Kulağı ve Kalbi Anlamaya Doğru İçli Bir Yolculuk Denemesi ya da Hacc 46. Ayet Üzerine - Anadolu Günlük - Anadolu Günlük
Reklam
Reklam
Anadolu Günlük Gazetesi -

Kulağı ve Kalbi Anlamaya Doğru İçli Bir Yolculuk Denemesi ya da Hacc 46. Ayet Üzerine

Yola düşünce uzuvlarımızın da farkına varıyoruz aslında. Kalbimiz olduğunu hissediyoruz mesela. Kulaklarımızın olduğunu anlıyoruz yol boyunca. Bir anlama ve anlamlandırma çabası olarak karşımıza çıkıyor yola koyulmak anlayışı. İşitmeyi anlıyoruz mesela. Dinlemenin muhteşem çabasına doğru kürek çekiyoruz insanlık deryasında. Yola çıkarak kendimize varıyoruz. Kulağımıza dost oluyoruz. Kalbimize yabancı düşmüyoruz bu yol boyunca. Ulaştığımız menzil kendi uzuvlarımızla birlikte insani donanımımızın keyfiyeti hakkında düşünebilmeye doğru teşvik ediyor bizleri. Yola düşerek muhteşem dinleyiciler olabiliyoruz belki. Yola düşerek kalbimizin ritmini hayatın ritmi haline dönüştürebilmeyi becerebiliyoruz belki. Bedenin ritmi güneşin ritmine ayak uydurduğu zaman kalbin ritmi hayata galebe çalmaya başlar.

Yola düşmeyenlerin karşı karşıya oldukları tehlike, sinelerindeki kalbin insan kalbi olmaktan çıkması, iyiye, merhamete, muhteşeme, mazluma, hakikate kör kılabilecek katmanlarla kaplanmasıdır.  Kalbin hissiyatını, vicdanını, rikkatini kaybetmesi meselesidir bu.

Yola çıkmayan arınamaz. Hakikatin sesini işitecek kulakların varlığından bile habersizdir. Gündelik seslerle kulak hassasiyetini yitirir.  Hakikatin sesi anlam bulmaz kulaklarda. Yavanlaşır, etkisiz ve sıkıcı hale gelir hakikatin sesi.

Bıçak körelmiş deriz. Yani görevini yerine getiremediğini ifade etmiş oluruz bu sözü söylemekle. Kalbin körelmesi insan varlığında sorumluluğunu yerine getirememesi ile alakalı bir şeydir.

Seyahat etmeyen insanın bünyesindeki kalbin katmanları çoğalır. Tabaka tabaka çevreler bu katmanlar kalbin çevresini. Yalnız bu katmanlar dünyayı çevreleyen atmosfer tabakası gibi hayırlı bir işlev yüklenmez kalbe karşı. Kalbin kalp olmaktan çıkmasını sağlar kalbi çevreleyen bu tabakalar. Tabakalar arasında sıkışan geniş hareket alanı bulamayan kalp vicdani ritimlerden uzak düşer. Vicdanını kaybeden kalp artık başka bir şey olma yolunda hızla ilerler. Varacağı yer çıkmaz sokaktır. Merhamet yer bulamaz alanı çevrelenmiş bu kalp yüzeyinde. Merhamet suyuna kanamayan kalbden merhamet şelaleleri coşarak akamaz.

               Seyehat et

                                                           

                               Kalp                                        Kulak

                           (ta’gılûn için)                        (yesmeûn için)

                                                           

 

 

 

                                                  Göz körelmez

                                                          

                                      Ama sinelerdeki kalpler körelir.

Aklı başında olmayanın haline düşer kalp. Gözünü kaybeder. Hakikatin aynası olma özelliğini yitirir. Bu yitik, yeri başka bir şeyle dolmayacak bir yitiktir. Hakikatin aydınlığı çekilince geriye, karanlığın dalgaları çarpar durur kalbin sahillerine. Kalpten kulağa, kulaktan kalbe doğru yol alan hakikat köprüsü temellerinden yıkılınca insanın ruh ağacına tırmanması da engellenmiş olur. Ruh ağacının meyvelerine ulaşamayan insan günün sığlığını ömrün hiçliğini yaşamaya başlar. Zaman canlı, besili bir kurt gibi kemirir durur insanlık hasletlerini.

