Tevhid-i Tedrisat Kanunu Dershaneler Vesaire
Malum olduğu üzere Tevhid-i Tedrisat kanunu hangi kılıf ile örülürse örülsün hangi gerekçe ile izah edilmeye çalışılırsa çalışılsın temeldeki varlık sebebi, yeni bir ideoloji ile kurulmuş devletin, vatanı islamdan kurtarmış(!) olan, kurucu kurtarıcı zihniyetin kendi ideolojisi ekseninde yeni bir nesil peydah etmek için İslâm’dan uzak bir okul sistemini bu toprakların evlatlarına dayatabilmek parça bölük mahallerde İslâm’ın öğretilir olmasını engelleyebilmek için oluşturulmuş bir kanun idi…
Bir medeniyet yahut bir dünya görüşü, kendince bir ideal insan toplum ve çevre şartları telakkisidir. Dolayısı ile her medeniyet yahut dünya görüşü kendi ideal insanını yetiştirmek arzusu taşır zaten aksi o iddiayı anlamsız kılar… Modern dünya kendi insanı, kendi toplumu ve kendi çevre şartlarını oluşturacak şekilde bir müfredat ile kendi eğitim sistemini inşa etmiştir… Bizler dolayısı ile kendi medeniyetinin sancısını çekenler kendi insanını doğuracak müfredatı ve eğitim sistemini kurmak zorundayız bunun içinde batı tipi eğitim veren kurumların kökünden kaldırılması zarureti ortadadır…
Zira batı tipi eğitim veren kurumlar ancak ve ancak kendi değer yargılarının dünyalarını imar edecek, o dünyanın sürekliliğini sağlayacak bireyler yetiştirebilmek maksadına yönelik eğitim verirler… O müfredattan bizim dünyamızı kuracak bireylerin ortaya çıkmasını beklemek elbette akla ziyan bir ham hayal olacaktır…
Modern eğitim kurumları ister ilkokul ister lise ister üniversite olsun modern dünyaya eklemlenme arzusu duyan yeni devletin güdücülerince bu ülkeye getirilmiştir. Bu arada tamamen saha dışına itilmiş Anadolu Müslümanları, yeni devletin kendi neslini yetiştirmesi maksadıyla açılmış o kurumlarda yer kapma çabasına girince dershaneler mevcut dünya da yer edinme çabasında olan insanımız için bir kolaylık vesilesi olmuştur… Ama bu vesile neticede bizleri modern dünyanın kadrosu olmak tehlikesinden kurtarmamıştır bilakis modern dünyaya eklemlenmemizi netice vermiştir… Hâsılı kendi şartları içerisinde dershaneler kendi başlarına bir sorun olarak kabul edilemez…
Anadolu insanı için, modern eğitim kurumları ve modern üniversitelerin müfredatlarının ulaşılamaz olduğu şartlarda anlamlı olan bu kurumlar modern eğitim müfredatı değiştirilmediği müddetçe mevcut bilgiye ulaşılabilir hale gelinmiş olsa da -ki mevcut müfredat bilgisine herkesin ulaşabilir hale geldiği konusu da tartışılır neticede- yine de mevcut müfredattaki bilgiye ulaşabilmek için bir imkân yoludur birçok kesim tarafından…
Ama temel sorun bizlerin kendi bilgilerimize, dünyamızı ve ahiretimizi bizler için cennet haline getirebilecek bilgiye ulaşabilmemiz sorunudur… Bugün için artık batı tipi müfredat ve eğitim kurumları baştan sorgulanabilmeli yenidünya için yepyeni müfredat ile ortaya çıkabilmenin imkân şartları gözden geçirilmelidir… Ve bu baptan olarak sorunumuz ne kadar büyük ise de yüzleşebilmek cesaretini kuşanmalıyız…
Bir eğitimci arkadaşımızın yahu tevhid-i tedrisat mı kaldı Allah aşkına demesi üzerine fiilen böyle bir durumdan bahsedilebilir amma bu tevhid-i tedrisatın ortada kalmamışlığından ümmetin istifade ettiğini söyleyebilir misin sorumuza ne yazık ki hayır cevabını almıştık… Evet evet askeri okullardan bir takım yabancı okullara, bir takım papaz okullarına kadar bir çok farklı müfredat ile faaliyet gösteren en son Ruhban Okulu’na kadar kendi müfredatını okutan birçok okul var ama Müslümanların yalnızca Müslümanlığın hassasiyetlerinin gözetiminde açabildikleri okulları yok… Yalnızca Müslümanlığın kurallarına bağlı şekilde okullar açılabilmesi ne yazık ki mümkün değil… Kendini bambaşka kanunlarla bağlamış Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmak zorunda açılacak okullar, onların denetimine, onların kanunları çerçevesinde açık olmak zorundalar… Milli Eğitim Bakanlığı denetlemelerini İslâmî hassasiyetleri gözeterek yapmıyor… Bir şekilde temel aldığı batılı değerler merkezli yapıyor…
Mahmud Efendi Hazretleri’nin “Medrese, gerisi vesvese” demesi gibi kıyı köşe açılmış medreseler hala yasa dışı ve varlıklarını arka sokak imalathaneleri gibi devam ettiriyorlar… Diğer bir takım cemaat çevrelerinin dini eğitim faaliyetleri de ne yazık ki bu bağlamdan öteye geçemiyor… Netice de hepsi arka sokak faaliyetleri durumundalar… Niye hala bu şartlara razıyız?
