YENİ TÜRKİYE…
Sayın Davutoğlu’nun Konya’da ki bir toplantıda Üstâd Necip Fazıl’ın meşhur mısraına gönderme yapılarak kullandığı “doğsun Yeni Türkiye bizden doğarak” sloganı üzerine hatırımıza geldi birkaç kelam…
Yeni Türkiye ümit dolu bir kavramdır, dahası bizce bu ideal sahibi olmak meselesinin üzerinde çok daha fazla konuşmalıyız!
“Şahit ol ey kılıç kalem ve orak
Doğsun büyük doğu benden doğarak”
Yeni bir Türkiye’nin doğuyor olduğuna inanmak ve Anadolu’nun inanmasını sağlamak… Mevzu budur.
Yeni Türkiye söylemi elbette Anadolu’da bir hareketliliğe yol açacaktır. Tabiî ki şarkıların güzel olması kadar nasıl söylendiği de mühimdir…
Anadolu’yu bir inanç topu haline getirebilecek Yeni Türkiye hedefi ne olabilir? Bizce konuşulması ve Anadolu’nun ruh köklerini harekete geçirebilecek, hedef birliğini temin edecek, o yüksek ideal etrafında şenlenecek ruhlarla gemileri karadan yüzdürebilecek Türkiye hedefinin ne olduğunu konuşmalıyız.
Yeni Türkiye nasıl bir Türkiye’dir?
Anadolu’yu bedbin insanlar mekânı, yorgun ruhlar diyarı, ölü gönüller mezbahası olmaktan kurtaracak olan yeni Türkiye hayali?
Ahiret inancı örselenmiş gibi şehitlik şuurundan uzaklaşmış gibi duran, yarın endişeleri içinde yalnızlık duygusu ile kaplanmış bu vesile ile de panik halinde güya başını kurtarmanın derdinde olarak makam mevki mal mülk derdinden kendini alamayan Anadolu insanını bir kutlu idealin kahramanları haline getirecek Yeni Türkiye hayali nasıl bir Türkiye’dir?
Marifet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mesela İngiltere gibi, Amerika gibi “güçlü” bir devlet olması değildir… Neticede onlar olabildikleri yoldan olabileceklerini oldular öyle olmanın sonucunun ne olduğunu da, öyle kalabilmenin zorunlu gereklerini de vesairesini de gördü dünya, gördük hepimiz…
Mesele susuzluktan çatlamış insanlığa suyu getirebilmek, mesele büyük ve müreffeh bir İslâm beldesi olabilmek, mesele bunları mümkün kılabilecek mevcut tek alternatif pratik teklif halinde yüce insanların memleketi manasını da kapsayacak şekilde “YÜCELERİN” iktidarını tesis edebilmekte…
Aksi halde bize ne, garibanı ezerek ayakta tutmak zorunda kalacağınız, müstakbel zenginliğiniz ve “büyüklüğünüz “den…
Bunun yanında Yeni Türkiye, hafazanallah, cami de yaptıran zengin “yeşil sosyete”nin devletleşmiş hali mi olacaktır?
ABDÜLHAMİT İSLAMCILIĞI…
Ahmet Davutoğlu hoca akademik yayınları ile değil ancak tarihi misyonu ile yaşartıyor Anadolu insanının gözlerini…
O yüzden Davutoğlu’nu “Davutoğlu” yapan Davutoğlu değil Davutoğlu’nun vizyonu, üstlenmeye çalıştığı davasıdır;
“Abdülhamit Han’ın beklenen ruhu…”
Eski bir muhalif akademisyen öğrencisinin ifadesiyle:
“Davutoğlu, Özal’ı Tanzimat paşalarına benzetir, Batıcı olmakla eleştirir. Abdülhamid dönemi İslamcılığını idealize eder”
Büyük Doğu mimarı Üstâd Necip Fazıl’ın “Abdülhamit’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır” dediği dava:
“Ulu Hakan Abdülhamit Han “İslâmcılığı”… İşte biz ona, onun fikirleşmiş haline “”Büyük Doğu” diyoruz…”
“…çerçevelenen “Büyük Doğu” görüşümüz, “Büyük Doğu”dan kastın İslâm olduğunu gösteriyor…” (1)
ABDÜLHAMİTÇİ HAYALLER…
“Artık Konya’da siyaset Davutoğlu etrafında birleşmeli” diyenlere, Davutoğlu’nun “her kesimin başbakanı olarak desteklenmesi” gerektiğini söyleyenlere sözümüz; bu saatten sonra olması gereken Davutoğlu etrafında öbeklenmek değil, bu da gerekli olmakla beraber esas mesele, Davutoğlu’nun vizyonu etrafında birleşmek o vizyonun anlaşılmasını sağlamaya yönelik çalışmalar, yazmalar- etmeler olmalıdır. Ancak bu manadaki destekler Davutoğlu’na gerçek destek olacaktır; Abdülhamit’i ve dolayısı ile “Büyük Doğu”yu anlamak anlaşılmasını sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmak, Yeni Türkiye’nin yarınlarını hep beraber inşaya yönelik katkılar… İçinizdeki ideal sahibi marifetlilerin en iyilerini emrine vermeniz ve emrine girmeniz, yetersiz olanlarında dava aşkına etrafını boşaltmaları…
Ahmet Davutoğlu’nun 1990 ile 2000 yılları arasında yazdığı 300 makaleyi inceleyen Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Behlül Özkan:
“Davutoğlu şunu iddia ediyor: Ortadoğu’da da otoriter rejimler çökecek ve bunun yerine İhvan benzeri İslamcı grupların iktidarında yeni bir Ortadoğu kurulacak. Lideri de Türkiye olacak. Ama bu dünya tarif edilirken “demokrasi” kelimesine hemen hemen hiç rastlamıyoruz. Davutoğlu Osmanlı sonrası Ortadoğu’da kurulan bütün devletlerin yapay olduğunu düşünüyor. Ama Avrupa Birliği modeli post ulus-devleti idealize etmiyor. Tam tersi ulus-devletin gerisine gidiyor. Yani İslami düşünceye gidiyor. 200 yıl öncesine gidiyor. İslam birliği üzerinden yeni düzen istiyor.”
