Belediyeler Değişimin Öncüsü Olabilir Mi?
Çöplerimizi kimin toplayacağına mı karar verdik, seçenler böyle mi gördüler, seçilenler böyle mi düşünüyor?
Son çıkan yerel yönetimler yasasının icra zemini bulacağı yeni bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz artık, ne getirecek ne götürecek hep beraber göreceğiz… Bu meselenin bir yönü başka bir yönü de şu:
Besbelli ki bu seçimler, birtakım politik asabiyetlerle karşı kutupta yer almış gibi olanları hariç tutacak olsak da, bir kutuplaşma süreci içinde geçmiştir! Peki bu kutuplaşma herhangi iki parti arasında mı geçmiştir yoksa farklı dünya taleplerinin kutuplaşması şeklinde mi gerçekleşmiştir?
CNN, BBC destekli gezicilerin – Kemalistlerin tarafı ile Anadolu insanının duaları arasındaki kutuplaşmayı nasıl okumak gerekir acaba? Rahmetli Menderes’ten rahmetli Özal’dan bu yana Anadolu halkı tercihini her zaman niçin hep kısık seslerle de olsa İSLAM diyen taraf için kullanmıştır? Bu açık sürecin nihai hedefinin, Anadolu halkının kolladığı nihai hedefin ne olduğunu görmek için yeterli değil midir tüm bu yaşanmış olan süreçler?
Belediye başkalıkları yalnızca imar- çöp işiyle ilgilenmezler yahut herkes elindeki imkan ile kendi meşrebinin dünyasına zemin hazırlamak derdinde bu açık. Gücü daha büyük şeyler yapmaya yetmiyorsa da boş durmayı kendine yediremeyen, kendi çapında batıl da olsa idealinden vaz geçmiş olmayı ar bellemiş her kesimin başkanları seçmenlerine “aslında sizin istediğiniz dünyayı kurmak için çalışıyorum ama gücüm yettiği kadar” mesajı veriyor verecek ve gereklerini de yapacaklar.
Güçlendirilmiş yerel yönetim yasasından da güç alarak bazı belediye başkanları kendi meşrepleri muvacehesinde neler yapabileceklerini seslendirmeye başladılar bile. Arzuladıkları dünyanın öncüsü adımlar mesabesinde kerhane açanını mı arasın, meyhane açanını mı? Halk meclislerimizi kuracağız diyeni mi ararsın, kendi alfabemizi yazacağız diyeni mi?
Bu türden ifadeler yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çalışmalarında tedirginliğe yol açıyor olsa da biz neticede “DERİN ANADOLU”NUN İslâm’dan başka öz tanımayan köklerine dönmek için her vesileyi fırsat belleyeceğine inananlardan olarak işin aslı yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çalışmalarını herhangi bir korkuya mahal vermeden destekliyoruz. Yeter ki biz “BİZ” olabilmenin şartlarını kuşanmaya ve gereklerini yerine getirmeye bakalım… Mesele onların ne yapmaya çalıştıkları değil, mesele Güneydoğu da bir takım seçimler kazanmış bulunan bir muhalif parti, elde ettiği imkânları kendi ideolojik oluş, toplumunu da kendi ideolojisi etrafında yapılandırma vesilesi olarak kullanacağını avaz avaz bağırırken SEN… İMANININ SANA DAYATTIĞI İKLİM ŞARTLARINI OLUŞTURMAK VE O İKLİM ŞARLARINA GEÇMEK ADINA elindeki imkanlarla, DERİN ANADOLUNUN başbakanın şahsında sende vehmettiği yıllardan bu yana hasretini çektiği iklim şartlarını oluşturmak ve o iklim şartlarına geçiş adına neler yapmayı planlıyorsun, oralar senin için YAN GELİP YATMA YERİ olarak tahsis edilmediğine göre bir plan var mı?
Güçlendirilmiş yerel yönetimler KUTLU DÖNÜŞÜMÜN ÖNCÜSÜ rolünü üstlenebilirler mi? YENİ TÜRKİYE hedefinde ne gibi roller üstlenebilirler? Bizler için meselenin aslı, esası budur.
Mamur şehirler inşa etmek elbette görevimiz ama bu mamur şehirleri inşa etmekten maksat nedir, ne olmalıdır? Tüm mesele salt makam mevki iktidar hırslarını tatmin etmek ten ibaret değilse eğer.
Dünyayı imar görevini yerine getirsin diye kurumlaştırılmış belediyeler ahiretin imarının, dünyayı ahiretin tarlası haline getirebilmenin yollarına da bakabilir mi? Bakmazlarsa ne olur?
Dünya ahiretin tarlasıdır hakikatine istinaden gerçek hizmetin, tüm bu yapılan işlerin maksadının dünyanın ahirete tarla olmasını sağlamaya yönelik olması gerekmez mi?
Temelde alt yapı çalışmaları ile ön planda tutulan belediyeler acaba ruhumuzun alt yapısının inşası mevzuunda rol üstlenemezler mi?
Bu babtan olarak, Ümmetin önünde inşa edilmesi gereken “Büyük Doğu” idealinden başka derli toplu bir medeniyet teklifinden başka varılması gereken bir hedef yoktur. Bu sayın başbakanında ifade ettiği, sayın Ahmet Davutoğlu’nun da dış politika vesilesiyle ifade ettiği şekliyle somutlaşmış bir hedeftir?
Sizler, bizler yerel yönetimleriz bu konuda ne yapabiliriz diyemezsiniz sorumluluk almak, özellikle bir çoğunuz için söyleyecek olursak DAVA ADAMLIĞINIZIN gereğini yerine getirmek, temel atmak ve “Büyük Doğu’nun” inşasına harç taşmakla yükümlüsünüz?
