Savaşa Hazır Olmak!

Yayınlama: 23.08.2016
922
A+
A-

Küresel 28 Şubatçıların İşgal Girişimi

Bir işgal girişimi yaşadık… Anadolu’nun ayağa kalkmasının dünyayı insanlığa zindan eden mevcut egemen güçlerin sonu demek olacağından dünyanın tüm egemen güçlerini karşısına almak manasına geleceğini-geldiğini de böylece görmüş olduk. 15 Temmuz işgal girişimi ile karşılaştık ve hamdolsun Rabbimize ki Anadolu ruhu ile bu ilk saldırıyı püskürtebildik…

Yaşanılanları bir FETÖ meselesi olarak görmek, görülmesini sağlamaya çalışmak meseleyi oraya indirgemek yanlıştır. Siyonist ve Emperyalist dünyanın FETÖ vesilesi ile “tarihi rolünü üstlenmek” ve var olmak üzere ayağa kalkmaya çalışan Anadolu’yu top yekûn bir yok etme saldırısı ile karşı karşıyayız… 28 Şubatta alt edemedikleri Anadolu’yu, 28 Şubatçı ekibin ağababalarının işgal girişimi şeklinde okuyabilmek gerekir.

Bu bir darbe değil bir işgal girişimidir. Bunun tespiti çok önemlidir. Darbe ile işgal girişimi arasında fark vardır. Darbe de maksat yönetimi değiştirmektir. Darbede yönetim değişir öyle yahut böyle memlekete kendi zaviyelerinden sahip çıkma girişimi olarak kabul edilir. İşler yoluna girer… İşgal girişimi öyle değildir. İşgal uzun soluklu bir savaştır. Ve biz, bu savaşı kazanmak zorundayız.

İşgal girişimi olarak kabul edilmesi gereken yaşananlar yalnızca uzun soluklu bir savaşın ilk hamlesi olarak görülmeli ve gelecek diğer hamleleri beklemeli ve ona göre hazırlanmalıdır.

Bir taraftan FETÖ bir taraftan ETÖ, NATO’CU Batıcı, işgalciler tarafında yer alabilecek-almış kadroları tasfiye sürecini ihmal kabul etmez bir titizlikle sürdürürken kanaatimizce dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bu çerçevede;

İncirlik ve NATO üsleri: ilk etapta dikkat edilmesi gereken husus olarak bir anda konjonktürün değişmesiyle birer işgal üssü haline gelebilecek olan, Türkiye de yerleşmiş İncirlik ve NATO üslerinde çalışan özellikle askeri personeller gözden geçirilip her türlü ihanete anında tepki verebilecek, kontrolü ele alabilecek tamamen sağlam bir kadro yerleşmesi sağlandı mı bilemiyorum yahut ne gerekiyorsa…

Silahlı Halk, Güçlü Halktır

Devlet yapabildiği kadar kendi bünyesindeki hainleri temizlemek ve bünyesini tahkim etmek için yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Elinden geldiğince yapmaya çalışıyor zaten ağır aksak ta olsa lakin bu işgal ve uzun soluklu savaş sürecinde en öncelikli güç silahlı ve örgütlü halk kitleleridir. Silahlı ve örgütlü bir halk daha güçlü bir halktır. Ve düşman daha güçlü bir halka karşı yapacağı hamleleri yeniden ve bir daha gözden geçirmek zorundadır. Halkın silahlanması ve örgütlenmesinin bu manada düşmana gözdağı veren bir tarafı da olacaktır. Silahlanma ve örgütlenme bu açıdan aciliyet göstermektedir.

Devlet yetkililerinin çevrelerindeki kimselere güvenemeyecekleri zaten anlaşılmış ve daha kötü günler için daha güçlü ve donanımlı bir halka ihtiyaç olduğu görülmüştür. İşgalci, NATO’cu ve Batıcı unsurların temizlenmesindeki zaaf ve bu konuda ne yazık ki umut telkin etmeyen gelişmeler bu ihtiyacı önceleyen gelişmelerdir.

Allah (C.C.) dışında HALKTAN BAŞKA DOSTUMUZUN OLMADIĞI GÖRÜLMÜŞTÜR…

işgal girişimi döneminde ortaya çıkmış Halk Özel Harekât tanımlaması içine giren manayı sistemleştirebilmenin yoluna bakılmalıdır. Ayrıca yerli silah sanayi üzerinden yapılması gereken bu çalışmada silah sanayimizde kalkınma fırsatı bulacaktır.