Seyahat kalbin canlılığını korur kulağın işitici vasıflarında ilerleme kaydetmesine yol aralar. Durağanlığın getirdiği monotonluk, hareketsizliğin getirdiği hayat coşkusundan uzaklaşma gerçekleşir insan ruhunda. Kalp canlılığını, neşesini, heyecanını yitirir. Kulak kalbi besleyemez olur bu durağanlık zamanlarında. Dinlemeyi unutan insan ruhunu ihmal eder. İşitme imani bir haslet olarak karşımızda durur onurlu bir şekilde. Dinlemesi olmayanın imanı, işitmesi olmayanın imanı dumura uğrar bir müddet sonra. Çünkü iman kalp ile çünkü iman işitme ile alakalı bir şeydir aynı zamanda.

Bütün seyahatler bizi kendi yalın gerçeğimize ulaştırır. Bu seyahatler sonucu ulaşırız kalbimize. Bu seyahatler sonunda ulaşırız işitme limanlarına. Bu seyahatler sonucu varırız ruhumuzun şehrine.

Bizi bize ulaştırmayan seyahatler, uzun yorgunluklar çabalamasının ötesine geçemez aslında.

Seyahat kişinin kişiliğini olgunlaştırma, arınma, ruhun şehrine ulaşma becerisidir bir başka deyişle. Işık bu seyahatler sonucunda ulaşır kalbe. Işık bu seyahatler sonrasında ulaşır ve temizler kulağı. Hakikatin sesine aşina olur bu seyahatler sonucunda kulak. Neye kulak kabartacağını kulağını nelere tıkayacağını keşfeder kulak bu zorlu yolculuklar şafağında. İnsan olmaya doğru bir adım daha atmış oluruz bu yol boyunca. Yola düşen elbette yolda kalmaz.

Ulaşır ruhun zirvelerine doğru…

Beytül Atik’tir Kâbe’nin bir başka adı. Özgürlük evi. Özgürlük bahşeden, özgürlük hisleriyle donatan, özgürlüğü hatırlatan, kölelikten azade kılan anlayışların zihnimize, fikrimize, ruhumuza, bedenimize, bakışlarımıza sinmesine yardım eden ev olarak Kâbe Beytül Atik’tir. Kâbe insanı nasıl özgür kılar, özgürlüğü nasıl hatırlatır, köleliği nasıl izah eder, kölelik zincirlerimizden nasıl kurtulmamız gerektiğini bizlere nasıl öğretir diye bir soru soracak olursak eğer yazımızın konusuna girmiş oluruz.

 

Kâbe her şeyden önce insana kendi yüzünü gösterir. Aynadır Kâbe. Boyumuzu posumuzu, yüzümüzü, kaşımızı, gözümüzü, niyetimizi, tarihimizi, iyiliğimizi, bencilliğimizi, kibrimizi, sefil gururumuzu gösterir bizlere. Bize bizi gösterir. Gözlerimizin rengini orada keşfederiz. Gözler baktıkları yerlerin rengine bürünür. Baktığımız, hayallerini kurduğumuz (tabi hayallerimiz diye bir şeylerimiz varsa) şeyler kendi renkleriyle boyarlar gözbebeklerimizi. Kâbe’ye bakana Kâbe, kendi varlığını gösterir, kişiye kendini sunar altın tepsinin içinde.

Kâbe’nin bir ayna olarak kişiye kendini göstermesiyle başlar özgürlük hissiyatı. Kendini unutan insan, kendisiyle karşı karşıya gelince irkilir önce. Tutsaklıkları, müptezel alışkanlıkları, vasıfsız sevgileri, idealsiz zamanın değersizliği bir yumruk olur sarsar insanı. Kişi onca yolu kendisiyle karşılaşmak için teper.