Neticede vatan bizlerin imanımın/imanımızın, töremizin, geleneklerimizin rahatça var olabildiği toprak zemin değil mi? “Vatan; fikrimin coğrafyası değil mi? Evimizi kutsal yapan, kıymetli yapan özellik nasıl ki orada istediğimiz şekilde hassasiyetlerimizi dikkate alarak yaşayabiliyor olmamız ise üzerinde yaşadığımız toprağı vatan yapan da o topraklar üzerinde nesil emniyetimizi, imanımız, ahlakımız, törelerimiz bağlamında koruyabiliyor olmamızdır…” Aksi halde Yunan İktidarının hüküm ferma olduğu topraklara vatan demememizin izahı ne olabilir ki? Niye oraları fethedince vatan oluyor, fethin manası ne? Fikrimin, imanımın, itikadımın hüküm ferma olmadığı toprak niye vatanım olsun? Bu toprakları Kemalistlere vatan yapan, onların bu topraklardan İslâm’ı söküp atmış olmalarındaki başarıları değil mi? Vatan kurtarmaktan kasıtları, “on yılda yarattıkları on milyon genç” değil mi?
Bizler için eğitim sorunu epey eskilere dayanır ve bu sorun elbette bu günde çözülebilmiş değildir. Osmanlının son zamanlarında da çürümüş eğitim sisteminin yeniden elden geçirilmesi ve derlenip toparlanması için birçok etütler yapılmış ama ne yazık ki üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek kastı içerisinde sistemi eleştiren İttihat Terakki şebekesinin iktidarı ele geçirmesiyle kendi sorunumuzu kendi köklerimizin üzerinde çözmek yerine batı taklitçiliği ağır basmış ve batılı müfredatı tahsil etmeyi adam olmak diye lanse etmişlerdir… Cumhuriyet bu anlayışın zıvanadan çıkmış halinin üzerine bina edilmiş oluyor ne yazık ki, zaten muasır medeniyet seviyesi hedefi de başka bir şey değildir… Muasır medeniyet seviyesini yani tam anlamıyla batılılaşmayı varlık sebebi telakki etmiş bir anlayışın takipçilerinin bugün çıkıp da birilerini batıcı, Amerikancı bilmem neci diye yaftalamalarındaki garabet de işin cabası ya neyse mevzuumuz o değil şimdi…
İttihat Terakkici zihniyet ki bunların belki de en dikkat çekeni Doktor Nazım Bey ismiyle maruf olan Sabetayist ittihatçı kurucusu zattır… Neredeyse bütün varlığını batıcı müfredatın tahsiline ayırmış, sürekli batıya gidip ilim öğrenmeyi batıya öğrenci göndermeyi batı tipi okullar açılmasını tavsiye ederek geçirmiş bir süre de ittihat terakki iktidarı döneminde maarif bakanlığı yapmış bir kişi idi…
Bugün eğitim kurumları aracılığı ile dini hizmet verme maksadı güden bir takım çevrelerin yaptığından başka bir şey yapmamış olan bu zât hayatını Abdülhamit’in tahttan indirilmesine adamış bir inanmış idi…
Onların açtığı yolda onların usulü ile eğitim hizmeti verenlerin ihmal ettikleri hususlar var elbette, onların getirdikleri müfredatları dini inkâr etmeyen, namaz kılan, oruç tutan insanların okutuyor olmalarının ötesinde bir farkı yok ne yazık ki…
Dershaneleri bir de bu yönü ile ele almak gerekir diye düşünüyorum, tabii yalnızca dershaneler değil, Müslüman çevrelerin açmış oldukları özel okullarda da aynı sorunun olduğunu düşünüyorum… Dersler arasına sıkıştırılmış İslam kültürüne dair verilen bir takım bilgilere bakılarak buraların Müslümanlık okulları oldukların söyleyebilmek mümkün mü? Dershaneler çok iyi üniversite hazırlık imkânı tanıyorlar ve eskiden yalnızca yeni rejimin doğurduğu mutlu azınlığın çocuklarının gittikleri okullara Anadolu evlatlarının bir kısım imkân sahibi olanlarının da gidebilmesinin yolunu açmış oluyorlar bu doğru, ama sistem kurucularının ülke yönetimini devredebilecekleri kendi çocuklarının yetişmeleri için açmış oldukları üniversitelere “bizlerin” çocuklarının da gidebilmesinin imkân yolunu açmış olmalarına nazaran açık ki oralar belki bir dönem için maslahat icabı gerekli görülmüşler ise de o okullar ve o ilimler bir İslâm medeniyetinin doğumuna yataklık yapabilecek kurumlar değillerdi… Mevcut devlet otoritesinin temel aldığı ideolojiye nispet öğrenci yetiştirmek için açılmış kurumlar idi ve bizlerde aynı yapıyı devam ettirecek şekilde ama “bizden” olan kişilerin o kurumlarda bulunmasını kâr zannettik…
