Jenerik İsimler
Gülen Cemaati, Hizmet Hareketi, Camia, Gönüllüler Hareketi v.b. isimlerle anılan üç büyük değişim sürecinden geçen, günümüzde ise; paralel devlet, otonom yapı, haşhaşi, çete olarak anılan yapının dördüncü ve en büyük değişim adımı olan 17 Aralık süreci ve sonrası yaşanan gelişmeler bu yapının sonunu hazırlamış ve cemaat adeta kendi kendini bitirme noktasına gelmiştir.
Anadolu’da Gülen vaizliğinde cami sohbetleriyle İslami bir hareket olarak doğan bu yapı tıpkı diğer cemaatler gibi dindar bir nesil yetiştirme gayesi ile hareket etmekteydi. Bu misyonla hızla büyüyen yapı ilk değişimini kendini İslami cemaatlerden farklı görmeye başlayarak İslami hareket gömleğini çıkartıp yerine Sivil Toplum Kuruluşu gömleğini giyerek yaşadı. Türkiye sınırlarını aşan yapının dini cemaat olmaktan mahcubiyet duyan ve kendini dini cemaatlerden farklı gören bir üslup ve konuma getirmesiyle uluslararası alanda uluslararasılaşma kavramı ile birlikte “Dinlerarası diyalog” stratejisi geliştirerek 28 Şubat sürecinden sonra Pensilvanya merkezli bir konuma gelmesi üçüncü büyük değişimin başlangıcıdır.
AK Parti hükümetinin iktidara gelişiyle birlikte bir çok alanda gelişen ve hızla dönüşen, safralarından kurtulmaya başlayan Türkiye’yi yöneten muhafazakar-demokrat bir parti olan AK Parti’nin dini cemaat, vakıf ve derneklere (Farklı din ve mezhepler de dahil) alan açması ve normalleşme imkanı sunması hiç kuşku yok ki en çok Gülen ve hareketinin işine yaradı. Bu dönemde adeta en rahat dönemlerini yaşadılar. 17 Aralık süreci öncesi ve sonrasında gelişen olaylarda son tahlilde Gülen ve hareketini “Yeni Türkiye” dönüşümü sürecine uyum sağlayamayan Kemalistler, asker ve PKK ile aynı noktaya getirdi. AK Parti’nin müesses nizam ve vesayet sistemiyle mücadelesine destek verip yerleştikleri kurum ve kuruluşlarda tepe yönetimini ele geçirmeyi kendilerine vizyon edinmiş stratejik noktalarda örgütlenmeye önem vererek vesayetçi kadrolarından tasfiyesinden sonra boşalan koltuklara aktörlerini atayarak bu kurumların önceliklerini belirleyecek bir nüfuza sahip oldular. 7 Şubat “MİT krizi” ile başlayan ve gelişen süreçte Gülen hareketinin ve bu harekete sempati duyan yazılı ve görsel medyanın kritik ve gizli sayılan bilgi, belge ve evraklara ulaşarak bunları yayımlaması paralel bir yapı olduğu ve bu yapının da Gülen hareketine hizmet ettiği gerçeği ortaya koymaktadır.
Gülen hareketinin medya ayağını oluşturan gazete ve televizyonların yazar ve yorumcuları tarafından adeta hükümete karşı bir savaş açılmış ve Gülen’in insanlık hizmetine çalışan bir oluşum lideri olduğu ve iftira kampanyalarına maruz kaldığı bildirilerek, bu kampanyayı yapanların ve hükümeti hazin bir sonun beklediğini iddia etmektedirler. İnternete düşen ses kayıtları ise bu tezi çürütmüş ve süreci bambaşka bir hale getirmiştir. Önceleri dini cemaat lideri sonrasında gönüller isimli STK hareketinin manevi destekçisi olarak tanımlanan Gülen, ses kayıtlarında ise Ananas ve tesbih gibi kodlarla şifreli konuşmalar yapan, ihale dağıtan, hareketin medya ayağını yönlendiren ve çeşitli direktifler veren bir konumda karşımıza çıkıyor. Tehdit, kaset iması ve o malum beddua hadisesinden sonraki bu telefon kaydı meselesi Gülen’i örgüt lideri ve hareketini Paralel Yapı olarak zihinlerde konumlandırmaya fazlasıyla yetecek mahiyette gözüküyor.
Jenerik isimler ile devam eden bu sürecin ismi ne olursa olsun Gülen hareketinin yaşadığı dördüncü büyük değişim olan Hükümeti ve Başbakanı bitirmeye yönelik darbe girişiminin planlayıcısı olmak ve savunucusu izlenimi vererek bir cemaatin kendi elleriyle kendini imha etme süreciyle karşı karşıyayız. ABD ve İsrail ile olan bağlantıları ise cemaat açısından kaçınılmaz olan bir sondur.