Hadimî Hazretlerinin Yolunu Açmak Yahut Tevhid-i Tedrisat Kanununu Kaldırmak

Yayınlama: 09.09.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:55
1.252
A+
A-

“Sadece bir ahmak çocuklarını düşmanının eğitmesine izin verebilir!” – Malcom X –

Uzun zamandır dimağımda yankılanıp duran bu söz şimşek çakıntısının sayha sayha içe doğru yayılması türünden bir etkiye yol açıyor:

“Çocuğumu senin ilkelerini dikte ettirdiğin okullara göndermek zorundayım, dinimin ilmini bile senin izin verdiğin –lütfettiğince–  senin anlayıp kabul ettiğin kadarıyla ve anladığın şekliyle öğrenebileceğim. Ve sen bunun Hürriyet –Demokrasi- olduğunu söyleyeceksin.

Ve sen Modernizmin ve modernizm imkânlarının ne de güzel bir şey olduğunu söyleyecek ve bunun kabul edilmesi gereken bir iyilik olduğunu, kabul etmememin akıllara ziyan bir aptallık olduğu telkini eşliğinde ilan edeceksin… Ve…

Dinini, oluruna getirmeden, Resûl’ün Allah’tan getirdiği şekliyle, sahabeden geldiği şekliyle, Müctehid imamlardan geldiği şekliyle öğrenmek imkânının önünü ölesiye kapatacaksın…

Ve ben bu mevzudaki taleplere ne kadar da tepkili olduğuna bakacak ve ne kadar da tahammülsüz RADİKAL bir kâfir olduğunu düşünmeyeceğim…

Evladımı sana vereceğim, sen benim için takdir ettiğin şekilde yetiştirip bana vereceksin… Ve kardeş kardeş yaşayacağız…  Olur…   ESKİ TÜRKİYE BÖYLEYDİ…


“Ülkeler ailelerin üzerinde yükselir… Aileler kişilerin…” istikbale dair hayali olanların hassaten unutmamaları gereken…


Evlatlarımızı yetiştirebilmenin mekanizmasını kuramazsak, yapıp ettiğimiz her şey gevezelikten öteye gitmez… İslâm’ın bütün haşyeti ile tedris edilebileceği yerler, ferasetin, irfanın, yüreğin, bileğin, bilginin, hakkın verileceği mekânlar… “İman zevken idraktir” diyor Mütefekkir Mirzabeyoğlu, “Şiir idraki”nin, anlayışın, şehitlik Şuurunun tedris edilebileceği mekânlar…

Bu nasıl olacak diye düşün, ama mevcut şartlara, imkânlara bakarak olmaz diye düşünme, niyetine al, nasıl olur diye düşün ve yürü… İsteyerek yürü… İste…


“Akşam elleriyle yaptığı helvadan putunu sabah acıkınca yemek ile prensiplerini, ilkelerini oluruna getirmek arasında bir alaka varmış gibi gelir bana.”

Akşam tazelediği imanını sabah oluruna getirmek… İçine düştüğümüz hal böyle bir şeydir… Camide başka, iş yerinde başka olabilmeyi, akşam evde başka, sabah sokakta başka olabilmeyi sindirebilir hale gelmiş olmamız bir tarafa bunu artık dert edinmiyor olmamız da ki fecaat…

En kötüsü de aslında ne olmamız gerektiği konusunda ki kanaatlerimizin de tavşanın suyunun suyunun suyu şeklinde bir bilgi ile oluşturuluyor olması… Etrafımızda ecdat hakkında malumat ve magazin bilgisi dışında eğitimini alacağımız bir yapının olmaması… Neyi kaybettiğimizin de bulmamız gerekenin ne olduğuna dair bir fikrimizin de olmaması… Haliyle insan ne aradığını bilmezse bulduğunun ne olduğunu da bilmez… Yiğitlerden bir yiğidi, ariflerden bir arifi bilgelerden bir bilgeyi numunelik olsun diye laboratuvar şartlarında olsun yetiştirebilsek te sonrasına baksak… Olmamız gerekenin ne olduğuna dair bir fikrimiz olsa…