Amerika kuruluşunda temel görev almış halkının silahlanma hakkını kutsal sayarken 15 Temmuz’u püskürtmüş Anadolu’da niye bu yetkinlik görülemiyor? Silahlanmak kurucu unsur olarak bu halkın hakkıdır, görevidir!

Irak Lideri Saddam Hüseyin’in onca şaşaaya nazaran nasıl orta yerde kaldığı ve işgalden sonra Irakta kimlerin ve hangi şartlarda direnişe devam ettiği unutulmamalı, Saddam ve Irak benzetmesi “o kadar da değil, abartma” şeklinde bir tavırla geçiştirilmemelidir. İşgal girişimi yaşadık, işgal…

Muhakkak teşkilatlan silahlan ve en kötü şartlarda nasıl davranacağının kimlerle ne gibi birliktelikler oluşturabileceğinin, nerelerde toparlanabileceğinin provalarını yap… Düşmanın hangi şartlarda ve nereden geleceği belli değilse en kötüye en sert karşılığı verecek şekilde hazır ol…  Bu ülkenin ve yarınlarımızın tek garantörü Allah c.c.’dan sonra sensin bu anlaşılmıştır. Senin ferasetli, ben değil “BİZ” diyebilen bütün farklılıkları ve düşmanlıkları anında yok ederek bağımsızlığa kilitlenip her şeyi anında dost ve düşman iki kutup haline getirebilen ve birliğini düşmanın üzerine şimşek gibi salabilen tavrındır… Mükâfatını gördün, göreceksin…

SAVAŞA HAZIR OLMALI TOP YEKÛN SAVAŞA TOP YEKÛN CEVAP VEREBİLMELİYİZ!

Güya FETÖ’cü Olmayan Statüko, Savaş Hükumeti ve Kurucu Meclis

Aziz milletimize söyleyeceğimiz şudur; 15 Temmuz akşamı sen olmasaydın, sen gidişata el koymasaydın ne olurdu bir düşün?

Elbette Ordu- Polis içindeki ve devlet kademesindeki, zaten işgal altındaymışız da haberimiz yokmuş dedirtecek kadar, az sayıdaki pervasız vatan evlatlarının da müdahalesi ile bu işgal girişiminin ilk adımı püskürtülmüştür.

Yüzyıldır savaş yüzü görmemiş bir devletin mekanizmalarındaki anlaşılabilir hantallık bir tarafa eski dönemin yiyicileri olmaktan başka marifetleri olmadığını 15 Temmuz gecesi gördüğün zıbarık kadrosuna emanet edebilir misin yarınlarını? Makam mevki rahat bir yaşam sebebiyle bin bir türlü ayak oyunları ile makam işgal etmiş adamlara kendini teslim edebilecek misin? Ki bu tipler FETÖ’cü olsa ne olur olmasa ne olur? Tek sorun FETÖ değil ki, oturdukları koltuğa, dine imana sarılır gibi yapışmış parsacı, fırsatçı eyyamcı tiplere müdahale etmeye kalkınca görülecek tek sorunun FETÖ olmadığı… Hepsi o kadar hazır ki FETÖ’yü ekarte ettikten sonra her şeyin eskisi gibi devam etmesine…

Görülmüştür ki Reis’in pazarlıksız ve bağımsızlıkçı fedaiane çıkışı olmasa bin yıl daha boynumuzdaki pranga ile yaşamaya razı statükonun örtülü işgali altındayız çoktandır…

Bu şartlarda bir  “Savaş Hükümeti” ve siyasi iradeyi güçlendirecek şekilde meclisin yenilenmesi düşünülebilmelidir. Ancak öyle güçlü bir hükümet sistem içerisine sızmış her türlü ahmak ve haini bertaraf edebilecek şekilde kararlı davranabilir.

Ve İdam Hemen Şimdi… Statüko Direnci mi var?

