Gündem Başyücelik 3: Hürriyet

Yayınlama: 19.12.2014
Düzenleme: 22.04.2015 14:54
1.031
A+
A-

Hürriyet kavramı bu topraklarda belki iki yüz yıldan uzun bir zamandır en çok lafı edilen bir kavram olarak karşımızda durmaktadır. Bu süreç içerisinde birileri “Hürriyet” dedikçe bizler hürriyetimizden vakarımızdan ve istiklalimizden olduk…

Hürriyet bahsi etrafında oluşturulmuş demagoji fırtınası bizlerin yalnızca batının her pisliğini bünyemize taşımış olmamızdan öteye bir fayda sağlamamıştır ne yazık ki… İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin birbirine karıştığı, kimi zaman doğruların kimi zaman yanlışların kimi zaman eksikliklerin kötüler için bahane edildiği koca çınarları kökünden söküp almış bir fırtına…

Hürriyet nidaları ile yıktıkları kocaman devleti, düşmana yem edip işgal ettiren, sonrada mesela vaktiyle olduğu gibi, Yunanistan gibi eski bir eyalete madara ettiren zihniyet elbette alkışlanacak bir şey yapmış değildir.

Dün Abdülhamit Han gibi bir adamı kızıl sultan diye yaftalamaktan kaçınmayan bu zihniyet belli ki koca devleti bu devletin düşmanlarına yem etmiş olmakla doymuş görünmüyor.  Bugün de hürriyet diye diye Anadolu’nun yeniden var olma ümidini her türlü dış mihrakla yüzyıl önce yaptıkları gibi işbirliği yaparak yok etme azminde oldukları görülüyor…

Oysa Anadolu ahalisi kefere takımının hürriyet anlayışı ile bin yıllık bir medeniyet inşa etmedi… Bunun yanında o kocaman devlet ve medeniyet kefere takımının hürriyet anlayışının peşine düşmüş bir takım bedbahtlar elinde çok kısa bir sürede talan edildi… Anadolu ahalisi bu topraklarda bin yıllık bir medeniyet inşa etmişken varoluşunu gerçekleştirecek bir hürriyete sahip değil miydi?

Dolayısı ile hürriyet kavramını aynen Coca Cola gibi işgalci bir kavram olarak görüyorum… Ve bizim muhakkak kendi hürriyet anlayışımızı tamimleştirmek zorunda olduğumuzu… Ve ittihat terakki artıklarının enformasyon, finans, siyaset ve bilhassa akademi ayağında yer alan bu zihniyetteki kesimlerin bir an önce tasfiye edilmesi gerektiğini…

Hürriyeti “eşeği saldım çayıra” şeklinde anlayan, bunun yanında fert, aile ve topluma yönelik hiçbir gerçek soruna ayağı basan çözümler teklif etmeyen, bu çevrenin ne istediği de esasen yüz küsur yıldan bu yana anlaşılabilmiş değildir. Burada hürriyet samimi bir varoluş vasatı arayışı değildir, yalnızca fitnenin kod adıdır.  Abdülhamit Han dönemini iyi okumuş olması gerekenlerin “merhamet” zaafı ile malül olmamaları gerekir.


Devlet, toplumun sahip olduğu bir ahlak anlayışı etrafında insanların ilişkilerinde hakkı hukuku gözete bilmek için var olması gereken bir mekanizmadır.

Su tesisatı tamircisinin ahlaklı olmasını istersin, doktorun ahlaklı olmasını istersin, bakkalın ahlaklı olmasını istersin, üreticinin ahlaklı olmasını istersin…  Niye çünkü bir yönü ile ahlak bizlerin bir arada ve belli bir güven esası üzerine yaşayabilmemizi sağlayan biricik prensipler manzumesi, asgari ilişki zeminimizdir.

Her kesin ahlakı kendine denildiğinde bu fert planında belki bir yere kadar anlaşılabilir ise de devlet çapında olamaz. Zira insan ilişkilerinin belli bir düzeyde gerçekleşebilmesi ortak bir ahlak anlayışı ve o anlayış etrafında sürdürülebilir bir cemiyet için tespit edilmiş kurallar çerçevesinde gerçekleşebilir. Aksi halde “kanun” yapılamaz… Bana göre şu şöyle ona göre bu böyle evet, demokratik açıdan haklı olabilirler, ama o zaman kanun hangi anlayışa göre ve niçin yapılabilecektir. Hürriyetler, kanunlar ve devlet arasında insanların serbest hareket alanları çerçevesinde belirginleşirse eğer hürriyet olarak bir mana taşır.

Herkesin ahlakı kendineyse herkesin kanunu da kendine göre olacaktır. Ortak zemin zarureti açıktır. Ortak bir ahlak anlayışının zaruret olduğu gibi… İki kere ikinin kaç ettiğine herkes kendi karar verirse hiçbir problemi çözemezsin.


Kanunların ahlaktan kaynaklanma ve hürriyetinde o çerçevede düzenlenmesi zaruretinin şiddetini nasıl anlatabiliriz? Ahlaksız bir hürriyet talep etmiş ve bu çerçevede kocaman devleti imha etmiş olanlara yüz yıldır anlatılamamış olan bu hakikati Yeni Türkiye hayali olanlara da anlatamayacaksak yahut onlar bu zarureti kavrayamayacaklarsa vay halimize ki onca emek boşa demektir. Demokrasi ahlaksız hürriyetler rejimi şeklinde tavsif edilse yeridir. Ve Batının silah zoruyla kabul ettirmeye çalışmasının sebebi budur.

Devlet, hukuk, ahlak ve hürriyet arasındaki alakayı kuramazsan, saygı yok, sevgi yok, sabır yok diyorsun, ilim yok, irfan yok, ahlak yok diyor ama neden yok oldukları hakkında kafa yormuyorsan bu türden mızmızlanmanın ve kaybolup giden nesiller vezninde cümleler kurmanın samimiyetsizliği suratında patlar. Suratında evladın olarak patlar, istikbalin olarak patlar, top yekûn bir milletin mahvı olarak patlar, devrin hâkim kültürü elinde devşirilmişlik olarak patlar…

Tam bağımsızlığa giden yol kendi ahlak anlayışını, ahlakını tamimleştirmekten ve hürriyeti tamimleştirdiğin o ahlak anlayışı etrafında yerli yerine oturtmaktan geçer… Ahlak ve hürriyet arasındaki koparılamaz bağı göremediğinde hürriyet seni senden almak isteyen çevrelerin en büyük silahı olacaktır.

Hürriyet ancak ahlak şartlarında hürriyettir. Ahlaksız hürriyet cinayettir. Ahlaksız ne hürriyet tesis edilebilir ne de adalet… Adaletinde hürriyetinde mihrak noktası ahlaktır. Ahlak sistemi olmadan sistemin ahlakından bahsedilemez… 

Yeni Türkiye’nin gerçek bir medeniyet inşa edebilmek için, her şeyine temel olmak üzere tamimleştirmek zorunda olduğu ahlak Âlemlere Rahmet olarak gönderilmiş Efendimizin “tamamlamak üzere gönderildim” buyurduğu, kendi bütünlüğünden asla taviz veremez olan ahlaktır… Başyücelik ideali bu ahlakın fikirleştirilmiş halidir.

Devam edecek…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.