MEŞRU İKTİDAR…
Yeni Türkiye, Milletin Türkiye’si, Ümmetin Türkiye’si, Hâk’kın Türkiye’si olmak zorundadır… Millet olmanın, Ümmet olmanın insan olmanın başkaca yolu yoktur… İnsan olmanın başkaca yolu yoktur, zira:
“Herkesin hakikatini bulacağı ve hürriyetini izleyebileceği, düşünce ve aksiyonunun değerini ve nisbetini bulacağı ölçüler manzumesi, Mutlak Fikrin gerekliliğidir ki, bu olması gereken, her ân kendini oluşturan insan şuuruyla kurulamaz.”(2)
Her ân kendini oluşturan insan şuuruyla “olması gereken”in iktidarının da inşa edilemeyeceği değişime mahkûm olması yönü ile hep nakıs kalacağı, hep eksik olacağı, haliyle hep haksız ve adaletsiz olmaya mecbur olduğu da açıktır. Zira her ân gelişmek durumunda olan insan şuuruna göre bu gün doğru olan yarın yanlış olacaktır… Haliyle değişmeyen -Mutlak Doğruya nisbet- olmadığı müddetçe haksızlıklar ila nihayet devam edecektir. Ve iktidar için gerçek bir “olması gereken-ideal hali” söz konusu olamayacaktır.
“Milletin emrinde olmanın, milletin başıboş temayül ve tercihlerini işletmek demek olmadığı gibi hususlar bir yana, selim aklın teslim ettiği şema, “hâkimiyet kimindir”? ve “iktidarın kullanılışına haklılık veren nedir?” gibi meseleleri izâh etmedikçe, sadece kuru bir kalıptır”(3)
Milletin başıboş temayüllerinin iktidarı mı, yoksa milleti de hükümet edenleri de bağlayan ve selamete çıkaracak olan “Hâk”kın iktidarı mı?
İnsan aklı her an gelişim halinde, tekamüle mevzu olduğuna ve “olması gereken” iyi, doğru ve güzeli tespit edemeyeceğine göre Yeni Türkiye meşruiyetini milletin başıboş temayüllerinden mi alacaktır yoksa Mutlak Fikre nispetinden mi?
YENİ DİL…
Ayrılıklar, düşmanlıklar üzerine değil; yüksek idealler üzerine bir dil… Doğruyu söylediğinde yanlışlar kendiliğinden ortaya çıkacak ve usulca sıvışacaktır hakikat meydanından…
Elbette kuşatıcı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki “48”in içini boşaltıcı bir üslup kuşanılmalıdır.
AK Parti her ne kadar eski ise de Sayın Davutoğlu yeni bir yüzdür… Bundan sonra safların sıklaşarak ve dayanışmanın artarak devam etmesi için, bizce diyelim, kullanılacak politik dil, muhalifler üzerine değil de, idealler hedefler üzerine oturtulmalıdır… Böylece 13- 14 yıllık süre içerisinde oluşmuş bir takım kırılganlıkların ortadan kaldırılabilmesi ve Anadolu’nun kitle desteğinin de artırılabilmesi mümkün olabilecektir. Muhalefet üzerinden değil de idealler üzerinden bir dil oluşturulduğunda o 48 içerisinden bu ideallere baş koyacak yüksek bir yekûnun olduğu görülecektir.
(1)Başyücelik Devleti kitabı/shf:203 Salih Mirzabeyoğlu
(2) Başyücelik Devleti kitabı/shf:210 Salih Mirzabeyoğlu.
(3) Başyücelik Devleti kitabı/shf:207 Salih Mirzabeyoğlu.