Zannediyorum bütün insaf sahibi Müslümanlar da hak verecektir; bizler kendi eğitim kurumlarımıza sahip olamadık, cumhuriyetle kaybettiğimiz imkânı henüz tekrar ele geçiremedik, kendi medeniyetimizin evlatlarını yetiştirecek yapılar, eğitim kurumlarımızı inşa edemedik, yalnızca dünün tamamen imkânsız gördüğümüz şartlarına nazaran elde ettiğimiz imkânları olması gereken ideal saydık… Modern dünyanın içerisinde kendimize bir yer bulabilirsek bunun nimet olacağını düşündük. Bütün hesabımızı bu modern dünya tarafından kabullenilebilecek bir şekilde var olabilmeye göre yaptık…
Dershaneler bir tarafa Müslüman çevrelerin açtıkları özel okulların bile tasfiye olmak ve kendi medeniyetimizi ibda, inşa ve ihya edecek eğitim kurumlarımızı oluşturmak zorunluluğumuz açık bir şekilde görülmüyor mu?
Müslümanların kendi itikatlarının hiç bir sansüre kısıtlamaya Müslümanlık ölçüleri hariç hiçbir başka güç tarafından denetlenmeye tabii tutulamadığı eğitim kurumlarını oluşturma zaruretimiz, batılı müfredatın etrafının yeşille boyanmasından öte kıymet taşımadığı gerçeği görülemiyor mu?
Ben bir Müslüman olarak halâ evlatlarımın dini eğitim ve terbiyesini okul dışında, ya “illegal” ellerde yahut derme çatma şartlarda almasından başka yol bulamıyorsam nasıl bu topraklara vatanım diye sahip çıkabilirim ki?
Kapatılmasından bahsedilen dershaneler bizce zurnanın son deliği mesabesindedirler modern batıcı eğitim kurumlarından kurtulmak sorunu temelinden çözmek demek olacaktır.
Osmanlının yönetici ve âlimlerinin çözememeleri sonucu ittihatçılar tarafından başımıza musallat edilen ama buna rağmen zaman içerisinde ümmet tarafından o tamamen İslam düşmanı yapısından uzaklaştırılmaya çalışılmış olan eğitim kurumlarımız ve onların müfredatları mevcut halleriyle Ömer Hayyam’ın:
Bir elde kadeh, bir elde Kuran
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam Müslüman!
Dizelerindeki gibi bir halden azade olmayan genel manadaki okullarımızın tamamının yeniden elden geçirilmesi zarureti ortadadır… Öyle olunca bizce dershaneler sorunu da kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Müslümanlık hassasiyetine sahip oldukları su götürmez bir gerçek olan dershane çevrelerinin de hükümet çevrelerinin de bu batı tipi müfredata haiz okullardan kurtulunması gerektiğini düşünmeleri ve kendimiz için ideal olanın yollarını aramalarının vaktinin geldiğinin işaretidir belki de bu hırgür…
İster hükümet olsun ister dershane çevreleri olsun, zor zamanlarımızda tüm mukaddesatımıza düşman olan çevrelerin bağrımıza sapladıkları hançer olmaktan öte kıymeti olmayan batı iman-itikat konseptinin ürünü olan müfredat ile donanmış okullardan ve o vizyona adam yetiştirmek yolundan kurtulunması gerekir… Tek parti ihaneti ve milli şef zulmü şartlarında oluşturulmuş çıkış yollarının, tamamen yok olmaktansa bir şekilde var kalabilmeyi esas alacak şekilde oluşturulmuş “mücadele –varoluş konseptlerinin” yeniden gözden geçirilmesi gerektiğinin işaretidir belki de…
Evlatlarımızı cennete hazırlayacak müfredata sahip okulları talep etme vaktinin geldiğinin işareti…
Hâsılı bana İslâm hikemiyatına nisbetle ele alınmış şekilde müsbet ilimlerle de donanmış “medrese”mi verin, batı itikatlı okullarınızda, o okullara öğrenci yetiştiren dershaneleriniz de sizin olsun…
Kendi medeniyetimizi inşa edecek nesil için yükse sesle dillendirilmesi gereken talep budur bizce…