“Câmi’nin” sesine doğru…

Yayınlama: 15.07.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:55
1.308
A+
A-

Anadolu Günlük kısıtlı imkânları çerçevesinde, neredeyse yok şartlarda başladığı yolculuğuna Cenâb-ı Allah, Rabbül Âlemîn Hazretlerinin izni, lütfu, desteğiyle yayına devam ediyor.

Kırkıncı sayısındayız. Bu günleri bizlere gösteren Müntakîm olan, Latîf olan âlemlerin Rabbine hamdolsun…

Emektarlarına, başta kıymetli Ahmet Aka olmak üzere bir kez daha teşekkür etmeliyiz, ümmetin huzurunda… Sağ olsunlar, var olsunlar. Yürekleri pek ferasetleri keskin olsun.

Anadolu Günlük, kısa ve sancılı diyebileceğimiz doğuş döneminde gücü etkisinde olan, olmazsa olmazdı diyebileceğimiz birçok güzel manşetlere imza attı…

Neticede kaybetme cesareti olmayanın gerçeği söylemeyebilmesi de mümkün olmayacaktır ki bu yiğitlik demektir, inanç demektir bir yönü ile…

Anadolu Günlük, “iyi, güzel ve doğru”nun dünyasının inşası yolculuğunda olduğumuz bu günlerin not defteri olmak niyetini bir miktar daha kavileştirerek geldi bu günlere, her gün biraz daha iyiyi, güzeli, ve doğruyu şuurunda yaşamak, eşya ve hadiselere o gözle bakmanın derdinde olarak geldi…

Gazeteler açısından haberciliğin nispeten ikinci planda kaldığı yaşadığımız zaman diliminde habercilikten öte “Meseleleri sürekli ve ısrarlı olarak kendi görüşü açısından çözmeye çalışan yayın organı, (bunda ne kadar muvaffak olduğu ayrı mesele), olayları sadece seyreden anlayışın yerine, yönlendirici anlayışın gereğini yerine getir”mek derdinde oldu…

Etrafımızda gerçekleşen hadiselere, “tarafımız ne şu ne bu yalnızca İslâm” diyen bir şuurla hadiselerin yorumu ve hadiselere bakış açısı ortaya koyabilmek, nihayet bu yolda olmak ve oldurmaya vesile olmak azmiyle…

***
Bu süreçte yeter ki kavramların içini boşaltanlardan olmayalım, mevzuların hakkını vermeye bakalım, mealen “biz davayı maskaralaştırıyorsak bizi maskaraların akıbetine mahkûm ediniz, hakkını veriyorsak bizleri ayakta alkışlayınız” diyen Üstâd Necip Fazılın ıstırabından pay almaya bakalım…  Kavramların içi boşaltılmasa belki de kendi dünyamızda yaşıyor olurduk… Kavramları şahsımızda maskaralaştırmayalım…

***

Ve esasen Hazreti Peygamber’in hakikati ilan etmeye gonk çalarak başlamışlığı da unutulmamalı. Pek olmalı yiğidin sözü, net olmalı, istediği ve istemediği açık olmalı… Yiğit olmalı bu yolda… Mutlak ölçülerin bildirdiği “iyi, güzel ve doğru”nun dünyasını inşa yolunda…

Derlene derlene, toparlana toparlana, etrafını cami ağyarını mani bir üslup ve strateji ile Hâkk’ın davasını güdenleri toparlaya toparlaya bünyesinde gürleştirmeye bakmalı sesini, bu ses “Câmiî”nin sesi olmalı, cami olmalı…

***

Gök gürültüsü ile geliyorsa yağmur, göstere göstere, tüm şanı ve ihtişamıyla… Şimşeklerin ardından. Selam çaka çaka kuraklığa, başımızın üstünde nişan olsun. İhtişamından pay bizlere…

Neticede hakim bir dava mahkum bir eda ile ifade edilemez.