Modern zamanların iflas etmiş ahlak telakkileri, insanı ruh ihtilaçlarına sevk etmiş ideolojileri ile bir yere gidilemeyeceğinin anlaşılmış olmasına nazaran, bütün bunların dışında zaten ahreti ve dünyayı aynı bütünlük içinde yaşayan ve böylece hayatı da anlamlandırmış olan idarecilerin elinde ŞEHİRLERİMİZ “LONDRA, PARİS, NEWYORK” olmak yolunda mı yarışmalılar?
Elbette şehirler havai bir güzellik kabulü üzerine kurulmazlar, belli başlı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde ama güzelce kurulurlar… Batı tipi metropoller de batılı insanın dünya algısına ahlaki ihtiyaçlarına ve kendilerince güzellik telakkilerine göre inşa edilmişlerdir…
Başkanlarımız “bu şehir dünyanın en modern metropolleri ile yarışır hale gelecektir” şeklinde kitapsız ve inançsız ellerde ve hayatı dünyadan ibaret gören ahlak ve ideolojilerin ürünü olan dış yüz –zahir plan büyüsüne mi kapılmalılar? Yoksa; ( Üstâd Necip Fazıl’ın Büyük Doğu sistemini anlattığı İdeolocya örgüsü isimli kitabın şehir bahsinde shf: 218 ) de söylediği gibi:
“İslam inkılabının nurlu, süslü ve heybetli mekân ölçüsünü billurlaştıran şehir, dünyanın imarı ancak nihayete kadar getirildikten sonra asli gaye teşkil etmeyeceğine, sadece fena ve beka arası bir basamak olduğuna ait bir remzdir… Muazzam bir ruh notasına benzeyecek olan İslam metropolisleri bu dünyadan öbürüne geçecek insanoğlunun bu dünyada en çilekeş ve derin ruha sahip olabilmesi için nokta nokta ve çizgi çizgi bütünleştirilmeye muhtaç girift içtimai hayat kadrosunu pırıldatacaktır.”
Yerin altındakilerin, yerin altında geçer akçe olan ahlakı yerin üstüne hâkim olur mu? Yaman soru ve bizim anladığımız ALT YAPI çalışması budur, esas meselemiz…
Yerin altındakilerin itikat ve ahlakının yerin üstünde “DEĞİŞTİRİLEMEZ VE DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ” şeklinde hâkim hükümler haline gelmesini temin edebilecek sistem ve o sisteme geçişi mümkün kılmak adına, sorumluluk sahipleri olarak belediye başkanlıklarını hafife almak için kullanılan “çöpçü başı” nitelemesinin dışına çıkmak isteyenlerin yapmaları gereken nedir?
Bu manada ki bir değişim süreci tüm Anadolu halkının tek tek sırtlanacağı tarihi bir mesuliyet olmakla beraber yerel yönetimler bu babtaki çalışmalarını İslam, irfan tarihinden seçtikleri “sevgi-barış kardeşlik hoş görü” mesajları içeren ve büyük bir ideali benimseme ve değişime katkıda bulunma gayesinden uzak bir takım kitap neşriyatı ile geçiştiremezler, sade suya tirit türünden faaliyetlerle, dostlar alışverişte görsün türünden oyalanmalarla geçiştiremezler…
Dolayısı ile yeni döneme GEÇİŞİ KOLAYLAŞTIRACAK HAZIRLIK sürecinde sayın başkanlara çok fazla görevler düşeceği açıktır, toplumun bu sürece hazırlanması, gerekli alt yapı çalışmalarının yapılması ve toplumun ve hassaten akademik camianın YENİ TÜRKİYE’nin ideal nizamını tanıması ve dillendirmesini sağlamaya yönelik çalışmalar aciliyet göstermektedir…
Tek parti dönemini özlediği halde bira festivali düzenleyerek kendi yaşam biçimini yaygınlaştırma çabasında olan, tabanına mesaj veren adama, komünist bir diktatorya emelinde olduğu halde Müslüman halkı dönüştürmek kastı içerisinde kendince alfabe yazma çabasında olan adama karşılık olarak senin “dava adamlığı”nın gereği ne? İmanın ve itikadının istediği “Yaşanmaya değer hayatın olunmaya değer insanının yetişmesini temin edecek cemiyet şartlarını” bütün halinde temine dair çabalarından ne haber?
BAŞYÜCELİK İDEALİ ne? Necip Fazıl kim? İdeolocya Örgüsü kitabı neyi anlatmak için “ciğerinden kalemine kan çekerek” yazıldı? SEN NİYE VARSIN, NİYE YAŞIYOR, NİÇİN BAŞKAN OLMAK AZMİNİ TAŞIYORSUN?
Top yekûn Ümmetin doksan yıllık mücadelesi, cemiyet vasatında kaybettiği hangi şartları yeniden oluşturmak içindi? Bütün bu çabalar “MEYHANENİN –BİRANENİN- YAKININA CAMİİ DE İNŞA EDEBİLMEK” şartlarına kavuşabilmek için miydi? Hem yerin altının hem yerin üstünün senden istediği, beklediği ne? Bu emaneti sana dualarla niçin verdi Ümmet-i Muhammed? İslâm bu memlekette ikinci sınıf Cumhuriyetçilerin kabul etmemizi istedikleri gibi kilim motifinin bir parçası değildir… İslam hiçbir yerde ve zamanda o yerin yalnızca bir motifi olmayı kabullenmedi tarih boyunca ona “motif ol” diyenler içerden yahut dışardan yalnızca hainler olmuşlardır.
Düşün taşın anla!!!