Özgür düşüncenin mahcubiyetini tadan kişilere, özgürlük hissiyatını alabildiğine sunarken, şehirlerinde hayatları bireysel ve toplumsal kölelik zihniyetini bilerek ya da bilmeyerek bünyelerinde taşıyan insanlara zincirleri olduğunu, zincirlerinden, boyun bağlarından kurtulmak için gerekli olan cesareti aşılar Kâbe.

Kâbe’de yaşadıkların bireysel tarihinin yoğunlaşarak gözünün önünde canlanmasından başka bir şey değildir. Kâbe’yle buluşuncaya kadar neyin peşinden koşmuş, neyi arzulamış, yüzünü nereye çevirmişsen, kimleri dost bilmiş, düşmanlarında hangi vasıfları aramışsan geceyle gündüzle nasıl bir ülfet, nasıl bir muhabbet geliştirmişsen, Kâbe’nin yanı başında tüm bunları ne eksik ne de fazla tüm ömrünün özeti, yoğun olaylar, enteresan tesadüfler zinciri olarak sırlı aynada tezahür eder. Kâbe ömrünün gidişatını sunar sana. İç yüzün gerçek niyetlerin aşikâr olur Kâbe ile birlikteliğinde.

Kâbe bir ev sahibi olarak, misafirine en çok kendi gerçek yüzünü hatırlamasını sağlayarak ikramda bulunur. Bu ikram kişiye bahşedilen en lütufkâr ikramdır.

Beytül Atik’tir Kabe’nin bir başka adı. Özgürlük evi. Kişiye esirliğini, tutsaklığını hatırlatan, hatırlatmakla kalmayıp esaretten hürriyete yol kat ettiren, aşılamaz gibi gözüken engellerini, altında ezilip kaldığını bildiği, kesin bir bilgiyle bildiği ezilmişliğini, hayatın gerçekliği altında yontulan şahsiyetini, yalama haline gelen güzelliklerini, dertlerini, yüreğini kanatan facialarını, yüreğinin çıbanını, sürekli kanayan yarasını, kalbinin kırıklığını, ruhunun ışığının sönmesini, çaresizliğin onulmaz kıskacını, ayağının prangasını tüm bunları ve daha fazlasını aşarak, adımlar atarak, yürüyerek, dağ gibi engellerini eriterek içlerindeki kararlılığı artırarak nasıl özgür olabileceklerini de öğretir insana Kâbe. Kararlılık Kabe’nin insana sunduğu bir lutuf anlayıştır. Kâbe kararlılık suyunu bahşeder şehir çölünün bitkin insanına. Sağlam temeller üzerine inşa olunan Kâbe kararlı oluşun da sembolüdür aslında. Vakur bir duruş sergiler. Ne ezen ne ezilen yapısıyla yüceltir gözbebeklerini kendine doğru çeviren insanı.

Kâbe özgürleşme süreci içinde her şeyden önce insana bakmayı ve yürümeyi öğretir kesin bir idrak seviyesinde. Bakmayı öğrenerek aşar insan esaret tepesini. Baktığımız yer bizleri esir de eder tutsakta, özgür de kılar hür de. Yürüyüşlerimizi baktığımız yer belirler, bakışlarımız yürüdüğümüz yöne doğru kayar. Bakarak yürür, yürüyerek bakarız. Tavaf bunun için vardır. İnsana yürüyüşün samimiyetini, yürüyüşün hasbiliğini, yürüyüşün ilkelerini öğretmek için vardır tavaf. Kâbe’ye bakarken gözümüzün algıladığı ruh donanımıyla daireler çizerek yürürüz hayat denilen sırlı yürüyüşü. Tavaf aynı zamanda şehirdeki yürüyüşümüzün temellerini oluşturur. Şehirdeki koşuşturmalarımızın provasını Kâbe’nin etrafındaki yürüyüşümüzle gerçekleştiririz. Kâbe emekleme devresini henüz geçen bir masum çocuğun yürümeyi denemesine destek olmak için uzanan merhametli bir baba eli gibi uzatır ellerini bize ve hayat yürüyüşünü öğretir, öğretmenin içli tevazusunu hissederek.