İdamı 15 Temmuzu püskürten ana aktörlerin hepsi istiyor ama statüko mani olmaya çalışıyor gibi bir görünüm var. Kendinize bu eziyeti yapmayın… Tavır alacaksanız adam gibi alın… Anadolu’dan gelen dip dalgasının öncüsü olmuş Reis’e uyun, işini kolaylaştırın… Anadolu’daki değişimi adam gibi okuyun, böylece akıbetinizden emin olun… Kimse artık diğerlerine göre hesap yapmasın, diğerlerine göre hesap yapan, başka yarın hayalleri kuranlar inşa’Allah yanıldıklarını pek sert şekilde anlayacaklardır.

81 ile 81 Akıncı Beyi (Vali)

Evet, bu ülkenin yarınları ancak Reis’in açıklama yapmasını beklemeden sokağa çıkmış olanlarla Reis’i duyar duymaz gereğini yapmaya başlamış olan halkımızdır. Yeni Türkiye onlardır, Yeni Türkiye onlarındır. Başkasına emanet edilemez.

Her ilimize bu öncü kadrodan, pazarlıksız iman ve vatan davası güden, hiçbir tenezzülü ve beklentisi olmayan kadrodan, bir yiğidin vali tayin edilmesi ancak işleri kolaylaştıracaktır. Hem temizliğin sağlıklı yürütülebilmesi hem de Allah (C.C.) korusun yarın hiç istemediğimiz şartların oluşması durumunda imanını korur gibi namusunu korur gibi ülkeyi korumaktan çekinmeyecek valilerle, Akıncı beyleriyle, donatmak en pratik çözümlerden birisi olarak görünüyor…

15 Temmuz Sonrası İki Büyük Tehlike

ETÖ –Ergenekon Terör Örgütü- vesilesi ile hain NATO’cu ekibin yanında tasfiye edilmiş vatansever, vatan için canını feda etmekten çekinmeyecek unsurlar olduğunu kabul ediyoruz lakin Kemalist ideolojinin devleti tamamen Batıcı değerler üzerine kurmuş olması ve o çevrenin özellikle çekirdek kadrosunun tamamen Batıcı değerler etrafında yetişmiş olmaları nedeniyle son tahlilde tavır ve taraf belirlemekte kafa karışıklığı yaşayabilecekleri endişesini göz ardı edilemez buluyoruz. Birliği sağlayacak şekilde davranılmalı ancak dikkatli olunmalıdır.

Reformist diyalogcu, peygamber, sahabe ve Mezhep düşmanı sapık güruhun FETÖ hainlerinden boşalan kadrolara yerleşme çabası… Esasen FETÖ’nün aynısı demek olan bu kadroya da dikkat etmelidir. Haşa, “uydurulmuş dinden indirilmiş dine” diyerek 1400 yıllık medeniyet tarihimize söven ve kendilerince yeni bir din peydahlamak derdinde olan bu şerefsizlere geçit verilemez.

Anadolu’nun hakikati Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadıdır ve yeni Türkiye’nin siyaseti bu itikat perspektifinde olmak zorundadır… Bizzat bu ülkenin olduğu gibi ülkenin farklı toplum kesimlerinin varlıklarının da, yaşam haklarının da hürriyetlerinin de garantörü Ehl-i Sünnet V’el Cemaat temelli Anadolu kültürü ve o kültür etrafında üretilecek siyasettir. Ayağını basacağın yeri belirlemez, sabitlemezsen oluşacak kafa karışıklığı şartlarında politika da üretemezsin…

Demokrasi mi dediniz?

(STK, oda, sendika, internet sitesi, sosyal medya hesapları..)

Bu yapılara el koymanın adına diktatörlük bu yapıları serbest bırakıp istedikleri gibi altımızı oymalarına izin vermenin-seyretmenin adına da demokrasi diyorlar… Hükümet çevreleri de bizleri diktatörlük olarak nitelemesinler diyerek bu yapılara müsamaha gösteriyor. Ve yarınlarımızı garanti altına alacak adımları atmakta tereddüt ediyorlar.

Oysa 15 Temmuzda olduğu gibi, Allah (C.C.) muhafaza etsin bir işgal girişimi niyetleri varsa ki bu açık, demokratik görünmenin diktatör görünmenin değil içimizdeki yapımızın sağlam olması ancak bizleri kurtarabilecektir. Temizlemekten tereddüt ettiğimiz her kişi ve kurumun sırtımızda bir hançer olduğunu göreceğiz…

Zira işgali kafalarına koymuşlarsa, tamamen emirlerine girmedikten sonra hiç bir görüntü onları teskin etmeyecektir. Yüz yıldır ayağımıza pranga belimize kambur olmuş yalnızca Batı’nın kölesi olarak var olabileceğimiz şekilde boynumuza geçirilmiş bu boyunduruktan kurtulmanın vakti gelmiştir.

