Kendilerini IŞİD (Irak- Şam İslam Devleti) kurucuları olarak lanse ederek taşı taş üstünde bırakmamacasına yaşlı, çocuk, kadın, demeden ulaşabildikleri her ben-i Âdem’in hayatına son vermeye çalışan yeni kanlı terör örgütünün dayanağı asla İslam olamaz. Bunlar olsa olsa batının ya da içimizdeki batı, batıl yandaşlarının yeni alaverelerinden biridir.
Her ne kadar dünyanın tek süper gücü olma sarhoşluğuyla her boş bulduğu alanda at koşturma sevdasına düşen Amerika, bu kanlı terör örgütüne karşı savaşıyor gözükse de, bu hareketinin altında başka bir şeytanlığın yattığından asla şüphe etmemek gerekir. Zira maksat teröre karşı savaşsa yıllardır Suriye’de öz vatandaşına karşı dünyanın en son silahlarıyla saldıran Suriye yönetimine karşı neden Amerika’dan ve onun kukla kardeşleri olan yandaşlarından şimdiye kadar gür bir ses çıkmadı?
Bunlar, yani bulanık havayı seven çakal sürüleri, emperyalistlerin sahneledikleri yeni oyundan rol çalan dublörleridir. Tek gayeleri tadını bir türlü unutmak istemedikleri efendilerine iyi hizmet ederek karınlarını doyurabilmektir. Oysa gerçeği bir anlasalar o sahte efendiler kendilerine köle olacaklar ama heyhat…
Bunlar İslam’ın 3. Halifesi Hz. Osman’ı Şehit ettikten sonra evlerini başkalarına peşkeş çeken zavallı hariciyecilerin yeni versiyonudur. Hz. Osman’ı şehit eden isyancıların asi kanı Hz. Ali’nin de hayatına son verilmesiyle biraz duraksamışsa da, dün olduğu gibi bu günde bu isyan bayrağı aynı nesilden gelenler tarafından elden ele dolaştırılmaya devam edilmektedir. İsyankârlar, Şam Valisi Muaviye bin Ebusufyan’ın daha önce şehit olan Hz. Osman’ın yakını olmasını fırsat bilerek önce İslam’ın Halifesi Ali’ye karşı isyana sürüklediler, sonra Hz. Ali’yi aralarında kurulacak hakem heyetine razı olmaya ikna ettiler. Daha sonrada İslami iki topluluk arasında tecavüz olursa, tecavüz edenin bastırılması hakkının olduğu İslami ilkeye dayanarak Hz. İslam’dan çıkmakla itham ettiler.
Dediler ki Ey Ali, yanlış karar verdin, isyanı Muaviye başlattığına göre senin ona hücum etmen İslami ölçüler içinde idi. Ona üstün gelmen gerekirken hakem heyetini kabul etmekle İslami ölçüler dairesinden çıktın tövbe et ve İslam’a dön. Kendilerini de Hz. Ali’yi yanlış yönlendirdikten sonra tövbe edip İslamiyet’e tekrara döndüklerini söylediler.
Hz. Ali, destekçilerinin çok olduğunu hesap ederek hilafetin merkezini Medine’den Küfeye taşıdı ve topladığı orduyla Şam’ı işgal etti. İki ordu Fırat boylarındaki SIFFIN bölgesinde karşı karşıya geldiler. Hakem Hey‘eti Muaviye’ye samın bir bölgesinde hilafetini ilan etmesinin önündeki engelleri aralarken daha sonra Hz. Ali’ye de ortadan kaldırarak Emevi Hanedanlığının ilk halifesi olarak Muaviye bin Ebu Süfyan’ın önünü açmış oldular.
Haricilerin daha sonraki tabiileri selefililerdir. Selefiler İslami Mezheplerin kuruluş tarihi olan VIII ve IX. asırdan önce yaşayan sahabî ve tabiin’i Selefi Salih’in olarak adlandırılmasına izafeten bu ismi almışlardır. Alt yapısını oluşturan HARRAN’lı İbn-i Teymiye’dir. Daha sonra bu ekol yeni temsilcisi Muhammet ABDULVAB’a atfen VAHHABİLİK olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.
Abdulvahhab, Riyad şehrinin kuzeyinde bulunan UVEYNE şehrinde Hicri 1115, M. 1703’de dünyaya geldi. İlk tahsilini Uveyne kadısı olan babasından sonra da Mekke ve Medine’de yaptı. Mekke -Medine tahsili esnasında İbni Teymiye’ninin fikirlerinden etkilendi. Daha sonra bu fikirlerini babasının ölümünden sonra Necd bölgesinde yayamaya başladı ki bu bölge halkı onun fikirlerine çok önem verdi.
Vahhabilik Abdulvahhab’ın evlilik yoluyla suudlulara akraba olmasıyla siyasi ve askeri güç kazanmıştı. Dedesi, günümüzdeki Suud Kraliyet ailesinin aile babası kabul edilmektedir. Kendinden önceki hariciler ve selefiler ’in yolundan giderek Osmanlıya karşı İngilizlerle işbirliği yapmış suud krallığının kurulmasında etkin rol oynamıştır. Krallık göstermelik olarak ezilmiş suud halkının bağımsızlığı gibi gözükse de asıl maksat peygamber toprağına fitne tohumları ekmektir.
NECD toprakları ki Müslümanların kanın sürekli aktığı isyanların, başkaldıranların harmanlandığı topraklardı. Zira bu topraklar HZ. Aliye isyan eden Haricilerin bozguna uğratıldığı yerdir. Yine Müseylime-i Kezzap (yalancı peygamber)’in Halit bin Velid’in kılıcıyla bozguna uğrattığı topraklardır.
Bu ekole göre iman etmiş olmak için kelime-i şahadet getirmek yeterli değildir. İnsanlar imanlarını amelleriyle ispatla mükelleftir. İspat edemezlerse malları ve canları helaldir. Yine bu ekole göre İslam dininin dört ana kaynağından Kıyas ve İcmayı kabul edilmez. Abdulvahhab, Mezar ve türbe ziyaretleri, tarikatlara girme işler yüzünden tevhidin bozulduğunu, bu yüzden insanların küfre düşmüş müşrikler olduğunu savunarak “kanlarının ve mallarının iman etmiş muvahhitlere helal” olduğunu ilan etti.
İnsanlık tarihi devam ettiği sürece iyi ve kötü, doğru ve yanlış, birbirleriyle savaşmaya devam edeceklerdir. İsyan ve sapkınlık bazen üstün gözükse de bu bir göz yanılmasından bir aldanıştan öte bir şey değildir. Çünkü doğru ve hak her şeyi yoktan var eden tek yaratının uhdesindedir. Onu o koruyacak, doğrunun peşinde gidenler onun teminatı altında er ve geç başarıya ulaşacaklardır. Onlar dün kazandıkları gibi bu günde yarında kazanacaklardır.
Şüphesiz yaratıcı yaratılış serüvenini tamamlayacaktır.
İslam’ı kendi sapkın emellerine göre yorumlayarak, İslam şemsiyesi altında onun özüyle ve insanlıkla bağdaşmayan, yaratıcının en kutsal varlığı olan insana verilen her canı, kendileri gibi olmadıkları gerekçesiyle almakta beis görmeyen bu yeni azgınların ismi şimdi de Işid-İşit!.. tir.