Yaprak Dökümü
Son zamanlarda yaşanan olaylarla beraber Türkiye’de ciddi bir kutuplaşma meydana geldi. Fethullah Gülen’in bedduasıyla da tabiri caizse dolan bardak taştı. “Hepimiz beşeriz. Onu hakikaten kızdıracak olaylara tahammül edememiş ve (bir hoca aynı zamanda bir cemaat lideri olarak asla yapmaması gerektiği hâlde) bedduaya başvurmuştur, normal değil mi?” diyen bir kesim var ki bas bas bağırarak sorduğumuz şu soruya cevap veremiyorlar: “Amerika ve İsrail binlerce kardeşimizi öldürdü sustu. Esed kendi vatanında sünni kardeşlerimizi katletti sesi çıkmadı. Türkiye’de darbe oldu, tüm şartlar Müslümanlar aleyhine kullanıldı; bırakın bedduayı kendisine şefaat hakkı verilse ilk olarak Ecevit’e şefaatçi olacağını söyledi. Çok yakın bir tarihte Abdulkadir Molla göz göre göre idam edildi ‘kahrolsun bunu yapanlar’ demedi ama ne olduysa bugüne dek Türkiye’de dindarların en rahat ettiği dönemin Müslüman liderine adeta öfke kustu, beddua yağmuruna tuttu. Başka dinlere dahi diyalog adı altında sonsuz hoşgörü gösteren, -Allah, ayetlerinde iman etmedikçe cennete giremezsiniz demişken- gayri müslimleri sırf iyi olmalarıyla değerlendirip cennet ehli yapan adamı bu kadar dellendiren ne? Konu dinse, hizmetse gerçekten papaza sınırsız hoşgörü gösteren adam din kardeşine nasıl beddua ediyor?..”
Ben henüz bunu sorduğum hiçbir cemaat mensubundan sorumun cevabını alabilmiş değilim. Yuvarlak cevap vermeler, inkâr etmeler ve hükümete saldırmaya çalışmalar eşliğinde bu soru hep güme gidiyor. Bunların içinden de tahammülü en zorlayan kesim inkâr edenler olsa gerek. Bizim açık seçik gördüğümüz o videoyu, o sözleri inkar etmek karşıdakini aptal yerine koymak değil de nedir? Müthiş bir hararet ve kinle hayatı boyunca hiçbir zalime hiçbir kâfire etmediği bedduayı kendileri beddua adı altında yayınlayıp gelen tepkiler sonucu hocaefendinin çarpıtılan duası diye çevirmeleri ve bunu inandırmayı hedeflemeleri nasıl bir basitlik? Bunların dışındaki bir grupsa yine İslam’ı kullanarak dinimizde mülâane ve mübâhelenin olduğunu savunuyorlar. Buna yanlış demiyoruz. Fakat lanet basit bir şey değildir ve bunun ciddi şartları vardır. Mülâane sadece eşler arasında olan özel bir hadisedir ve Kur’an’da şu şekilde geçer: “Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.”
(Nûr,6-7). Mübâhele ise Âl-i İmran sûresinin 61. ayetinde şu şekilde ifade edilir; “Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: ‘Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.’” Fakat bunu da iyice bilmemiz gerekir ki burada mübâhele yapılması tavsiye edilen Necran Hıristiyanları’dır! Tüm bunları ve Türkçe ettiği bedduaları bir kenara bırakıp son kısımdaki Arapça söylediği sözlere kulak kesilmenizi istiyorum. Bu sözler Kur’an’da kâfirler için söylenen sözler, edilen beddualardır.
Tüm bunları gördükten sonra hâlâ ortada dönen meselenin büyüklüğünü anlayamamaktan daha acı bir şey varsa o da bu meseleyi anlayıp sempati duyduğumuz bir cemaatin gizlediği yüzüyle karşı karşıya kalmış olmak.
Sözlerimi duadan yana kullanarak sonlandırmak istiyorum; Allah bu zor günlerde Hakk’ın yanında olanın yardımcısı olsun, onu muzaffer kılsın. Vesselâm…