Kurban Bayramı yaklaşıyor. Şimdiden bayramınızı kutluyorum… Sıhhat afiyet içerisinde sevdiklerinizle beraber geçirmenizi dilerim…
Her yıl şuydu buydu diyen kafa karıştırıcılar bu yıl pek ortalıkta görünmüyorlar… Allah’a şükür… Gerçi ufak tefek girişimler yok değil…
Onları siz takmayın, boş verin. İbadetinizi yapın…
Allah kurbanlarınızı kabul etsin…
Kurban satış yerlerine çocuklarınızla gidin… Hayvanları görsünler, tanısınlar… Kurbanı anlatın… Bu arada iyi kurban nasıl alınır onu da öğretin. Küçükken öğrensinler, büyüyünce zor oluyor… Kendimden biliyorum…
Kurbanlıktan anlamam…
Kurbanlık almaya bilgisine güvendiğim birisiyle gittim hep…
‘Kurbanın iyisi nasıl olur?’diye öğrenme çabalarımın sonunda hep çuvalladım… Genellikle hayvanın dişlerine bakılıyor, kapak atmış mı atmamış mı? Sonra sırtı yoklanıyor, etli mi değil mi karar veriliyor. Öyle gördüm…
Bir dostuma kurban almaya gidiyoruz… Kendisi anlamıyor… Anladığım zannı içerisinde beni götürüyor… Anladığıma nasıl kanaat getirdiyse!.. (Hayvanın şurasına burasına bakılacak diye birkaç yerde ahkam kesmiştim. Her halde onlardan birini duymuş.)
Kurban pazarına gidiyoruz… Arkadaşım küçükbaş hayvan alacak… Bilmiyor diye başlıyorum pazaryerini anlatmaya… Bunlara inek denir. Şunlarda satıcılar. Şu gördüklerin de alıcılar. Küçük olanlara küçükbaş, büyük olanlara büyükbaş denir… Bir birlerinin ellerini koparırcasına sallayan şunlar da, ısınma hareketi yapıyorlar. Az sonra güreşecekler…
Daha önceden onca seyretmişliğimiz var ya!.. Başlıyorum önüme gelen hayvanın dişlerine, sırtına bakmaya… Allah Allah hepsi aynı gibi geliyor… Hep kemik geliyor elime… Ulan nasıl anlayacağız?.. Bir türlü karar veremediğimden ‘Cık, olamaz bu!..’deyip başka bir hayvana geçiyorum… Arkadaşım ‘Hadi…’dedikçe ben ‘Aceleye gerek yok, temiz bir şey olsun.’diyorum…
Aradan iki saat, üç saat geçiyor… Nihayet bir hayvana dek geliyorum. Sırtını yokluyorum… Diğerlerinden farklı… Dişlerine bakıyorum, bem beyaz inci gibi… Tamam diyorum arkadaşa… Sen bu hayvanı kaçırma al… Maşallah iyi etli de…
Hayvanların sahibinin yanına gidiyoruz pazarlık yapmaya… Ver hemşerim elini… Kaç lira istiyon?.. Satıcı şaşkın ‘N’apacaksınız o hayvanı?’ diye soruyor. ‘Kurban edeceğiz.’diyorum…
Deve, sığır, keçi, koyun kurban olurmuş, sıpadan olmazmış. Bunu da öğrenmiş olduk…
Karpuz seçer gibi kurbanlık hayvan seçmeye devam ettik… Hava kararırken arkadaşım ‘Yeter! Gidelim artık.’dedi.
Pazardaki bütün küçükbaşları elledik bir sonuç çıkmadı. Arkadaşa ‘Pazarda iyi mal yok…’gibi sözler söylüyorum… Ne söylersem söyleyeyim, düştüğüm durumdan hiç biri beni kurtaramaz…
Ertesi gün arkadaş veteriner bir tanıdık bulmuş… ‘Hadi pazara gidelim.’teklifinde bulunuyor. Kabul ediyorum… Hiç olmazsa veterinerden bir şeyler öğreniriz…
Veteriner, şöyle bir süzüyor malları… Gözüne bir mal kestiriyor… ‘Sen bunu al…’diyor…
Bayramlaşmak için arkadaşa gidiyorum… Kurbanın nasıl çıktığını soruyorum… ‘Yedirmişler, içirmişler, şişirmişler hayvanı… Hiç eti çıkmadı desem yeridir…’diyor…
Çok üzülmüştü… Bu bayramda veterinerlik fakültesinden profesör veya doçent birilerini kurban almaya götürmeyi düşünüyordu… Ne yaptı ki?..
Bu yıl ben de onlara katılsam mı?..