı – 2

Yayınlama: 15.09.2017
1.556
A+
A-

Kitabın üçüncü bölümü “Siyaset Meselesi”. Yalnız bu bölümdeki siyaset günlük politik çekişmeler ile abuk sabukluk tarzında devam eden bir siyaset değil, sağlam bir tefekkür zemini üzerinde ve temelinde ahlâk olan siyaset olgunlaştırılmıştır. Saff Suresinin “Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz?” ayeti bölümün girizgâhına konulmasından, siyasetin Mutlak Fikre nisbetle irdeleneceğini göstermiştir.

Bir önceki yazıda bahsedildiği gibi Ahlâk(Eylem) kavramı siyasetle iç içe geçirilmiş. Eşyanın hakikatini bilerek siyaseti ahlâk üzerine ve ahlâkı ruhun kudreti üzerine dayandırarak işe girişmek ise insanlık için en emin yok olduğu söylenmiştir. Yazar eşyanın tahlilini de bu bölüme bırakmıştır.

Eşyanın tahlili yapılırken ilk önce “Hayvanî Hakikat” incelenmiştir. Yani hayvanî hakikat, eşyanın tahlili yapılırken ilk basamak olarak karşımıza çıkıyor. Bu ise güçlünün zayıfı yendiği bir merhaledir. Rekabetin en kuvvetliyi hakim kıldığı, acımanın ve şefkatin masal olduğu bu basamak materyalist zihniyetin istediği bir dünyaya kapı açmaktadır ancak alem bundan ibaret değildir.

İkinci basamakta yani eşyanın tahlili yapılırken daha derinlerde “İçtimai Hakikat” vardır. Bu merhalede doğru ve yanlış yoktur sadece kitlenin kabul ettiği ve reddettiği vardır. Kamu fikrinin kör kuvveti elinde irademiz oyuncaktır. Bu noktada iyinin, doğrunun ve güzelin hiçbir yararı yoktur yalnız çoğunluğun ezici kuvveti vardır.

Eşyanın daha derin tahlilinde ve en ileri basamağında ise “Ruhun Kudreti” vardır. Ruhun kudreti; Hayvanî hakikat gibi, Kütlenin hakikati gibi yeni bir hakikat ve alemin yeni bir safhasıdır. İnsanî ruhun gelişmeleri eşyanın tabiatında son sözdür.

İnsanlığın mertebelerinde “Ruh Asilliği” birinci mertebeyi kapsar. Ve yazar “Medeniyet ruh asilliğinin bir eseridir.” derken “Peygamberler olmasa medeniyet olmazdı” hikmetini hatırlatarak Peygamberler asilliğini ulaşılması imkânsız en derecede yaşayan şahsiyetlerdir meselesini de söylemek isteriz.

Hayvan fikri yiyebilir. İçtimai kuvvetin önünde ise tabiatın bu en müstesna çiçeği ezilebilir. Bunların yanında bütün alemin en büyük eseri olan ruhu ve ruhun en büyük ürünü olan medeniyeti korumak gerektir.

Ruh asilliği, insanlık yapısında yeni bir kat daha yükseltmek için, artık dizginleri eline alacaktır. Ve İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun dediği gibi yeni dünya düzeninde zafer “Gerçek Ruhçuların” olacaktır.

Yazar eşyanın tahlilinden sonra ulaştığı son merhale için yani “Ruh Kudreti” için Buda’nın Nirvana anlayışıyla örnek vermiştir. Buda insanları zekalarına, bilgilerine, hile ve şeytanlıklarına, yumruklarındaki kuvvete ve servetlerine göre değil, yalnız ruhlarındaki çaba, cüret ve aşk kudretine, ahlâk yolunda yaptıklarına göre ayırdı. Bizde öyle yapacağız; insanları sınıflara değil mertebelere ayırmak için yeniden işe başlayacağız.

Bu noktada Nirvana’nın 0(sıfır) anlamına geldiği ve burada, ruhî tekamül olarak insanın yaşı ilerledikçe geriye doğru gittiği yani eksilere düştüğü Nirvana ile de 0(sıfır) noktasına tekrar yükselmesi gerektiği amaç olarak görülmüştür. Ve çocuk hikmetinin tasavvufta ne anlama geldiği hatırlanmalıdır. İlk yazıda dile getirdiğimiz gibi burada Hilmi Ziya Ülken kuru sıkı Buda özentiliği yapmadığı Tasavvufî hikmetlerin felsefî öğretilerle desteklendiği görülmektedir.
İnsanları mertebelere ayırmak gerektiğin söyleyen yazar Ruh asilliğinin insanları halk, vatandaş, vatansever ve insanî vatansever olarak dört mertebeye ayıracağını dile getirir. (Buradaki mertebeler Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü kitabındaki diriliş erleri, diriliş erenleri ve diriliş erenleri sınıflamasına benzemektedir. Ancak bu eser daha önce yazılmasına rağmen mertebelerin her birinin bir ahlâk mertebesine dayandırılması ve tekamülde izlenecek yol haritasının daha uygulanabilir olduğu için Sezai Karakoç’a nisbetle altyapısı daha çok olgunlaştırılmıştır.

