Osmanlı Kimdir?
XIII. yüzyılda Anadolu’ya gelen, oğulları kayı boyuna mensup Türklerin kurduğu bir devlettir. Adını kurucusu olan Osman Beyden almıştır. Otuz altı padişah tarafından yönetilmiş resmen 1299-1922 yılları arasında yaşamıştır. Dünyada aynı ailenin idare ettiği en uzun ömürlü devlettir. En uzun süre padişahlık yapan Kanuni Sultan Süleyman (46 yıl) En kısa görev yapan V. Murat(93 gündür).Katıldığı 200’e yakın savaşın ¾ ‘ünü kazanmış bir devlettir. İlk yüz elli yılda savunma savaşlarını yapmış tamamına yakınını kazanmıştır. 1699’dan başlayarak 1921 Sakarya Savaşına kadar savunma savaşı yapmış ama bu dönemin içindeki savaşların bir kaçı hariç kalanlarını kaybetmiştir.
Genel Tarih İçerisindeki Yeri Neresidir?
Üç kıtada yayılmış tek Türk-İslam Devletidir. Çağ açıp kapayabilen bir devlettir. Bu özelliklerine rağmen Batı, Osmanlıyı bir çevre unsuru olarak görüyor. Avrupa kendisini daima merkezde tutma isteğinde. Bunu da şuradan anlıyoruz: Dünya tarihini Yunanla başlatıp Roma ile sürdürür, Yeni ve Yakın Çağ ile bugüne getirirler. Her dönemi kendilerine göre anlamlandırıp ona göre davranırlar. Bizim ise burada onların görmek istediğini değil, kendimizi olduğumuz gibi göstermek görevimizdir. Ayrıca onları yaptığı hataya düşmemek için insanlık tarihini bir bütün olarak ele almalıyız.
Şu anda hâkim zaman anlayışını ve hakim medeniyet anlayışını zihnimizden çıkarıp insanlığa ideolojik olmayan bir yaklaşımla bakmalıyız… Osmanlı telif edici bir medeniyettir. Bunun anlamı şudur: Medeniyetler muhtevalar açısından üçe ayrılabilir.
Bu medeniyetlerde zaman ve mekân anlayışı şu şekildedir:
Dünyevi, maddeci medeniyetler, mekân anlayışını ele alırlar. Genelde ömürleri kısa yayılma alanları geniştir.
Uhrevi, zaman anlayışını esas alanların ömürleri uzun yayılma alanları dardır.
Telif edici medeniyetler hem zaman hem de mekân anlayışını ele alırlar. Hem bu dünyaya hem de ahirete önem verirler. Osmanlı örneğinde olduğu gibi ömrü uzun, yayılma alanı geniştir. Bu medeniyette “ben” yok “biz” vardır. Burada insanlar hem kendilerine hem de diğer insan ve canlılara (hayvan-bitki) karşı sorumludur.
Osmanlılar kadim medeniyetlerin birikiminden faydalandılar, (Selçuklu-Bizans) gibi. Çünkü geçmişteki bilgi birikimi geleceğin inşasında gereklidir. Osmanlıyı yaşadığı dönemdeki devletlerle mukayese etmeliyiz. Kuruluş döneminde Bizans’la, Yükselme döneminde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile duraklama ve gerileme döneminde Rusya, İngiltere ve Fransa ile.
Osmanlı sultanlarını despotik olarak değerlendirenler, çağdaşları olan diğer devletlerin hükümdarlarını da aynı ifade ile niteliyorlar mı? Osmanlı Padişahlarının içinde despotik olanlar olduğu gibi (Örnek IV. Murat) çok ileriyi görebilenler de (Fatih, Kanunî) vardı.
Osmanlı Devleti sadece saraydan ibaret değildi. Şehir hayatıyla, kültürüyle, siyasetiyle bir bütünlük arz ediyordu.
Osmanlının klasik düzeninde temel kavram kanun-u kadim, nizam-ı kadim kavramlardır. Örnek olarak “padişah” unvanı İran kültürünün etkisiyle söylenmiş bir unvandır. Güçlü devlet geleneğini temsil eder. “Hakan” unvanı Orta Asya’nın step havzasındaki o hareketli turanî unsurların da haklarının sahibi olduğunu söylüyor. XVI. yüzyıldan itibaren ‘halife’ inanç dünyasını temsil eder, ben İslam medeniyetinin temsilcisiyim, onun hükümranıyım demek istiyor. Kayzer-i Rum, yani Roma İmparatorluğunun şimdiki temsilcisi benim diyor. Bunların hepsiyle söylemek istediği şudur, “Tarihte görülen kadim medeniyetlerdeki devlet gelenekleri bende birleşti.” Zira Osmanlı Devletinin kurulduğu ve yayıldığı alan kadim medeniyetlerin kesişim kümesiydi.
Osmanlı Devleti, hâkimiyeti altına aldığı yerlerde yerel kültürleri ortadan kaldırma yoluna gitmedi. Çoğulculuk içinde birliği yakalamaya çalıştı. Bunda da büyük ölçüde başarılı oldu. Mesela başta Selatin Camii olmak üzere bazı büyük yapılarda Hz. Süleyman’ın mührünü kullanarak Kuran-ı Kerim’deki o muhteşem devlet düzenini de ben temsil ediyorum mesajını vermiştir.
Bunun yanında ırkçılık yüzünden sadece ikinci dünya savaşında altmış milyon insan öldürüldü. 600 yıldan fazla süren Osmanlı tarihinde meşruiyet bunalımı taşımadığı için böyle şeyi aklından dahi geçirmemiştir.
Ama batı medeniyeti Rönesans ve Reformu gerçekleştirmelerinde kendilerine yardımcı olan Endülüs Müslümanlarını XV. Yüzyılın sonlarında kanlı bir şekilde Avrupa’dan çıkardılar.
Osmanlı doğuda en geniş sınırlarını XVI. Yüz yılın son çeyreğinde, Batıda en geniş sınırlarına XVII. Yüzyılın ikinci yarısında ulaştı. XVIII. Yüzyılda ise Osmanlı Batı karşısında gerilemeye başlarken Avrupa Devletleri Uzak Doğu ve Amerika’da hâkimiyet kurma yoluna gittiler. Coğrafi keşifler Avrupa’nın, Osmanlının arka hatlarına girme harekâtıdır. Osmanlı, dört istikamette de genişleme siyaseti güttü. Daha önce Doğu-Batı istikametinde Moğollar ve Fransızlar yayılmaya çalıştı. Kuzey-Güney istikametinde Ruslar yayılmaya çalıştı. Bunların sürelerini göz önüne aldığımızda Moğollar yüz sene Fransızlar Napolyon zamanında on beş yirmi yıl bunu sürdürebildi. Ama Osmanlı tüm yönlere genişleme siyaseti gütmesine rağmen bunu üç yüz yıldan fazla sürdürebildi.
Osmanlıyı hareketlendiren inancın ne olduğunu araştıran Batı, oryantalist çalışmaları başlattı. Avrupa’nın toplu saldırılarına karşı dünyada en fazla direnebilen Osmanlı Devletidir. Aynı saldırılara muhatap olan Hindistan-Çin-Japonya uzun süre direnememiştir. Osmanlı direnerek geri çekiliştir. Bu direniş de 200 yıldan fazla sürmüştür.
Bugün Avrupa’nın Osmanlıya bakışını maalesef bizdeki okumuş insanların birçoğu benimsemiştir. Bu da şarka bakmayıp garbı bilmemekten kaynaklanmaktadır.