Bugün Farklı Bir Şey Yapın…
Bugün farklı bir şey yapın. Bugün kafanızdaki bütün düşünceleri masaya yatırın; en ağır, en kanamalı hastayı ameliyat edecek cerrahlar gibi, kafanızda ne varsa yatırın masaya ve açın tepedeki projektörleri en ince detayına kadar aydınlatın her şeyi. Karanlıkta hiçbir şey kalmamacasına, ameliyat masasına bağlayın hastanın ellerini, ayaklarını, operasyon esnasında kıpırdayamasın, narkoza gerek yok, hasta da ayık olsun siz de…
En çok sevdiğiniz adamı, kardeşinizi, oğlunuzu, eşinizi, en çok kızdığınız adamı, en sevmediğiniz adamı, ya da ne bileyim kanlı bıçaklı can düşmanınızı kabul edin masadaki hastayı, Hipokrat yemini ettiğinizi unutmayın, bıçağın altındaki kanlı düşmanınız da olsa adil davranmak ve sağlığına kavuşturmak için vuracaksınız neşterinizi…
Düşünsenize, öfkeniz, sevginiz, kininiz, inadınız, nefretiniz, aşkınız, aklınız, mantığınız, gururunuz, tuttuğunuz takım, desteklediğiniz parti, yıllardır peşinden koştuğunuz lider her şey masada ve elleri ayakları bağlı ve de üstelik olayın en karanlık noktalarını aydınlatan projektörler tepede…
Asistan doktora ya da yardımcı hemşireye gerek yok. Onlar ameliyat esnasında sizi yanlış yönlere sevk edip, yanlış kararlar aldırabilir. Tek başınıza girin bu operasyona, hastanın vakti var siz de biraz vakit ayırsanız hasta kurtulacak…
“Tek başıma nasıl çıkarım bu işin içinden?” demeyin. Bir yerlerden başlayın işte, mesela ilk önce fanatiklik derecesinde tuttuğunuz takımdan başlayın, çıkarıp atın hastanın bünyesinden. Fenerbahçeliyseniz çıkarın, yerine başka bir takımı koyun, çıkarın tutuğunuz partiyi, amblemini, sloganını, partinin ilkelerini; yerine başka bir partinin amblemini, ilkelerini koyun, olur mu demeyin, olur. Unutmayın yemininiz var ve hastayı iyileştirmek zorundasınız…
Hasta ayık, hasta itiraz edebilir bu duruma, ama dinlemeyin, siz cerrahsınız ve onu iyileştirmek zorundasınız…
Hiç acımadan bağırta bağırta alın bünyedeki nefreti, kini, öfkeyi, hatta gururu, kibiri yerine küçük küçük sevgiler koyun, alıştıra alıştıra, merhamet duygusu koyun, mütevazılık tozundan ekin üzerlerine, adalet duygusu, Allah korkusu ekleyin damarlardan birisine…
Bütün bunları yaparken bir taraftan da o güne kadar kazandıklarınızı ve kaybettiklerinizi düşünün, sinirli bir anınızda yanınıza yaklaşıp konuşmak isteyen oğlunuzu kızınızı azarladığınızı, küçük bir mesele yüzünden bağırıp çağırıp kırıp döktüğünüz eşinizi, incir çekirdeğini doldurmayan bir mesele yüzünden yıllardır küs olduğunuz dostunuzu, televizyon başında maç izlerken küfrettiğiniz hakemi, ya da senden farklı düşündüğü için, senin düşüncelerine ters şeyler söylediği için gırtlağını sıkmak istediğiniz parti liderini, en sevmediğiniz insanla kucaklaşıp birlikte kahkahalar attığınızı düşünün mesela, ya da ne bileyim en nefret ettiğiniz partinin bayrağını sallayarak sloganlar attığınızı düşünün…
Yanınızda asistan yok, hemşire yok, Allahtan başka kimse sizin ne yaptığınızı ne düşündüğünüzü bilmiyor…
Sıyırıp alın hastanın bünyesindeki en maraz hastalıkları; öfkeyi, kini, nefreti, inadı, gururu, kibiri, eneyi, hepsinin yerine tek tek sevgi ve aşk yerleştirin… Unutmayın bizim insanımızın yüreğinde sevgi ve aşk olanlar Yunus olmuştur, Mevlâna olmuştur, Şems olmuştur, Ahmet Yesevi olmuştur, Hacı Bektaş olmuştur, ama yüreğinde kin ve nefret olanlar, ene ve kibir olanlar Firavun olmuştur, Ebucehil olmuştur, Haçcac olmuştur, onun için korkmayın hastanın bünyesinde yaptığınız değişikliklerden…
Ve sonra sorun hastaya seni rahatsız eden bir şey kaldı mı diye, ağrın sızın dindi mi diye… Hasta size çok daha farklı şeyler söyleyecektir, çok daha olumlu çok daha umut verici şeyler söyleyecektir inanın bana…
Bugün farklı bir şey yapın ne olur. Bugün empati yapın ne olur, tadı biraz mayhoş kekremsi olsa da, ağzımızda biraz buruk bir tat bıraksa da bugün bir anlık da olsa empati yapın, en azılı katil yerine koyun kendinizi, “Yahu bu adam, karşı taraf ne yaptı da bu adam bu suçu işledi…” diye düşünün…
Bugüne kadar at gözlüğü ile baktığımız, olaylar kuru inat savunduğumuz fikirlere ki fikirlerimizde haklı bile olsak, biraz farklı açıdan bakın “yanılmış olabilir miyiz acaba?” diye düşünün, koruma kalkanınızı bırakın elinizden karşında konuşanın sözcükleri aklınızda mantığınızda daha farklı yer bulsun, koruma kalkanınıza çarpıp geri dönmesin…
Bütün eğrileri çöpe atıp doğruları bulmak bu tavırla olabileceğini inancındayım, değilse seçimlere sayılı günler kala, birbirimize bağırıp çağrışman, küfürler etmenin kimseye bir faydası olmaz, hiç kimseye de bir şey kazandırmaz…
Bir 17 Aralık’tır tutturdu gidiyor millet. Doğrudur bu milletin haksız yere bir kuruşuna göz dikenlerin bırak cezalandırılmasını gözleri çıkarılsa acımam, ama şunu da hesaba katmak lazım; o kadar derme çatma bir kalabalığın içerisinde kötülerin de kötü niyetlilerin de olabileceğini kabul edebilmek lazım. Değilse siyasî bakışımızı çıkar ve menfaat üzerine inşa edersek, Allah rızasını bir tarafa bırakır, hak ve hukuku es geçersek hiçbir zaman doğru karar veremeyiz ve bu “sen ben kavgası” asırlarca sürer gider…
Bütün iş, ne yapıp yapıp, allem edip kullem edip seçimleri kazanmak mı, yoksa kaybetmek bahasına doğruları söylemek ve doğrunun yanında yer almak mı, mesele bu kadar açık ve basit…
Bugün farklı bir şey yapın, bütün eğrilerinizi ve doğrularınızı masaya yatırın. Yazımın başında anlatmaya çalıştığım cerrah gibi, kinden, öfkeden, nefretten, gururdan kibirden arınıp doğrularınızı tekrar kontrol edin. Eğrileri tıbbî atıkların atıldığı çöp kutusuna atın ve hastayı ayağa kaldırın. Yoksa bu ülke yıllardır olduğu gibi kan kaybetmekten, bizler de ahlarla vahlarla dövünmekten kurtulamayız… selam ve saygılarımla…