İlk mertebe olan Halk, cahil, fakir, başıbozuk ve avam demek değildir. Halk demek ayrı bir sınıf, başka bir alem demek değildir. Halk bir mertebedir ki insan onunla yola çıkar. Bir basamaktır ki oradan olgunluğa yükselir. Halkın yolu “Korku Ahlâkı”dır. Ve korku ahlâkı ruhlarımızı pişiren ilk ocaktır. Davamız halka rağmen fakat yalnız onun içindir. Biz kitleye fikir vermek ve yarın hürriyet aşkına vasıl olan kütle ile insanlığa temel kurmak istiyoruz.
Vatandaş demek, kanunlara ümitle boyun eğen demektir. Vatandaş kendi toprağında, her gün daha iyiyi güzeli gözleyen demektir. Halk korku ahlakından geçtikten sonra vatandaş olur. Ve vatandaşın mertebesi “Ümit ve Gelecek Ahlâkı”dır.

Üçüncü basamak olan Vatansever ise kanunları cüretle ve kahramanlıkla savunan demektir. Zulüm içinde yaşamaya katlanmayan, kendi vatanında hürriyetin bekçiliğini yapan demektir. O, alçakça yaşamaya ve zalimler elinde kahredilmeye katlanmadığı için faziletli olan ve isyan edendir. Vatansever öyle bir mertebedir ki vatandaşın içinden yükselecek, “Gurur ve Takdir Ahlâkı”na dayanacaktır.

Dördüncü ve son basamak olan insanî vatanseveri ise ideal insan olarak tasvir eden yazar onu bütün korkularını, ümitlerini, vehimlerini, çıkarlarını, en meşru huzur ve refahını, dinlenmesini ve keyfini, şöhret ve övünme zevkini cumhur için, cumhura şuur, ilerleme ve hürriyet vermek için terk edenler diye vasıflandırmıştır.

İnsanî Vatansever batının küstah tavrına karşı vitrinlerde sergilenecek olandır. Ve İnsanî vatanseverliğin mertebesi nihayet eserinde ismi olduğu gibi “Aşk Ahlâkı”dır.

Burada yol haritası şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Bir insan yola Halk olarak çıkmaktadır. Ruhî mertebeleri aşmak isteyen bir ıstırabı olan Korku Ahlâkı ile karşılaşıyor ve ilk önce burada pişiyor. Korku ahlâkını geçenler Vatandaş mertebesine ulaşıyor. Bu mertebeye ulaşanlar Ümit ve Gelecek Ahlâkı meselesine giriyor ve buradan da başarıyla çıkanlar Vatansever mertebesine geliyor. Vatansever kitle Gurur ve Takdir Ahlâkı ile daha da olgunlaşarak İnsanî Vatansever mertebesine geliyor. İnsanî Vatanseverlerin önüne de “Aşk Ahlâkı”na ulaşmak gibi zorlu bir görev çıkıyor. Ancak buradan sonradır ki AŞK Ahlâkının sonu yoktur. Gidebilecekleri yere kadar gitmek görevi düşüyor. Hilmi Ziya Ülken bu yol haritasındaki zorlukları uzun uzun dile getirmiş olsa da biz yazıyı fazla uzatmamak için kısa kesiyoruz.

Son olarak bir şahsiyetler topluluğunun hayalini kuran ve ruhî tekamülün gerçekleşebilmesi için kendine göre bir yol haritası çizen, en azından bunun ıstırabını duyan bu kitap; 94 yıldır idraklerimizi iğdiş eden ve ruhumuzu kelepçelemeye çalışan bir patinin hegemonyasında bulunan İş Bankasının kültür yayınlarında çıkmıştır. Bu abesle iştigal meseleyi de dile getirmek istedik.

En son olarak bu nadide eserin alt başlığıyla yazıyı bitiriyoruz:
“Aşk Ahlâkı’na erenler ruhlarında hürriyet olanlardır!..”

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
22.08.2017
29.08.2017
23.08.2016
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.