Cahilliğimize, korkaklığımıza boğdurmamalı evlatlarımıza bırakmayı düşündüğümüz yaşanılası dünya mirasımızı… Korkaklığımızı cesur dostlarımız ile cahilliğimizi bilge dost ve büyüklerimiz ile günahkârlığımızı Allah dostları ile hem hal olarak, onlara olan sevgimiz ile telafi etmenin yoluna bakmalı…

Eksiğiz, cahiliz, korkağız, günahkârız amenna ama ne yapalım ki yoldan dönemeyiz… Biz her şeyimizle Âlemlerin Rabbinin kullarıyız, sıkıştığımız yerde müracaat edebileceğimiz bir merciimiz var, bizi duyan, destekleyecek olan affedecek olan imdadımıza yetişecek, yetişebilecek olan…

***

Mutlak ölçülerin bildirdiği İYİ, GÜZEL, DOĞRU’nun dünyasını inşa maksadı gütmekten bahsettiğimizde, lafazanlık yapmak ve olayların sürüklediği bir noktada olmak istemiyorsak eğer dikkat etmemiz gereken temel meselelerden birisi:

“Fikir için “vasıta-gazete, dergi” vesaire değil de, vasıta için “rastgele” fikir ahmaklığı”na düşmek tehlikesini ensesinde yaşayarak, hakikatinin ışığında varlığını her an sorgulayan bir olma kaygısını taşımalı…

***

Dost ve düşman kutuplarını belirlemiş olarak ve dosta değil, düşmana yüklenerek, dostun yanlışlarına değil düşmanın hainliklerine odaklanarak, dostların güzelliklerine pazarlıksızca destek vererek devam etmeli bu yolculuğa… Basit-gündelik itiş kakışlara pirim vermemeli…

Dostun sığınağı düşmanın korkusu olma muradından sapmadan ve imkânların hakkını vererek Rabbimizin lütfedeceği daha güzel imkânlar için fiili duada böylece yapılmış olmalı.

“Kim pazarlıksız Allah ve Resulü diyorsa o bizdendir bizler de ondan” düsturu ile yürümeyi şiar edinmeli.

Kendimizden başlayarak insanımızın düşüncesinin genel fikir çerçevesine “yeni insan – yeni dünya” ihtiyacını oturtmaya ve bu ihtiyacın şuuruna kendi şahsımızda vardıkça bunun ne ve nasıl olacağını meseleler boyunca göstermek azminde olmalı…

Neticede yayın organı, “düşünmenin örneği olurken, yüksek sesle düşünmenin de örneği olmalı ve basit ayran kabartma yerine, şuurlanma ihtiyacını doğurucu bir teknik ifadesiyle, camiamızın heyecan ve coşkusunu diri tutmak görevini de yerine getirme” mesuliyetini üzerinde taşımalıdır.

Mutlak ölçülerin bildirdiği İYİ GÜZEL DOĞRU’nun dünyasını inşa muradı taşıyanlar arasında maddi ve manevi teması sağlama ve gayret sahiplerini bünyesinde toplama muradı ve iman ve ideal sahibi “çevremizin” ortak meselelerde ortak tavır sergilenmesini temin çabasında olarak…

***

Nihayet son söz:

Koşulurken atlar, revan olmak için yola hazırlanırken bu kervan, uzaklardan seyredip, olurda akim kalırsa hafazanallah, bak işte beceremediler diyemezsin, yapabilecekken yapmadıkların, katabilecekken katmadıkların yüzünden olursa bu akamet; başka “hain” aramaya gerek kalır mı?

Sen yoksun diye CAMİNİN YANINDA Kİ KATLANDIĞIMIZ MEYHANE…

Sen yoksun diye var küfür, sen yoksun diye azgın zulüm, sen yoksun diye gürültüleri duyuluyor yobazlığın…

Selam olsun yeniçağın harcında pay sahibi olmak isteyen nasiplilere…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.