Geçen hafta sevgili Ahmet Aka ve Sanat Danışmanımız Celal Gezici ile birlikte Hadim ve Taşkent’e gittik. Uzun zamandır taşra seyahatlerine verdiğimiz aradan sonra böylece yol hikayemiz yeniden başlamış oldu.
İçeri Çumra’dan sonra yol boyu hummalı bir çalışma vardı. Ekipler, Konya’yı Hadim’e, Taşkent’e bağlayan, yılan gibi kıvrılan o daracık yolu genişletmenin gayretindeydiler.
Sarıoğlan’da verdiğimiz çay molasından sonra yola devam ettik. Eğiste deresinin zorluğunu yöre halkı iyi bilir. Şimdi o yolu, manzara seyrederek ilerleyebiliyorsunuz. Aka, derenin üzerine yapılacak viyadüğü heyecanla anlatıyordu. Keza Sarıoğlan’da Konya Şeker’in meyve işleme tesislerinin yükseldiğini görmek mutluluk vericiydi.
Taşkent’te ilk durağımız Belediye Başkanı Osman Arı oldu. Çetmi Belediye Başkanlığı döneminden tanıdığımız Arı Taşkent’te yapılan hizmetleri anlatırken kendi adıma “yoruldum” diyebilirim. Arı “Biz bu hizmetler gerçekleştirirken, Sayın Başbakanımızın himmetlerini unutamayız” diyordu. Planladığı yeni hizmetleri anlatırken “Yaptıklarınızı unutmayın, unutturmayın” dedik. Sohbetimizde Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akdede de bulundu. Taşkent adına olduğu kadar Konya adına da sevinerek ayrıldık Belediye’den.
Şimdi yolumuz eski adıyla Alata yani Balcılar idi. Yerel lisanla Goca Cami’de Cuma Namazını eda ettikten sonra, halkla kısa sohbetler edip Aka’ya tabi olduk. “Sizi Boğaziçi’ne götüreceğim” dedi.
Kısa bir yolculukla dağın üzerinden taşları döverek aşağı dökülen şelaleye vardık. Yeşillikler içinde su sesini dinleyerek fotoğraf çektik. Dağın altından çıkıp dereye dökülen suyun üzerine koca bir havuz yapılmış, şelalenin suyu o havuza dökülüyor. Havuzdan akan su alttan gelen ırmakla birleşiyor.
Aka, sonra “Şimdi de bir başka Boğaziçi’ne gidelim” dedi. Balcılar’ın (Alata) içinde yan yana kurulmuş Balık restoranlarından biriydi Boğaziçi. Taze balık ve enfes salata ile karnımızı doyurduk. Şimdi rotamız Alata’nın 2014 yaşındaki ardıç ağacı idi. Bu yolculukta imam Ahmet Kulu da bize katıldı.
Çalışma yapılmakta olan yoldan güçlükle ilerleyerek bölgeye ulaştık. Anıt Ağaç, tarihe ettiği şahitliklerin ağırlığını, yılların yorgunluğunu yansıtıyordu. Gövdesinde oluşan iki kuyu ile “ben yaşlandım” diyordu adeta. Ağaç büyüklüğündeki dallarından birkaçı kırılmış, öteki kollarını toprağa dayayarak ayakta durmaya çalışıyordu.
Anıt ağaçların bakımı, korunması için bir şeylerin yapılması gerektiğini bu vesile ile ilgililerle paylaşmış olalım. Yaşayan bu ağaçların bakım ve onarımı geciktirilmeden yapılmalı.
Dağ yollarından, inerken, farklı manzaraları temaşa etme keyfini yaşadık. Celal hoca ve benim bugün nedense deklanşörle aramız iyi değil. Ama, Aka gördüğü güzellikleri çekmeden duramıyor, Alatalı heyecanıyla.