Anadolu’yu tek yürek tek bilek haline getirecek her türlü adım bir an önce hiç çekinilmeden atılmalı, bunu aksine çıkan sesler tereddütsüz kesilebilmelidir. İçimizdeki ihanet kokusu yayan tüm varlıklar sökülüp atılabilmelidir. Esasen bu konularda Fransa, Almanya, Amerika gibi ülkelerin kendi ülkelerini tehdit ettiğine inandıkları durumlara verdikleri tepkiler örnek alınabilir, tereddüt öldürücüdür.

Yeni Kadro; Yeni Dönem Yeni insan demektir.

Açık bir durum ki durağan dönemlerin kadrosu savaş dönemlerini sevk ve idare edemeyecektir. Savaş dönemi demek yeni bir dönem demektir. Yeni dönem, doğmakta olan yeni insan profilinin zorladığı şartların dayatmasıdır. Türkiye’nin insan profilinin değişmiş olduğunu değişmekte olduğunu son yaşanan işgal girişimine verdiği tepki ile bir daha görmüş olduk. 28 Şubat döneminde insanımızın yaşananlara verdiği tepki ile yaşamış olduğumuz işgal girişimine verdiği tepkiye bakılınca değişimi görmek mümkün olduğu gibi tankların altına yatmış G3lerin, makinalı tüfeklerin üzerine tekbir getirerek yürümüş insanımızın hangi yöne doğru değiştiği ve 15 Temmuzun tek kazanının “TEKBİR” olduğu da açıkça görülmektedir, görülmüştür.

Toplum şuurunda çoktandır pişen mana yüzeye çıkmış ve kendisini fert şuuru halinde şanlı bir şekilde göstermiştir. Gelmiş olan bu dip dalgasının önünde durmak o dalganın altında kalmayı göze almamış olanlar için akıl karı değildir. Kimse o dip dalganın mesajını engellemeye yahut yavaşlatmaya kalkmasın.  Deneyenler buna güçlerinin yetmeyeceğini de göreceklerdir.

Çoktan beri beklenen ve toplum şuurunda hazırlanan ve birçoklarını şaşırtmış olan bu dip dalganın mesajının açık ve net olduğu da belli olmuştur. Mesajın sembolü ve kritik kelamı TEKBİR’dir… Ya Allah bismillah Allahüekber sloganı eşliğinde getirilen TEKBÎR; Allahüekber!!!

Sevinin Mazlumlar Yeni Türkiye Doğuyor Şehitlerin Kanında; Tüm Dünya Zalimlerine Karşı

Birçok alanda gelişim göstermesine rağmen Yeni Türkiye’nin mahiyeti temel alması gereken değerler ve o değerlere uygun siyaset üretilememesinin, net tavırlar alınamamasının sebeplerini Yeni Türkiye’nin adının konulamamasında görmek gerekir.

Oysa 15 Temmuz gecesi ve sabahına doğru yaşananlar bu konudaki kafa karışıklıklarını büyük ölçüde gidermiş bulunuyor. Çoktandır toplum şuurunda pişen ve 15 Temmuz gecesi kendisini görünür kılmış bulunan ruh yeni Türkiye’nin kuşanması gereken ruhu da temel değerlerini de açığa çıkarmış bulunuyor. Tekbir ve tekbirin hakikati etrafında üretilecek siyaset.

Anadolu’nun en az yüz yıllık temasından kaynaklanan Batıyı da tanımış olmanın avantajını dikkate alarak, Batılı değerleri kendi hakikati etrafında değerlendirerek üretilecek olan siyaset bizlere yenidünyanın kurucusu olmak imkânını verecektir. Batı’yı da tanımış olarak, onun gerçekliğini göz önüne alan ve TEKBİR’in hakikati etrafında kurulacak yeni bir dünya…

YAŞASIN “TEKBİR”İN NİZAMI! BAŞYÜCELİK İDEALİMİZ!

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.