Yok… Olmamız gerekenin ne olduğu hakkında bir fikrimiz olmayınca, herkes kendi olduğunu olması gereken kabul ediyor… Fecaat… Sonra sokağındaki Müslümanının ne olduğunu nasıl bir insan olduğunu bilmediğimiz “ecdat” övünücülüğü… Saçma…


Ebubekir Sifil Hoca’nın ifade ettiği şekliyle:

İslâmî ilimler Allah Teâlâ’yı razı edecek sahih ve müstakim Müslümanlığın tek mümkün zeminidir. Bu modern zamanlara kadar böyle olduğu gibi, modern zamanlarda ve sonrasında da böyle olacaktır.

Zira Kur’an ve Sünnetin bize “ne” dediğini, “nasıl” dediğini ve “niçin” dediğini ancak İslâmî ilimler zeminin de tam anlamıyla kavrayabiliriz.”

“Ne” dediğini, “Nasıl” dediğini “Niçin” dediğini bilmediğimiz bir dinin mensupları olarak dinimizin medeniyetini mi? Medeniyet mi inşa edebileceğiz?


Davutoğlu: Hadimi Hazretleri, sadece bu yörenin iftihar ettiği bir insan değil, bütün dünyaya ışık veren, o kutlu medeniyet mirasımızın en önemli öncülerinden birisidir. Onun yerinde yeller esmiyor. Elhamdülillah onun yoluna sahip çıkan yeni nesiller geliyor ve iftihar ettiğimiz bu mirasa sahip çıkmak, onu anlamak, yeni nesillere aktarmak, o muhtevaya yeni eklemeler yapmak, katkıda bulunmak durumundayız. Allah hepimizi Hadimi Hazretlerinin yolunun hadimî eylesin inşallah…


Yani bu okullarla mı, modern zaman ve eşya algısının öğretildiği, liberal materyalist değerlerin öğretildiği, o değerlerin arasına serpiştirilmiş İslâmî bilgilerin de olduğu bu okullarla mı o yolun hadimî olunabilecek?


Kısaca; Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle, “Sistem şuuru ve sistemin şuuruyla”, “Yeni Nizam Yeni İnsan” davası olarak görmek gerekir önümüzdeki olması gereken süreci…

“Kendi medeniyetini doğurma idealindeki bir hareket kendi eğitim sistemini inşa etmelidir. Kendi eğitim sistemini inşa edememiş bir hareketin istikbalinden bahsetmek dedikodudan öte mana taşımasa gerektir.”

Şimdi sayın başbakanın eğitim sistemi üzerinde yapacağı köklü değişiklikler var mı bu değişiklikler İslâm medeniyetini doğurmaya yönelik temel değişiklikler mi olacak göreceğiz…

Aşkla, şevkle söylenmiş sözlerin arkasında duracak mı? Memleketi “Hadimî Hazretlerinin yurdu” haline getirmek için neler yapacak? Mesela Konya Hadim Taşkent’te “Hadimî Medreseleri” açacak mı?

Yalnızca İslâm ilimlerinin, İslâm irfanı ve gerekleri içerisinde, modernizm kirinden azade şekilde öğretildiği külliyeler inşa edecek, ilkokuldan lise sona kadar devam edecek ve lise denklik belgeleri olabilecek şekilde hukuki alt yapısını oluşturabilecek mi yoksa dördüncü sınıfında saçma bir şekilde yabancı dil mecburiyeti olan okullara devam mı edilecek?

Halkın bir bölümünün ana dili olan Kürtçe ile eğitimin yasak olduğu memleketimizde yabacı dilin hangi akla hizmetse artık ilkokullarda mecburi olmasını, af edersiniz ama mazur görebilecek çaptan mahrumuz, biz sömürge miyiz kardeşim… Türkçe kompozisyon yazmaktan mahrum çocuklarımıza yabancı dil mecburiyeti?