Kendine has bir yürüyüş tarzı oluşturan insanlar ancak özgür olabilirler. Kâbe bu özgün yürüyüşü elde etmemize imkân tanır. Kendimizce bir yürüyüş sitiline kavuşuruz tavaf esnasında. Bu yürüyüş şahsiyetimizi besler, şahsiyetimiz yürüyüş olarak tezahür eder ve yürüyüş sergileriz yaşadığımız şehirlerde. Ruhumuzun merkezine özgürlüğü alarak yürürüz şehrin kölelik bariyerlerini aşarak. Ruhumuz özgürlüğün ışığı olur aydınlatır şehrin insanı yoran karanlığını. Şehrin aydınlığı yetimin gözbebeklerine dokunur merhametli bakışlarıyla.

‘Çocuklarımız küçük yaşlardan itibaren Kâbe’yi, Mescidi Nebevi’yi görmek için seyahat etmenin insana kazandırdığı güzelliği tatmalılar Ali’ diyorum sohbetin çay demi kıvamına geldiği bir anda. Kapu camiinin batı kapısına bakan çay ocağında közde demlenen çaylarımızı yudumluyoruz. Hangi deryanın damlası olduklarını, hangi dağın yamacı olduklarını, hangi toprağın tozu olduklarını kavrayacaklarsa eğer bu seyahat esnasında kavrayabilirler. Hendeğin ne tarafında bulunduklarını, kimlerle beraber hayat yürüyüşünü yürüyeceklerini bir bilinç seviyesinde en çok Kâbe’nin sırlı atmosferinde anlayabilirler. Bu seyahat erken bir bilinç dalgasıyla kuşatır masumiyet zırhı delinmemiş çocuklarımızı. Masumiyet zırhını merhamet nakışlarıyla işlemeye koyulur çocuk ruhu bu ortamlar zamanında. Bu seyahatle birlikte çocuk ruhu ümmetin ruhuna, ümmetin yaralı ruhu çocuk ruhuna doğru akar.

Bu seyahatle birlikte fark etmeyi hisseder, algı dikkati ömrünün zirve çağında olan çocuk. Ümmeti fark eder her şeyden önce. Kıtalar arası, coğrafyalar ötesi, tarih ötesi bir ümmetin ferdi olduğunu hissederek adım atar gençlik bağına. Zihnindeki ırk kavramı boyut değiştirir.  Siyahından sarışınına kadar Afrikalısından uzak doğu ülkelerine kadar zihnindeki insan coğrafyası haritası büyür büyür ve ümmet nehrinin bir damlası olma şerefiyle algılar hayat imtihanını. Artık Patani’de ölen kendisidir. Gazze’deki sevince ortak olur niyazıyla.   Ve aynı nehrin dip sularıdır çocuk bakışları. Bu bakışlar hareketlendirir toplum ırmağını… Bu bakışlar belirler toplum ırmağının akış yönünü…

Bir seyahat şahsiyet oluşturacaksa bu şahsiyet en çok bu yolculuk esnasında kudretli elini dokundurur çocuk şahsiyetine. Yetişkinlerin şahsiyetini onardığı gibi çocuklara da bağlanmayı öğretir bu seyahat en çok. Kâbe ile birlikte, bağlanacağı bağın aşkın bir bağ olduğunu hisseder çocuk yüreği. Evinde ağırlandığı ev sahibine karşı güçlü bağlarla döner yaşadığı şehre çocuk. Mescidi nebevi ile birlikte bağını artıracağı, düşünce oluşumunda, hayatı yorumlamada kendisine rehber olarak alacağı peygamberinin şehrinde koşması, mescidinde yuvarlanıp secdeye durması çocuk yüreğindeki muhabbetin coşku halini almasına ön ayak olacak ve hayat yürüyüşünde kutlu nebiyi dost bilip dostluğa layık bir ömür sürme gayreti içinde adımlayacaktır ömür denilen çile yolculuğunu.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.