Alata’ya girerken alternatif tarımı konuşuyoruz. Ahmet Kulu ile. “Buralarda badem var mı?” diyorum. Hoca, Aka’ya az ötedeki bahçenin yanında durmasını söylüyor. “Orada hayrat var” diyerek. Yemek için değil, ilgi için söylemiştik ama hayrattan bir avuç badem çağlası da nasibimizmiş. Hayrat sahibini soruyoruz. “Osman Aşıran amca” diyor. Kendisi bahçede… sesleniyoruz, ama yanımıza gelmiyor. Yola devam ederken bahçenin çıkış kapısında karşılıyor bizi. “İzin alalım diye seslendik; duymadın, badem yedik, helal et” diyoruz. “Yiyeceksiniz tabi, gelen geçen yesin diye diktik” diyor.
Arkadaşlara, taşra gezilerinde “Bu bahçedeki meyvelerden yemek helaldir” levhası asan köylüleri anlatıyorum. Tabi bunun zıddını da görmedik değildi. Vatandaş “Bahçeden meyve koparmak yasaktır” yazınını da asmıştı başka yerlerde.
Bir fotoğraf molasında bir bahçe girişine asılan levha da bunun bir örneğiydi “Dikkat, bahçeye ve çevreye zarar veren cezalandırılacaktır” yazılıydı.
“İyi tarafından bakalım, zarar veren” diyor, diyecek olduk, ama “cezalandırmak” ağır bir ifadeydi. Yazıyı okumakla kaldık.
Taşkent’te Sultan Pınarında serinledik, Alaeddin Keykubad’a fatihamızı yolladık, hastanede Dr. Nevzat Şipleme’yi ziyaret ettik. Misafir olma vaktinin geçtiğini düşündüğümüz için “Bir başka seferde çayları duble içeriz” deyip ayrıldık.
Randevu saatimizi geçirmeme hassasiyeti nedeniyle giderken ziyaret etmediğimiz Hadimi Hazretlerini dönüşte ziyaret ediyoruz. Sağlı sollu kabristan olan bölgenin karşısında güzel bir çay bahçesi vardı. Son yol çayımızı burada içelim dedik ve Hadim Belediye Başkanı Ahmet Hadimioğlu’nu aradık “Hadimdeysen çay içelim”” dedik, mesai çoktan bitmişti ve Başkan Konya’ya dönmüştü. O “Bir daha gelin, 10 çay içelim” diyerek kendini borçlandırdı sağ olsun.
Hadim Müftüsü sevgili hemşehrim Ahmet Demirel’i aramak geldi içimden, ama “Konya yoluna çıkmış olmalıdır” diyerek onu da, öteki dostları da aramaktan vazgeçtik.
Çay bahçesinde değişik bir elma ağacı vardı. Ellerinde kürekle, makasla bahçeyle uğraşan personele sorduk, “Hadimi elması” dediler. “Yaygın mıydı peki, Hayır, aynı ağaçtan değişik bölgelerde iki-üç tane vardı. “Kışa doğru gelirseniz meyvesini de yersiniz” dediler. “Allah kerim” dedik. Bahçede çaylarımızı içerken müzik kulağı iyi olan Celal hoca “İki kabristanın arasındayız, karşımızda türbe var. Ama yayınlanan müzik mekana uygun değil” dedi. Evet “Ben doldurdum, ben içerim” çalıyordu.
Personele bu hassasiyetimizi bildirdik. Bölge halkından gelen taleple sözsüz müzik yayınladıklarını söylediler. Müziğe topyekûn karşı değiliz ama iki mezar arasında büyük bir İslam aliminin türbesinin karşısında daha hassasiyetli olmak gerekir diye düşünüyorum ve “Hadimioğlu ve Demirel” ile burada çayı beraber içseydik diye iç geçiriyorum. Bu vesile ile kendileriyle paylaşmış olalım.
Artık dönüş yolu başlamıştı. Eskiden yürek tıpırtılarıyla gidilen yolda şimdi çok daha rahattık, üstelik genişletme çalışmaları da sürüyordu. Konya’yı Alanya’ya bağlayacak olan yol hızla yapılıyordu. Üstelik dağlarda, devasa barajların inşaatı da sürüyordu.
Aka “dağların arasından görülen Eğiste Barajını işaret ederek “Beyşehir gölünden çok su toplayacak bu baraj” diyor.
“Allah razı olsun” diyoruz.
Yol hikayelerine böylece başlamış olduk. Durmak yok yola devam.