“Türkiye’de Kur’an öğrenimi resmi olarak 24 yıl yasaklandı. Yasak 3 Mart 1924 tarihinde 430 numaralı yasayla başladı. Kanuna göre Arap alfabesiyle yazılı kitaplar yasaklı hale geldi. Kur’an öğrenimi de Tevhid-i Tedrisat uygulamasıyla kaldırıldı. Kur’an öğrenimi 1950 yılında demokrat parti ile mümkün oldu. Elif-Ba ve 54 Farz öğreten kitaplar 25.11.1944 yılında 2657 sayılı kanun’un değiştirilen 51 maddesine göre yasaklandı. İsmet İnönü yanı sıra 14 kişinin imzası mevcut bu kararda.”

Önceleri okumak yasaktı şimdilerde anlamak desek, karşımıza bir sorun daha çıkmış olur mu?


Yahu elma bile yetişmek için kendi şartlarını isterken… Kaba olacak ama “İslâm çocuğu”nun yetişmesi içinde tam anlamıyla “İslâm şartlarının” vaki olduğu yerler istiyoruz. Modern ilimlerin tedrisatının arasına serpiştirilmiş İslâmî ilimler değil, İslâmî duygu ve düşünce kalıplarını ruhunda tüttürdükten sonra modern bilimleri de tedris edebileceği bir süreç… Tabii biz eğitimci değiliz ihtiyacı vurguluyoruz, çapımızca… Hızla yayılmakta olan sekülerleşmenin önüne bir an önce geçebilmenin başkaca yolu var mı bilmiyoruz, hem kendimizin hem de yönettiklerimizin ahiretini berbat etmemenin…


“Fatih” yetiştirecek okullar istiyoruz, “Yavuz Sultan Selim” yetiştirecek okullar… “Napolyon” peşinde değiliz…

İmam-ı Azam Hazretlerinin “işte bu” diyerek onaylayacağı okullar.

Modern liberal dünyanın en büyük devleti olsanız bile umurumuzda değil, dünyanın ahiretin tarlası olduğu şuurunu tam liyakat ile şuurlara kazıyacak okullar.

İyinin güzelin doğrunun Allah Resulü, Hazreti Peygamberin getirdiği gösterdiği bildirdikleri olduğunu gösterecek okullar…

“Memiş Efendi” yetiştirecek okullar, “Kaşıkçı Ali Rıza Efendi” yetiştirecek okullar… “Akşemseddin” yetiştirecek okullar…

“Uzun Şıh Hazretleri”nin yolunu devam ettirecek, “Ebu Said Muhammed el-Hadimî Hazretleri”nin yolunu devam ettirecek okullar?


“Burada “Medrese”lerinin açık olmamasını dert etmeyen adamın -Müslümanın-, mesela diyelim, “Arakan”da akan kana duyduğu tepkiyi samimi bulmam. Bu tepki “İslâmî” değil de “insanî” -ne demekse?- ise ona da karışmam…”


Ve Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan bizlerin talebi; bu toprakları eskilerde olduğu gibi ilim irfan yuvaları haline getirecek şekilde, denkliği olan medrese külliyeleri ile imam hatip külliyeleri ile fen liseleri külliyeleri ile donatmalarıdır.

Ve Sayın Başbakanımız, gönüldaşımız Ahmet Davutoğlu’ndan talebimiz; Tevhid-i Tedrisat Kanunu isimli, bu millet düşmanı saçmalığı bir an önce hak ettiği şekilde tarihin çöplüğüne göndermesidir.

Davutoğlu’nu tercih ederek “Dava Hareketi” olmayı seçen AK Parti’nin dava partisi olduğunun ispatı olacaktır bu kanunun yürürlükten kaldırılması. Devletin milletle barışmasının mühim adımlarından birisi olacaktır…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.