İslam Medeniyet Tarihi İçindeki Yeri Nedir?
Osmanlı, kendi dönemine kadar gelen İslam, bilgi ve değer birikiminin bütününü kullanmıştır. Bütün İslam ekollerine tartışma ve hayat alanı açmıştır. Osmanlı müesseselerine baktığımızda Yeniçerilikte Bektaşilik vardır. Ama aynı Yeniçeriler kendilerini Hz. Hamza ile bütünleştirirler. Bütün esnaf loncalarında bir peygamber sembol olarak seçilir. Bununla anlatmak istenilen “İslam medeniyetinin değişik renkleri, benim bünyemde birleşmiştir” mesajıdır.
Türk Tarihi Açısından ve Türkiye’de Bugün Yaşadığımız Gerçeklik Açısından Osmanlı’nın Yeri Nedir?
Osmanlı’nın şehir ve köy hayatında bir birlik ruhu vardır. Osmanlı insanı bugün olduğu gibi bir kimlik krizi yaşamadı. Ağaçlar ayakta ölür sözünde olduğu gibi ölürken de ayaktaydı.
Bugün bir Alman kimliğinin içinde Kutsal Roma-German kimliği vardır. Hem kutsaldır çünkü Hristiyan’dır, hem German’dır çünkü o soydan gelmektedir.
Tarihsizleşen bir toplumun ayakta kalabilme şansı yoktur. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Bu yüzden fikir adamlarımızın güzel bir ifadesi vardır: İstikbal köklerdedir.
Batıdan geri çekilişimizle birlikte “Ortadoğu sınır kavramı” da sürekli değişmiştir.
XVIII. yüzyıl sonunda Viyana önünde başlayan Ortadoğu sınırı, bugün Edirne’den başlatılmaktadır. Ortadoğu coğrafi, siyasi bir kavram değil, jeo-kültürel bir kavramdır. Osmanlı’da da Rumeli kavramı bizim ilerlememizle orantılı olarak değişmiştir. İstanbul’un isimlerinden olan DERSAADET bir umudun simgesidir. Zira başı sıkışan Osmanlı Devleti’nden yardım istiyordu.( Müslim-Gayri Müslim)
Osmanlı’da ilim adamları, hiç çekinmeden, ilim alabileceklerine inandıkları her yerden yararlandılar. Bu kendilerine duydukları güvenin sonucuydu.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamaya dikkat ettiler. Bilmedikleri şeyleri yok saymadılar. XIX. Yüzyıl, bir ilim adamımızın ifadesiyle, imparatorluğun en uzun yüzyılıdır. Bu yüzyıldaki milliyetçilik düşüncesi Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır. Balkan bozgunu ve Ortadoğu (Filistin) bozgunu, batıyı ve güneyi kaybetmemize yol açtı. Osmanlı’nın stratejik temeli Anadolu-Balkan eksenidir.
O temeldeki sarsıntı pahalıya mâl oldu.
Bizde, Batının üstünlüğünü kabullenme XVIII. yüzyılda başladı. Önce askerî alanda ıslahatlara girişildi. Çünkü gerilemenin en önemli sebebi olarak askerî başarısızlık görüldü. Modernleşme daha sonra diplomasiye sirayet etti. XIX. yüzyılda Avrupa’ya öğrenci gönderiyorduk ama onlardan darvinizmi, pozitivizmi alıyorlardı. O zaman modernizm artık bir yapı kurum olmaktan çıkıp felsefi bir problem haline geldi. Bu aslında kötü bir şey olmayıp bir hesaplaşmayı başlattı. Ancak bu hesaplaşmada gereken hazırlık tam yapılamadığı için başarılı olunamadı.
Son dönemlerde zihniyetimizi özgürleştiremedik. Evrensel doğrular üretemedik. Gerçekte bu doğruları üretebilecek gücümüz ve birikimimiz vardı. Batıda, veren hükmeder, alan hükmedilir düşüncesi vardır. Biz ilk dış borcumuzu da XIX. yüzyılda aldık. Osmanlı’da paran kadar değil bilgin kadar konuş ülkesi egemendi. XIX. yüzyılda para bilginin yerini almaya başladı.
Osmanlı son dönemlerine kadar iş bırakan değil iz bırakan bir devletti. Ama bu en kötü yüzyılında dahi meşru olmayan (Avrupa köle ticaretini ancak bu yüzyılda terk etti) yollara tevessül etmedi.